T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2023/1678 Esas
KARAR NO : 2026/137
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 13/04/2023
NUMARASI : 2022/8 E. - 2023/83 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/02/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili derneğin Türk Sanat Müziğini, yurt içinde ve dışında sevdirmek, icra etmek, yaygınlaştırmak ve geliştirmek adına 14/12/1998 tarihinde kurulduğunu, uzun yıllar boyunca müvekkili dernek tarafından verilen emek ve çaba ile bir marka değerleri oluşturulduğunu ve Türk Sanat Müziği denince akla gelen isimlerden biri de müvekkili derneğinin olduğunu, oluşturulan bu marka değerinden haksız yarar sağlamak isteyen davalı yanca ... sayılı "... ..." isimli marka tescili gerçekleştirildiğini, müvekkilinin "..." markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının tescilinden önce yıllar boyu kullandığını bu nedenle de üstün hakkı bulunduğunu, müvekkili markası ile davalı yana ait marka görsel, işitsel, kavramsal ve bütün marka algılaması yönünden birbirlerine benzediğini, ayrıca davalının tescil ettirdiği markayı tescilden itibaren beş yıldır aktif bir şekilde kullanmadığını, bu nedenle de iptalinin gerektiğini ileri sürerek, davalı adına ... sayı ile tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini mahkeme aksi kanaatte olması halinde dava konusu markanın kullanmama nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1974 yılında müzik kariyerini başladığını, ses sanatkarı, udi, perküsyonist vasıflarını haiz olan müvekkilinin aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen birçok korosunda şeflik ve hocalık yaptığını, müvekkilinin, davacı derneğin korosunu 2008-2014 yılları arasında çalıştığını, davalı müvekkili tarafından çalıştırılan dernek korosu, dernek yönetiminin izlediği yanlış ve derneğin amacı ile bağdaşmayan eylemler neticesinde tanınırlığa ulaşamadığını, müvekkilinin gerek yıllarca emek verdiği koronun dernek amacı ile bağdaşmayan eylemler neticesinde tanınırlığa ulaşmaması, gerek dernek içindeki usulsüz, dernek tüzük ve amacına aykırı iş ve işlemlerden rahatsız olarak; derneğe üye birçok ses sanatkarı arkadaşı ile birlikte dernekten istifa ederek ayrıldığını, ayrılma sonrası dernekten ayrılan müvekkili ile ses sanatkarları "... ..."ni kurduklarını, müvekkilinin usta ses sanatkarlarının bir araya gelerek "... ..."ni kurmasından hemen sonra, 09.06.2014 tarihinde, "... ..." markasının tescili amacıyla davalı müvekkilce Türk Patent ve Marka Kurumu'na başvuru yaptığını ve başvurunun kesinleşerek marka tescilinin gerçekleştiğini, 1998 yılında kurulan ... isimli davacının Musiki alanında daha evvel etkin faaliyetlerinin bulunmaması ve tanınırlığının olmaması nedenleri ile müvekkiline ait marka üzerinde üstün hak sahibi olduğu iddiası mesnetsiz ve gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin markasını tescil edildiği andan itibaren aktif olarak kullanmaya başladığını ve halen de yoğun şekilde kullanmakta olduğunu, davacının iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "Davacının kullanmama nedeniyle iptale ilişkin talebi yönünden yapılan değerlendirmede; markanın tescil tarihi ile dava tarihi arasında beş yıllık süre geçmiş olup, yerleşik Yargıtay içtihatları gereği kullanım ispatı davalı taraf üzerindedir. Davalı tarafın; 38. sınıfta “Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri.” 41. sınıfta “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” alanında herhangi bir faaliyetinin ve markasal kullanımının ispatlanamadığı, davalı tarafın; tanık anlatımlarına göre 41. sınıfta “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, spor karşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil)” alanında faaliyetinin ve markasal kullanımının bulunduğu, bu hizmetlerin niteliği gereği tanıkla ispatın mümkün olduğu, başkaca ispat delillerinin ibrazının güç olduğu anlaşılmakla, bu hizmetler dışındaki hizmetler yönünden davanın kısmen kabulü ile kullanımı ispatlanamayan hizmetler yönünden SMK m.9 ve m.26 kapsamında markanın iptaline karar vermek gerekmiştir. Kararın niteliğine göre ilana hükmedilmediği gerekçesi ile,1-Davacının hükümsüzlüğe dair davasının reddine, 2-Davacının kullanmama nedeniyle iptale dair davasının kısmen kabulüne, davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın tescilli olduğu 38. Sınıfta "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri.”41. sınıfta “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” hizmetleri yönünden kullanmama nedeniyle iptaline, diğer hizmetler yönünden reddine, karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili olan ...’nin 1998 yılından bu yana "..." ismini kullanarak geniş bir tanınırlığa ve marka değerine ulaştığını, davalı tarafın ise bir dönem bu dernekte üyelik ve eğitmenlik yapması sebebiyle derneğin bilinirliğinden haberdar olmasına rağmen kötü niyetli olarak istifasından hemen sonra "... ..." ibaresini tescil ettirdiğini, her iki marka arasında asli unsur olan "..." ibaresi nedeniyle hem işitsel hem de kavramsal olarak iltibas oluştuğunu ve bu durumun TPMK tarafından müvekkilin tescil başvurusunun reddedilmesiyle de kanıtlandığını, yerel mahkemenin davacı lehine gerçek hak sahipliğini kabul etmemesinin ve kötü niyet iddiasını görmezden gelerek hak düşürücü süreden davanın reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca markanın kullanılmasına ilişkin ispat yükü davalıda olmasına ve dosyaya herhangi bir fatura, irsaliye veya resmi kayıt sunulmamasına rağmen mahkemenin sadece tanık beyanlarına dayanarak 41. sınıf yönünden kullanımı sabit görmesinin Yargıtay içtihatlarıyla çeliştiğini, ciddi ve yoğun kullanımın tanıkla ispat edilemeyeceği gözetilerek markanın tüm sınıflar yönünden iptali ile hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken davanın kısmen reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı vekilinin; müvekkiline ait "... ..." markasına karşı açılan hükümsüzlük ve kullanmama nedeniyle iptal davasında, ilk derece mahkemesinin hükümsüzlük talebinin reddine dair kararını yerinde bulmakla birlikte, 38. ve 41. sınıflardaki belirli hizmetler yönünden verilen kısmen iptal kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürdüğü, dava dosyasındaki tanık beyanları ve sunulan belgelerle markanın Türkiye genelinde ciddi bir kullanımının bulunduğu hususunun çekişmesiz hale geldiğini savunduğu, müvekkilinin marka altında çok sayıda seminer ve konferans düzenleyerek Türk Sanat Musikisi’nin gelişimi adına aktif faaliyetlerde bulunduğunu ve bu durumun tanık anlatımlarıyla sabit olduğunu belirttiği, neticeten ilk derece mahkemesinin eksik incelemeye dayalı kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini istinaf yoluyla talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf cevap dilekçesinde özetle; müvekkili markasını tescil edildiği andan itibaren aktif olarak kullanmaya başlamış ve halen de yoğun şekilde kullanmakta olduğunu, müvekkili yalnızca kendisi markayı aktif şekilde kullanmakla kalmamış aynı zamanda başkanı olduğu "... ..."ne de bila ücret kullanım hakkını devrettiğini, müvekkili markasının tescilinden itibaren gerek sosyal medya üzerinden gerekse kamu kurum ve kuruluşları ile birlikte yürüttükleri projeler sırasında verdikleri konserler ile markasını aktif şekilde kullandığını, Davacı yan tarafından marka iptal sebebi olarak ileri sürülen müvekkilin markasını aktif olarak kullanmadığı iddiası gerçeği yansıtmadığını, müvekkilin markasını etkin şekilde kullandığı dosya kapsamında dinlenen tanıkların beyanları, dosyaya sunulan fotoğraflar, konser afişleri, sosyal medya görselleri ve nice başka doküman ile sabit olduğunu, ileri sürerek haksız ve mesnetsiz olarak ikame edilen davanın REDDİNE karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, davalı adına ... sayı ile tescilli "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğü olmadığı takdirde ise dava konusu markanın kullanılmama sebebi ile iptali davasıdır.TPMK kaydına göre, ... tescil numaralı "... ..." ibareli markanın, 38 ve 41.sınıflarda 09/06/2014 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle davalı adına tescilli olduğu anlaşılmıştırMahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 22/02/2023 tarihli ... vekili tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda özetle;" hükümsüzlüğe ilişkin olarak; davacının iddialarını destekler nitelikte bir tescilsiz markasal kullanım tespit edilememiş olup, tespite ilişkin SMK m.6/1 uyarınca nihai hukuki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğunu, bir an için davacının tescilsiz kullanımlarının “...” veya “... Sanat Müziği ...” gibi olduğu kabul edilecek olursa; Yüksek Yargıtay uygulamasına göre ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak tesciline imkan tanımanın, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağından hareketle değerlendirme yapıldığında, “... Musiki ...” ibaresini ortak şekilde içerseler bile, Davalı markasının “...” ibaresini alarak ayırtedici hale geldiği tespit, sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup, tespite ilişkin SMK m.6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmayacağına dair nihai hukuki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğu, davacı tarafından sunulan delillerin, davalı marka tescil başvurusu öncesine ait markasal bir kullanım içermediği, dolayısıyla, davacı açısından eskiye dayalı/gerçek hak sahipliği iddiasını destekler nitelikte yeterli belge olmadığı, davalının hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil nolu markası 20.05.2015 tarihinde tescil edilmiş, hükümsüzlük davası 05.01.2022 tarihinde açıldığı, bu halde dava, davalı markasının tescil tarihinden itibaren 7 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açtığını, tespite ilişkin SMK m.25/f.6 kapsamında nihai hukuki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğu, davalı markasının tescilinde SMK m.6/9 kapsamında kötüniyetin bulunup bulunmadığı hususunun ve buna bağlı olarak verilecek hükümsüzlük kararının kapsamının takdiri
Sayın mahkemeye ait olduğu, kullanmama nedeniyle iptale ilişkin olarak; kullanım ispatı davalı taraf üzerinde olup,davalı tarafın; 38. sınıfta “Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haberleşme hizmetleri (internet servisi sağlama hizmetleri dahil). Haber ajansı hizmetleri.” 41. sınıfta “Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” alanında herhangi bir faaliyetinin ve markasal kullanımının bulunmadığı tespit edilmekte olup, SMK m.9 ve m.26 kapsamında markanın iptaline dair takdirin mahkemeye ait olduğu, davalı tarafın; tanık anlatımlarına göre 41. sınıfta “Eğitim ve öğretim hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, sporkarşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil)” alanında faaliyetinin ve markasal kullanımının bulunduğu tespit edilmekte olup, SMK m.9 ve m.26 kapsamında markanın iptaline dair takdirin Mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Mahkeme hükümsüzlük davasının reddine, markanın kullanılmama sebebi ile kısmen iptal kararı verildiği anlaşılmıştır. Markayı tescil ettirmeden ilk defa kullanan ve maruf hale getiren kişinin “gerçek hak sahipliğine” dayalı olarak 6769 Sayılı SMK.nun 6/3 maddesi uyarınca ve aynı markanın aynı tür mal ve hizmet için bir başka kişi adına tesciline itiraz edebilmesi veya hükümsüzlük davası açabilmesi için; davacıya ait markanın ayırt edicilik kazanmış olması, markanın, itiraz eden veya dava açan tarafından diğer haksız başvuru/tescil yaptığı iddia edilen kişinin başvurusundan önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması, İtiraz sahibinin veya hükümsüzlük davası açanın üzerinde önceden kullanmaya dayalı hak sahibi olduğunu iddia ettiği ibare ile tescil başvurusu yapılan veya hükümsüzlüğü talep edilen markanın aynı veya benzer olması gerekmektedir. SMK 6/6 bendine göre tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret ünvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli, 2008/11-501 E. ve 2008/507 K. sayılı kararı)Yargıtay 11. HD'nin 02/07/2020 gün 2019/5238 Esas 2020/3448 Karar sayılı kararında özetle;" Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının tescilli markalarının 16 ve 41. sınıf ürün ve hizmetler bakımından somut ve soyut anlamda ayırt ediciliğinin bulunduğu, 16 ve 41. sınıf hizmetler bakımından nitelik, kalite üretim yeri yahut coğrafi konularda halkı yanıltacak nitelikte olmadığı, mutlak ret nedenlerine dayalı hükümsüzlük isteminin yerinde bulunmadığı, ancak davacının ... ... adının, davalı tarafça marka olarak tescil ettirilmesine, somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesi gereğince itiraz hakkının olduğu, zira davacı derneğin isminin de bir kişi ismi olduğu ve 556 sayılı KHK'nın 8/5. maddesi uyarınca korunması gerektiği, 16 ve 41. sınıf hizmetler bakımından ortalama tüketicilerin, davalı markaları ile davacı ... ilişkilendirecekleri, buna karşılık sadece ... ibaresini içeren markalar bakımından davacının isteminin yerinde olmadığı, zira sadece ... sözcüğüne bağlı kalınarak davacı ile markalar arasında bir ilişkilendirilme kurulmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın, taraf vekillerinin temyizi üzerine onanmasına" karar verilmiştir.
Somut olayda,Davacı tarafından davalı adına, ... sayı ile tescilli "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi olmadığı takdirde ise dava konusu markanın kullanılmama sebebi ile iptaline karar verilmesini talep ve dava ettiği, davacı dernek tarafından eskiye dayalı gerçek hak sahibi olduğunu ileri sürdüğü, davacı derneğin adının ... olduğu, Davalı marka sahibinin davacı dernek korosunu 2008-2014 tarihlerinde çalıştırdığı ve daha sonra 26/05/2014 tarihinde dernekten istifa ettiği dava konusu markayı tescil ettirdiği, SMK 25/6. Bendine göre, davacı marka tescil tarihinden itibaren 5 yıl sessiz kalmış olmakla marka tescili kötü niyetli olmadıkça markanın hükümsüzlüğü istenemez ise de, davalının davacı dernekte 2008-2014 tarihlerinde derneğin korosunu çalıştırması, dernekten ayrıldıktan sonra markayı tescil ettirmesi sebebi ile kötü niyetli olduğu bu nedenle 5 yıllık sessiz kalma süresinin uygulanmayacağı, davacı derneğin isminin de bir kişi ismi olduğu SMK uyarınca korunması gerektiği, davanın sübut bulduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile davalı markasının SMK 6/6 ve SMK 6/9 maddeleri gereğince tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekir iken anılan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir.Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,
3- Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarih, 2022/8 E., 2023/83 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,
3- Davanın KABÜLÜNE,
- Davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın tescilli olduğu tüm sınıflarda SMK 6/6 ve SMK 6/9 maddeleri gereğince HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, Karar kesinleştiğinde sicilden terkinine,
4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile 651,30 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 80,70 TL başvurma harcı, 80,70 peşin harç, 11,50 TL vekalet harcı, 2.000,00 TL bilirkişi ücreti, 300,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.473,10 TL'nin, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4/d-Davacı vekiline markanın hükümsüzlüğü davası yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiline davacıya ödenmesine,
5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan, 269,85 TL'nin mahsubu ile 462,15 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydına,
5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf yoluna başvurma harcının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5/d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5/e-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 02/02/2026