1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşti

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2025/1552 E., 2026/1197 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 30.06.2026 Sayı: 2025/1552 E. - 2026/1197 K. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

T.C.

SAMSUN

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/1552

KARAR NO : 2026/1197

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ....

ÜYE : ....

ÜYE : ....

KATİP : ....

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 25/06/2025

NUMARASI : 2024/62 Esas, 2025/814 Karar

DAVACI : ....

VEKİLİ : ....

DAVALILAR : ....

VEKİLİ : ....

VEKİLİ : ....

İHBAR OLUNAN : ....

VEKİLİ : ....

DAVANIN KONUSU : Tazminat

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ....unvanlı adi ortaklığa Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi ....esas ....karar sayılı dosyada mübrez faturalar karşılığı .... olarak bilinen inşaatın mekanik tesisat işlerini yaptığını, müvekkili şirketin yapılan işlerle ilgili faturaları keserek davalıya gönderdiğini, davalının bu faturaları kendi defterlerine kaydettiğini ve içeriklerine itiraz etmediğini, kesilen 1.945.352,00 TL lik faturanın 1.332.962,00 TL'sini ödeyen davalının 612.390,00 TL lik fatura karşılığı bedelini ödemediğini, kalan borcun 600.000,00 TL lik kısmı için ....'ın müvekkile sözleşme ile mekanik tesisat işleri yapılan inşaatta bulunan .... blok .... numaralı daireyi vermeyi kabul ve taahhüt ettiğini, fakat bu taahhüdünü de yerine getirmediğini, bu konuda taraflar arasında mutabakat bulunduğunu, adi şirket ortaklarından .... kayyum tayin edildiğini, müvekkilinin işi eksiksiz olarak teslim ettikten sonra yaklaşık 3 yıl dairenin devrini beklediğini, dairenin devri davalılar tarafından yerine getirilmeyince davalılar hakkında 12/09/2019 tarihinde Samsun İcra Müdürlüğünün .... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, itiraz üzerine açılan dava sonucu mahkememizin .... esas .... karar sayılı ilamıyla davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, ancak bu karar ile karşılanamayan aşkın zararın olduğunu, işin en son 30/06/2016 tarihinde tamamlanacağını hüküm altına alındığını, bu nedenle munzam zarar başlangıç tarihinin bu tarih olarak alınması gerektiğini, davalıların 15/09/2022 tarihinde ödeme yaptıklarını, müvekkilinin 31/12/2016 tarihi itibariyle alacağı ödemeyi malzeme alımında kullanacağını, davalıların 31/12/2016 tarihi itibariyle 600.000,00 TL'yi ödemiş olmaları halinde bu ödeme ile sözleşmede kullandığı malzemelerin emsallerini yaptığı işler gereği alıp stokuna koyacağı ve parasını pula dönüşmeyecek olduğunu beyanla öncelikle keşif yapılarak, makul olduğunu düşündükleri aşkın zarar hesaplama usulleri dikkate alınmadığı takdirde denkleştirici adalet ilkesi gereği altın, döviz, asgari ücret ve memur maaşlarındaki artış ve Tefe Tüfe dikkate alınmak sureti ile aşkın zararın tespitini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.

Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bahsedilen vakıalar nazara alındığında ileri sürülen sebeplerin gerçeği yansıtmadığını, davacının vakıaları kendi menfaati açısından saptırarak menfaat temin etmek amacı güttüğünü, davacı şirketin Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin .... esas sayılı dosyasıyla itirazın iptali ve alacağın tahsili için dava açtığını ve neticede davacı şirketin bu borcu faizleri ve 122.478,00 TL icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil ettiğini, dava açılırken ileriye dönük olarak hiçbir talep hakkını saklı tutmadığı gibi TBK 122.maddesinin son cümlesinde bahsedilen şekilde bir talepte de bulunulmadığını, anılan sözleşmenin taşınmazın müvekkiline devrini sağlamaya elverişli olmadığını, taşınmazın devri konusundaki taraflar arasındaki sözleşmenin hukuken yok hükmünde olduğunu, davacı tarafından Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin .... esas sayılı dosyasıyla alacak davası açtığını, davacı şirketin böylece müvekkilden hiçbir şekilde aşkın zarar sebebiyle talepte bulunmasının mümkün olmadığını, davacı şirketin kendisine verilmesi gerektiğini ileri sürdüğü .... blok .... nolu daire ile ilgili tüm talep haklarından vazgeçtiğini zımnen ve hatta açıkça kabul ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunduğu anlaşılmıştır.

Davalı .... kayyımlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davalı .... tüm yurt genelinde kapsamlı olarak yürütülen FETÖ-PYD terör örgütü kapsamında firari/şüpheli konumunda olduğunu, tüm malvarlıklarının idaresinin TMSF yetkili kılınarak 29/03/2017 tarihinde Kayyım Atanmasına karar verildiğini, takibe konu alacakların tahsilinde anılan işlem ve düzenlemenin göz önünde tutulmasının hukuken zorunlu bulunduğunu, öncelikle borcun tahsilinin diğer davalı ....'ndan tahsili cihetine gidilmesi gerektiğini, davacı şirketin borcunu faizleri ve 122.478,00 TL icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil ettiğini, bu sebeple davacının aşkın zarara uğradığı iddiasının hiçbir mana ifade etmediğini, taşınmazın devri konusundaki taraflar arasındaki sözleşmenin yok hükmünde olduğunu, ....'un sözleşmede bahsi konusu olan meskeni davacı şirkete yasal olarak devretme mecburiyeti olmadığı gibi meskenin devrinin yapılamamasında da hiçbir kusuru bulunmadığını, davacı şirketin Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası ile verilen kararı ve neticesini yeterli görerek Bölge Adliye Mahkemesine istinaf talebinde dahi bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunduğu anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabul-kısmen reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

İSTİNAFA BAŞVURAN TARAFLAR ve İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf başvurusunda bulunan davacı vekili dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğini, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu karar verildiğini, munzam zarardan ....'unda sorumlu olduğunu, kararın faiz başlangıç tarihi yönünden de hatalı olduğundan bahisle, mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.

İstinaf başvurusunda bulunan davalı .... vekili dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve esas yönünden eksik olduğunu, davanın müvekkil yönünden de usulden reddine kararı verilmesi gerektiğini, verilen kararın eşitlik ilklerine ve usule aykırı olduğunu, eksik inceleme sonucu karar verildiğini, davacı şirketin aşkın zarara uğradığı iddiasının hukuki bir mesnedi kalmadığını, müvekkilin kusurunun bulunmadığını, mahkemece yapılan hesaplamanın hatalı yapıldığından bahisle, mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.

DELİLLER :

Tüm dosya kapsamı.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :

Dava, eser sözleşmesine dayanan tazminat talebine ilişkindir.

Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta; davacı ile davalı .... ve kendisine kayyım atanan ....’un oluşturduğu adi ortaklık arasında, 10/10/2014 ve 18/02/2016 tarihli taşeron sözleşmelerinin imzalandığı, bu sözleşmeler kapsamında davacının yükümlülüğünü yerine getirdiği, ancak adi ortaklığın edimini tam olarak ifa etmemesi üzerine bakiye alacağı yönünden Samsun İcra Dairesi’nin .... sayılı dosyası ile takip başlattığı, itiraz üzerine açılan itirazın iptali davası sonucunda mahkememizin .... esas, 2021/1025 karar sayılı ilamıyla, icra dosyası kapsamında 30/09/2022 tarihi itibarıyla davacıya, 612.390,00 TL asıl alacak, 346.001,50 TL temerrüt faizi ve 292.980,48 TL fer’î alacaklar olmak üzere toplam 1.251.371,98 TL ödeme yapıldığı; ancak davacının bu ödemeye rağmen temerrüt faiziyle giderilemeyen bir zararının bulunduğunu ileri sürerek munzam zarar talebinde bulunmuştur.

Yerel mahkemece "davalı .... (kayyımlığı) yönünden pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın HMK 114/1-d ve 115/2 gereği usulden reddine, 1.859.084,28 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ....'ndan tahsili ile davacıya verilmesine dair verilen karar davacı ve davalı .... tarafından istinaf edilmiştir.

Davacısının istinaf istemine yönelik incelemeye göre; davaya ihbar olunan sıfatıyla dâhil edilen .... yönünden taraf sıfatı bulunmadığından ve hüküm ancak taraflar arasında kurulacak olması nedeniyle ihbar olunan hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinde, munzam zararın başlangıç tarihinin işin teslim edilmesi gereken 30/06/2016 olduğu bildirilmişse de, mahkemenin .... esas, .... karar sayılı ilamında, davacının takip tarihinden önce temerrüde düşmediği, temerrüdün 12/02/2019 tarihli icra takibi ile oluştuğu kabul edilerek, munzam zararın da 12/02/2019 tarihinden itibaren meydana geldiğine, TTK 1530 hükümlerinin eldeki eser sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıkta uygulanmamasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf istemlerinin reddine karar verilmiştir.

Davalı ....'nun istinaf istemine yönelik incelemeye göre; munzam zarar, aynı borç ilişkisinden kaynaklanan ve temerrüt anında doğan, borçlunun kusuruna bağlı olarak talep edilebilen bağımsız bir zarar kalemi olup; bu yöndeki bir talebin ileri sürülebilmesi için önceki davada açıkça saklı tutulmuş olması veya ayrıca belirtilmiş olması gerekmediğine, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında da kabul gören “yerine yenisini koyamama” teorisi uyarınca, davacının aynı malı yeniden temin edememesi nedeniyle zarara uğradığı sabit görülmüş, bu zarar kaleminin munzam zarar niteliğinde olduğu kabul edilerek, zarar hesabını somut fatura, birim fiyat ve mal miktarları üzerinden bilirkişi raporuyla doğrulanan hesaplamayla davacının temerrüt faiziyle telafi edilemeyen 1.859.084,28 TL tutarında aşkın zararının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf istemlerinin reddine karar verilmiştir.

Yerel mahkemece davalı ....’un malvarlığına, İstanbul 6. ve 7. Sulh Ceza Hâkimlikleri ile Samsun 1. Sulh Ceza Hâkimliğince alınmış çeşitli kararlar uyarınca tedbir konulduğu, Türkiye Cumhuriyeti Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atandığı ve dava konusu taşınmaza da yine bu kapsamda tedbir konulduğu, yargılama sürecinde dosyaya sunulan ve 30/11/2021 tarihini taşıyan " ....Adi Ortaklığı’ndaki .... hisselerinin ....’a devrine" ilişkin sözleşme incelendiğinde; hisse devrinin dava tarihinden önce gerçekleştiği bu durumda, dava tarihi itibarıyla ....’un kayyımlığının pasif husumet ehliyeti bulunmadığı, yani artık davanın tarafı olamayacağı yönündeki davalı .... kayyımlığına karşı açılan davanın usulden reddine dair verilen karar davacı ve davalı tarafça ayrı ayrı istinaf edildiği görülmüştür.

Somut olayda, davacı ile davalı .... ve kendisine kayyım atanan ....’un oluşturduğu adi ortaklık arasında, 10/10/2014 ve 18/02/2016 tarihli taşeron sözleşmelerinin imzalandığı, davacı tarafça yükümlülüğünü yerine getirildiği halde adi ortaklığın bakiye borcunu ödemediğinden dolayı, alacak talebinde ve ardından da alacağın geç tahsil edilmesinden doğan munzam zarar talebi ile adi ortaklığın taraflara husumet yöneltilmiştir.

Davalılar .... arasında 28/11/2012 tarihli Samsun 5. Noterliğinin .... yevmiye numaralı işlemi ile taraflar arasında %50 hisseli adi ortaklık kurulduğu anlaşılmıştır.

Adi ortaklardan ....'un adi ortaklıkta hissesini davadan önce 30/11/2021 tarihli " .... Adi Ortaklığı’ndaki ....hisselerinin ....’a .... hisselerinin ....’a devrine karar verildiği anlaşılmıştır.

Bu bakımdan öncelikle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620.maddesi ve devamında düzenlenen adi ortaklık sözleşmesindeki ortaklık payının devrine yönelik devir sözleşmesinin hukuki niteliği ve devir sözleşmesinin hukuki niteliğine göre hisse devri kapsamda devir eden ve devir alanın 3. kişilere karşı adi ortaklığın borçlarından sorumluluğunun devam edip etmeyeceği hususu açıklığa kavuşturularak, tarafların husumet itirazları değerlendirmek gerekmektedir.

Adi ortaklık sözleşmesi ve adi ortaklık sözleşmesindeki hisse devrine yönelik Hukuk Genel Kurulu .... E. .... K sayılı ilamında; "

Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi gereğince somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620. maddesinde adi ortaklık; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır.

Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, “karşılıklı borç doğuran sözleşme” olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır. Dolayısıyla adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir.

Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK m. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (TBK m. 622) yükümlüdür. Öte yandan adi ortaklığın tüzel kişiliği ve ayrı bir yönetim organı bulunmadığı için ortaklığın yönetiminin ne şekilde sağlanacağı önem taşımaktadır. Bu itibarla adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir (TBK m. 625/1). Bu suretle ortaklığın yönetimi bir yöneticiye bırakılmış ise, yönetici ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, Kanunda veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir (TBK m. 630).

Adi ortaklıkta müşterek amaç iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaştırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirliği yaparak, onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak şu veya bu şekilde amacın gerçekleşmesine katkıda bulunmak zorundadırlar. Birlikte çaba yükümlülüğü bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklığın sürekli borç ilişkisi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir.

Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve .... E., .... K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve sermayelerini ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumundadırlar.

Adi ortaklıkta ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayandığı için TBK’nın 632/1 maddesi gereğince ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır. Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz (TBK m. 632/2). Bu itibarla ortaklardan birisinin payının tamamını ve bir kısmını devredebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Öncelikle ortaklardan birisinin payının tamamını veya bir kısmını devredebilmesi için devralan ile arasında bir devir sözleşmesi yapılması gerekmektedir. Bu devir sözleşmesi alacağın devri hükümlerine tabi olup TBK’nın 184/1 maddesi gereğince yazılı şekilde yapılması gerekir.

Adi ortaklıkta ortaklardan birisinin payının tamamını veya bir kısmını devredebilmesinin ikinci koşulu ise diğer bütün ortakların rızasının bulunmasıdır. Başka bir deyişle adi ortaklıkta payın devrinin ortağa ve ortaklara karşı geçerli olabilmesi için, diğer bütün ortakların pay devrini oy birliği ile onaylaması gerekir. Dolayısıyla payın devri ister tam devir ister kısmi devir olsun, diğer ortakların muvafakati olmadan mümkün olmaz.

Adi ortaklıkta ortaklar payın devrine ilişkin olarak açık (sarih) muvafakat verebilecekleri gibi örtülü (zımni) muvafakatte verebilirler. Örneğin, tahakkuk eden kâr payının pay devredildiği kişiye ödenmesi, yine payı devralan kişinin diğer ortak veya ortaklarla birlikte çalışması durumlarında örtülü muvafakatin varlığı kabul edilmelidir. Bütün ortakların payın devrine açık veya zımni muvafakat vermesi hâlinde payı devralan kişi adi ortaklığın ortağı hâline gelir ve ortaklık malvarlığı üzerinde el birliği ile malik olur. Bütün ortaklar tarafından pay devrine muvafakat verilmemesi hâlinde pay devri ortaklığa karşı hüküm ifade etmez; payını devreden kişinin ortaklık sıfatı devam eder. Ancak diğer ortakların muvafakati bulunmamakla birlikte pay devri sözleşmesi yazılı olarak yapılmışsa böyle bir devir kural olarak sadece taraflar arasında geçerlidir.

Adi ortaklıkta pay devrine yönelik olarak doktirde yapılan açıklamalara göre; TBK’da adi ortaklık payının devrine hangi hükümlerin uygulanacağı düzenlenmemiş ve bu kapsamda sürecin hangi hükümler kapsamında yürütüleceğine ilişkin herhangi bir hususa yer verilmemiştir. Tek bir hukukî işlem yoluyla devre alacağın temliki hükümlerinin kıyasen uygulanması gerekmektedir. Devrin sonuçları bakımından özellikle taraflar arasında yapılan devir sözleşmesinin hükümlerinin büyük bir önem arz ettiğini ifade etmek gerekir. Ortaklık payının devri, devreden ortağın yükümlü olduğu, devir esnasında ortaklığın üçüncü kişilere karşı olan mevcut borçlarından doğan sorumluluk bakımından kural olarak herhangi bir değişiklik meydana getirmez. Payını devreden ortak, kendisinin ortak olduğu dönemde kendisi tarafından ya da onu temsilen yapılan hukukî işlemler kapsamında, ortaklık alacaklarına karşı sorumlu olmaya devam eder. ( Adi Ortaklıkta Pay Kavramı ve Adi Ortaklık Payının Devri Dr. Muhammet Emin Bingöl)

Adi ortaklık payının devrinin hukuki sonuçlarının bakımından Ortaklık payının devrinde devreden ve devralanın ortaklık borçlarından sorumluluğu ve ortaklığın üçüncü kişiler ile olan ilişkileri bakımından mesele ele alındığında ise ;

Adi ortaklık payının devrinden sonra doğan ortaklık borçlarından sadece devralanın sorumlu olacağı hususunda tereddüt yoktur.

Ortaklık payının devrinde devreden ve devralanın ortaklık borçlarından sorumluluğu bakımından TBK 202 düzenlemesi kıyasen uygulanabilir. TBK 202 düzenlemesi kıyasen uygulanabilir. Bu bağlamda devralan devir öncesindeki borçlardan diğer ortaklar gibi sorumludur. Devreden ise bu borçlardan 2 yıl boyunca devralan dahil olmak üzere diğer ortaklarla birlikte müteselsil sorumlu olmaya devam edecektir. Devredenin sorumluluğu devralan ve diğer ortakların yanında 2 yıl süre ile gerçekleşen bir kanuni borca katılmadır. (Oğuzman/Öz, kn. 1890. ) 2yıllık süre, devir tarihinde muaccel olan borçlar bakımından devrin alacaklılara bildirimi veya Türkiye genelinde yayınlanan gazetelerden birinde yapılan ilanla birlikte, müeccel borçlar bakımından ise muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Ortaklık borçlarından sorumluluk bakımından öğretide farklı görüşler sürülmüş olsa da payın devrinin bir bütün olarak yarattığı hukuki durum TBK 202 kapsamında bir malvarlığının devri ile örtüşmektedir. Bu itibarla devrin taraflarının devir anında mevcut ortaklık borçlarından sorumluluğunun tespitinde TBK 202 hükmünün kıyasen uygulanması uygun gözükmektedir. Sonuç olarak payın devri ile birlikte devralan mevcut borçlar bakımından – ortaklık alacaklısının rızası aranmaksızın – müteselsil sorumlu olan devreden ve diğer ortakların yanında borca katılır. Devreden ise devir anında muaccel borçlardan devrin bildirimi, henüz muaccel olmamış borçlardan ise muacceliyet tarihinden itibaren iki yıl süre ile sorumlu olmaya devam eder. Bu kural kıyasen uygulamaya elverişli olmadığı için ortaklık içi devirlerde uygulama alanı bulmaz. Üçüncü kişiler ile olan sözleşmelerden doğan hakları devrin elbirliği ile hak sahipliğine etkisi sonucunda kazanan, borçları ise TBK 202 hükmüne kıyasen üstlenen devralan diğer ortaklar ile birlikte bu sözleşmelerin tarafı haline gelir. ( Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Doktora Tezi Hüseyin Bahadır Çolak )

Yukarıda adi ortaklık payının devri ve devirden doğan sorumluluğa yönelik yapılan açıklamalar ışığında; davalılar arasında Samsun 5. Noterliğinin 28/11/2012 tarihli ....yevmiye numaralı adi ortaklık sözleşmesi, 30/11/2021 tarihli " .... Adi Ortaklığı’ndaki .... hisselerinin .... hisselerinin ....’a devrine yönelik devir sözleşmeleri bir bütün olarak değerlendirilip, TBK'nın 202. Maddesi kapsamında davalıların davacının munzam zararından sorumlu olup olamayacakları ayrı ayrı tartışılıp belirlenmesi gerekirken 30/11/2021 tarihli sözleşme ile ortaklık hisselerini devreden aynı hukuki konumda olan davalılar hakkında çelişki olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı görülmüştür.

Açıklanan nedenlerle; davacı ve davalı vekillinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile HMK 353/(1)-a-6 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davacı ve davalı ....vekillerinin İstinaf Başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE,

Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... Esas, .... Karar ve 25/06/2025 tarihli kararın KALDIRILMASINA,

Dosyanın yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine iadesine,

2.İstinafa başvuran davacı tarafça yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde İlk Derece Mahkemesi'nce başvurana iadesine,

İstinafa başvuran davalı .... tarafından yatırılan 31.750,00 TL istinaf karar harcının talep halinde İlk Derece Mahkemesi'nce başvurana iadesine,

Dair, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.30/06/2026

....

Başkan

....

¸e-imza

....

Üye

....

¸e-imza

....

Üye

....

¸e-imza

....

Katip

....

¸e-imza

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİHİ : 30/06/2026

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında E-İMZA ile imzalanmıştır!

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı