1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşti

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2023/98 E., 2026/1054 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 22.04.2026 Sayı: 2023/98 E. - 2026/1054 K. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/98

KARAR NO : 2026/1054

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 22/09/2022

NUMARASI : 2022/234 Esas 2022/808 Karar

DAVA : İTİRAZIN İPTALİ

KARAR TARİHİ : 22/04/2026

KARAR YAZIM TARİHİ : 22/04/2026

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/234 Esas ve 2022/808 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesi ve duruşmalarda özetle; davalı şirket ile müvekkili şirket arasında ticari ilişki neticesinde oluşan cari ilişki çerçevesinde davalının müvekkili şirkete takip tarihi itibariyle toplam 2,190,93 Euro borcu bulunduğunu, söz konusu borç miktarının davalı tarafından ödenmemesi üzerine davalı hakkında İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2021/3279 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının borca haksız olarak itiraz etmesi üzerine takibin durdurulduğunu belirterek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına, davalı borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalıya tahmiline karar verilmesini dava ve talep ettiği görülmüştür.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesi ve duruşmalarda özetle;müvekkili şirket ile davacı arasında, cari hesap sözleşmesi ve bu sözleşmeden kaynaklanan bir cari hesap ilişkisi olmadığını, hiçbir dayanak belge ihtiva etmeyen icra takibinin olmayan bir cari hesap ilişkisine dayandırıldığını, müvekkilin davacı yana yalnızca 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturadan kaynaklanan 12.312,23 TL KDV borcu olduğunu,bu hususun müvekkilinin ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, davacı yanın takip talebinde olduğu gibi dava dilekçesinde de borcun sebebine ve miktarına dair herhangi bir açıklamada bulunmadığını, davacı ile müvekkili şirket arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşme bedeli ve fer'ilerinin , Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacak işlerden olduğunu, bu itibarla, döviz cinsinden alacak talebinde bulunulması ve icra takibi başlatılmasında hukuki isabet bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, döviz yasağının istisnai hallerinden olduğu ispat olunsa bile; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. Maddesinde, sözleşmede aynen ödeme kararlaştırılmadığı müddetçe borcun ülke parası ile ödenebileceği belirtildiğini, müvekkili ile davacı arasında da aynen ödeme kararlaştırılmadığını, 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturada mal ve hizmet tutarının 68.392,59 TL olduğunu, müvekkilinin bu borcu, vadesi dahilinde, 22.09.2020 tarihinde davacı şirket çalışanı .....'a teslim ettiği 34.000 TL ve 34.392 TL bedelli çekler ile ödediğini, çeklerin davacı tarafça tahsil edildiğini, KDV bedelinin ödenmesi için ise, davacının yerine getirmediği taahhütlerini ifa etmesinin beklendiği, davacının, sözleşme bedeli önceden tahsil edilen faturanın KDV tutarını, euro bedeli olarak fiili ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden talep etmesinde hukuki isabet bulunmadığını, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 26. Maddesi; "Bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilir." hükmünü haiz olduğunu, 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturada belirlenen KDV tutarının 1.401,04 Euro olduğunu, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki kur oranı üzerinden Türk Lirası karşılığı 12.312,23 TL olduğunu, müvekkilinin davacı yana yalnızca 12.312,23 TL'lik KDV borcu olduğunu, aksi yöndeki taleplerin açıkça kanuna aykırı olduğunu, fatura tarihindeki döviz kuru ile güncel döviz kuru arasındaki fahiş farklılık göz önünde bulundurulduğunda, döviz kurundaki ani sıçrayışın davacı nezdinde sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını, davaya konu icra takibi ile talep edilen alacak miktarı likit olmadığından icra inkar tazminatı talep edilmesinde hukuki isabet bulunmadığını, davacı yanın talep ettiği faiz türü ve oranları da hukuka aykırı nitelikte olduğunu, müvekkil şirketin “....” işletme adı altında baharat ile harç üretimi ve satışı yapan küçük ölçekli bir işletme olduğunu ve bir kısım baharat ve harç ambalajlarının imali için davacı şirket ile aralarında birden çok kez eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğunu, 2018 yılında kurulan ticari ilişki neticesinde, davacı şirketin imal edip müvekkile teslim ettiği ambalajlarda büyük ölçüde delaminasyon problemi yaşandığını, müvekkili şirketin bu sebeple hem maddi hem de itibari zarara uğradığını, müvekkilinin ambalajlarda meydana gelen delaminasyon kusurunu derhal davacı şirkete ilettiğini, müvekkilinin uğradığı zararın davacı şirket tarafından tazmin edilmemesi nedeniyle iki şirket arasındaki bir süre hiç ticari ilişki kurulmadığını, 2020 yılında, davacı yanın satış temsilcisi .....'nın müvekkil şirketi arayarak; bir daha delaminasyon sorunu yaşatmayacak nitelikteki tutkal ve ham maddeyle ambalaj üretebileceklerini, yeniden beraber çalışmaya başlamaları halinde, önceki zararlarını telafi etmek üzere müvekkil şirkete ücretsiz olarak 250 kilogramlık ürün imal edeceklerinin taahhüdünü verdiğini, bu minvalde davacı şirket ile müvekkil şirket arasında, 2020 yılında yeniden baharat ve harç ambalajları imaline dair sözleşmeler akdedildiğini, müvekkilinin 13.02.2020 Tarih ve FEA2020000000019 No'lu faturadan kaynaklanan ödeme yükümlülüğün ifa ettiğini, ancak davacı yanın taahhüt ettiği, ücretsiz olarak imal edeceği 250 kilogramlık ürünü teslim etmediğini ve taahhüt edilen telafi ürünleri kurulacak bir sonraki ticari ilişki sırasında yerine getirileceğine dair garanti verildiğini, önceki sözleşmelere dair borcu bulunmayan müvekkili şirketin taahhüt edilen telafi mallarının, 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturaya (Ek) konu ürünlerin teslimi sırasında da ifa edilmemesi üzerine; faturadan kaynaklanan mal ve hizmet bedelini keşide ettiği çekler ile ödemiş, KDV miktarını ise telafi mallarının teslim edilmesi akabinde ödeyeceğini davacı şirkete bildirmiş ve davacının bilgisi ve onayı dahilinde telafi ürünlerinin teslimini beklemeye başladığını, fakat davacı yanın taahhüdünü yerine getirmediği halde, müvekkili aleyhine mesnetsiz, haksız ve fahiş bir icra takibi başlattığını, müvekkil şirketin 20.08.2020 tarihli faturadan kalan KDV borcunun ödenmesi için davacının taahhüdünün yerine getirilmesini beklediğini ve bu hususun da davacının bilgisi ve onayı dahilinde olduğu hususları tanık delili ile ispat edileceğini, davacı şirketin satış danışmanı ile müvekkil şirket arasında, davacı şirketin 250 kilogramlık ürün yapacağına, müvekkilin de akabinde KDV borcunu ödeyeceğine ve alacak-borç ilişkisinin böylece sona ereceğine dair whatsapp yazışmalarının mevcut olduğunu, ancak bu kişinin davanın tarafı olmadığı için bu yazışmanın cevap dilekçesi ekinde sunulmadığını, Mahkemece sunulmasına karar verilmesi halinde ibraz edileceğini, tüm talepler bakımından zamanaşımı def'inde bulunduklarını, müvekkili şirketin, davacı-alacaklı yana, icra takibi ile talep edildiği üzere, cari hesap ilişkisinden kaynaklanan 2.190,93 Euro borcu bulunmadığını, başlatılan icra takibinin mesnetsiz, haksız ve emredici hukuki kaideleri açıkça ihlal eder nitelikte olduğundan davanın reddine, davacının alacak miktarının %20'sinden az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

DELİLLER :Davacı iddiasını ispata yönelik olarak; takip dosyası, hesap ekstresi, sipariş teyit ve kabul formu, hesap hareketleri, davacı şirkete ait defter ve kayıtlar, davalı şirkete ait defter ve kayıtlar, bilirkişi delillerine dayandığı görülmüştür.

Davalı vekili savunmasını ve iddialarını ispat yönünde; takip dosyası, ödeme emri, fatura, çek alındı belgesi,çeklerin davacı tarafça tahsil edildiğine dair dekontlar, davalı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar, fatura, sözleşme, sevk irsaliyesi ve ödeme belgeleri, bilirkişi, yemin, keşif, isticvap, tanık, .... ve ....'ın davacı şirket nezdinde çalıştıkları dönemlerin tespiti için SGK'ya yazılacak müzekkereler,davacı şirketin imal ettiği ambalajların delamine olduğunu gösteren fotoğraflar, davacı şirket ile yapılan mail ve whatsaap yazışmaları delillerine dayandığı görülmüştür.

İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2021/3279 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; alacaklı .....A.Ş. tarafından, borçlu ....Şti. Aleyhine, cari hesaptan doğan 2.190,93 Euro alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçlu şirkete 30/06/2021 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu şirket vekili tarafından 07/07/2021 tarihli dilekçe ile müvekkili şirket ile alacaklı şirket arasında cari hesap sözleşmesi ve bu sözleşmeden kaynaklanan bir cari hesap ilişkisinin olmadığını,taraflar arasında 20.08.2020 tarihli fauradan kaynaklanan alacak-borç ilişkisi bulunsa da müvekkilinin fatura borcuna ilişkin olarak 34.000 TL VE 34.392,00 TL bedelli 2 adet çekle karşı tarafa ödeme yattığını, bu faturadan talep edilen miktar kadar bakiye borç kalmadığını bu nedenle icra takibinde yer alan borca, sebebine, uygulanan faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiği, itiraz üzerine takibin durduğu görülmüştür.

Çiğli Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 12/05/2022 tarihli cevap ile davacı ....A.Ş.'ye ait 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ait BA/BS formlarının gönderildiği görülmüştür.

Gaziemir Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 12/05/2022 tarihli cevap ile davalı .. ŞTi.'ye ait 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ait BA/BS formlarının gönderildiği görülmüştür.

Tarafların dosyaya celbini talep ettiği belge ve kayıtların dosyaya teminine müteakiben, taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, var ise bu ilişki kapsamında davacı şirketin, davalıdan cari hesaba dayalı olarak alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarının tespiti hususunda dava dosyası SMMM Bilirkişi ....'a tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda dosyaya sunulan 27/07/2022 tarihli raporda; Davacı ile davalının 2015 yılında tarihinde başlayıp 31.08.2016 tarihinde sonlanmış bir ticari ilişkisinin olduğu, davacının kayıtlarında davalının 12.311,40 TL ( 2.190,93 € ) borcunun göründüğü bunun da son faturanın ödenmeyen KDV tutarı olduğu, davalının kayıtlarında da aynı meblağın borç olarak göründüğü, davalının bu meblağın ödenmemesinin nedeni olarak açıklamasında davacıdan alınan ambalaj ürünlerinin kullanılması sırasında oluşan delaminasyon (yapışma) sorununun yaşanmış olması ve davacının bu sorunla ilgili olarak içine konulan maddenin soruna neden olduğu şeklinde bir açıklama yapması ve sorunun çözülmemiş olması KDV bedelinin ödenmesi için davacının yerine getirmediği taahhütlerini ifa etmesinin beklendiği şeklinde açıklandığı, davacının İzmir 28. İcra Dairesi'nin 30.06.2021 Tarih, 2021/3279 Esas Sayılı dosyasıyla 2.190,93 Euro üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek TCMB'na uygulanan en yüksek Euro mevduatı faizi ile birlikte tahsili için takip başlattığı, davalının takibe konu asıl alacağa ve işlemiş faize ve faiz oranlarına itiraz ederek takibi durdurduğu, davacının 12.311,40 TL (2.190,93 €) alacağını Euro olarak talep etmesine neden olan açıklamasının yapılan işin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılan işlerden olduğu şeklinde olduğu ancak dosyada bunu doğrulayan bir evrak fotokopisinin olmadığı evrağın temini halinde bakiyenin döviz olarak da talep edilebileceği, aksi halde 6098 sayılı BK 99. Maddesinde “ sözleşmede aynen ödeme kararlaştırılmadığı müddetçe borcun ülke parası ile ödenebileceği” nin belirtildiği ve KDV Kanunu'nun 26. Maddesinin de “ Bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk Parasına çevrilir” şeklinde olduğundan davalının borcunu TL olarak ödeyebileceğinin rapor edildiği görülmüştür.

DEĞERLENDİRME :Dava; cari hesaba dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava 1 yıllık hak düşürücü süre açılmıştır.

Toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Davacı tarafından davalı aleyhine cari hesaptan doğan 2.190,93 Euro alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının takibe süresinde itiraz etmesi üzerine takibin durduğu ve davacı tarafça itirazın iptali istemiyle süresinde iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davalı tarafça davalının 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturadaki KDV hariç 68.392,59 TL olan mal bedeli tutarını vadesinde 34.000,00 TL ve 34.392,00 TL bedelli çekler ile davacıya ödediğini, faturada belirlenen KDV tutarının 1.401,04 Euro olduğunu, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki kur oranı üzerinden Türk Lirası karşılığı 12.312,23 TL olduğunu, müvekkilinin davacı yana yalnızca 12.312,23 TL'lik KDV borcu olduğunu, davacıdan 2018 yılında satın alınan mallardaki delaminasyon problemi sebebiyle davalının uğradığı zararın telafi edilmesi için davacının davalıya ücretsiz olarak 250 kilogramlık ürün imal edileceği taahhüdünde bulunması nedeniyle bu taahhüdün ifa edilmesi beklenildiğinden faturadaki KDV borcunun ödenmediğini, KDV borcunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacak işlerden olduğunu, davacının, sözleşme bedeli önceden tahsil edilen faturanın KDV tutarını, euro bedeli olarak fiili ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden talep etmesinde hukuki isabet bulunmadığını savunduğu,

Davacı tarafça dosyaya sunulan ve davalının kaşe imzası bulunan 17.07.2020 tarihli sipariş teyid ve kabul formunun ödeme şartları kısmında " Faturalar dövize endeksli olarak TCMB döviz satış kuru ile düzenlenecektir. Fiili ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru göz önüne alınarak ayrıca kur farkı hesaplanacak ve fatura edilecektir" düzenlemesi bulunduğu, davacı tarafça düzenlenen 20.08.2020 tarihli e-arşiv faturasına göre, döviz kuru 8,7868 TL, mal ve hizmet toplam tutarının 7.783,56 Euro, hesaplanan %18 KDV'nin 1.401,04 Euro olmak üzere toplam 9.184,60 Euro üzerinden düzenlendiği, e-fatura üzerinde 'fatura bedelinin alıcı tarafından faturada belirtilen döviz tutarı olarak döviz üzerinden veya fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden TL olarak satıcıya ödenecektir' ibaresinin yer aldığı,

Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 26. Maddesine göre "Bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilir." hükmünü haiz olduğunu,

Türk Borçlar Kanunu'nun 99.maddesine göre, "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir" düzenlemesi bulunduğu,

Tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre, 17.07.2020 tarihli sipariş teyid ve kabul formuna dayalı olarak düzenlenen 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturanın davalı tarafça 2 adet çekle yapılan ödemeden kalan bakiye borç miktarı olduğunun anlaşıldığı, davalının kabulünde olan sipariş teyid ve kabul formunda " Faturalar dövize endeksli olarak TCMB döviz satış kuru ile düzenlenecektir. Fiili ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru gözönüne alınarak ayrıca kur farkı hesaplanacak ve fatura edilecektir" ibaresinin yer aldığı, 20.08.2020 Tarih ve FEA2020000000122 No'lu faturada da 'fatura bedelinin alıcı tarafından faturada belirtilen döviz tutarı olarak döviz üzerinden veya fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden TL olarak satıcıya ödenecektir' ibaresinin yer aldığı bu kapsamda davacının TBK 99.maddesi ve Katma Değer Vergisi'nin 26. Maddesine göre borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı davalının bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği, davalının davacıdan 2018 yılında satın alınan mallardaki delaminasyon problemi sebebiyle davalının uğradığı zararın telafi edilmesi için davacının davalıya ücretsiz olarak 250 kilogramlık ürün imal edileceği taahhüdünde bulunması nedeniyle bu taahhüdün ifa edilmesi beklenildiğinden faturadaki KDV borcunun ödenmediği savunmasında bulunulmuş ise de, davacının böyle bir taahhütte bulunduğunun davalı tarafça ispatlanamadığı, davalı tarafça dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığı savunulmuş ise de, TBK.nun 146.maddesinde sözleşmeye dayanan alacakların, başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu hükme bağlandığı, davacının davalı aleyhine başlattığı icra takip tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresi dolmadığından davalının zamaşımı def'ine itibar edilmemiş, böylece davalının davacıya 2.190,93-Euro borçlu olduğu, davalının icra takibine yaptığı itirazında haklı olmadığı..." gerekçesi ile, davanın Kabulüne, davalı borçlunun İzmir 28. İcra Müdürlüğü'nün 2021/3279 Esas sayılı takip dosyasındaki 2.190,93-Euro asıl alacağa itirazının iptali ile, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca yabancı para alacakları için en yüksek mevduat faiz oranı uygulanmak sureti ile takibin devamına, hüküm altına alınan alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki icra inkar tazminatı olan 3.952,83.TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ürünü olduğunu, hatalı olduğunu, yeni bilirkişi incelemesi ve hazır olan tanığın dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinin savunma ve adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, davacının iddiasını değiştirmesine ve genişletmesine muvafakatlarının olmadığını bildirmelerine rağmen genişletilen ve değiştirilen ve takip talebiyle bağdaşmayan iddiaya dayanarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mahkemenin takas mahsup talebinde bulunma haklarını ellerinden aldığını, davacının ticari defter ve kayıtlarının hatalı ve çelişkili olduğunu, delil vasfına haiz olmadığını, davacının TL ve döviz cinsinden tuttuğu kayıtların birbiri ile uyumlu olmadığının izahtan vareste olduğunu, bilirkişi raporunda müvekkilinin Türk Lirası cinsinden yaptığı ödemelerin, ödeme tarihindeki döviz karşılığına ve bu ödemeler mahsup edildikten sonra kalan bakiye miktara dair hiçbir hesaplamanın yapılmadığını, davacının fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden döviz cinsiyle alacak talebinde bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, alacak miktarının likit olmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, taraflar arasında herhnagi bir mutabakatın olmadığını, müvekkilinin, kendi ticari defter ve kayıtları uyarınca faturadan kaynaklanan KDV tutarı kadar borçlu olduğu ve taraflar arasında cari hesap sözleşmesi ya da mutabakatı bulunmadığı halde davaya konu icra takibinde "cari hesap ilişkisinden kaynaklanan 2.190.93.Euro alacağın tahsili" talep edildiğini ve takip dayanağı olarak hiçbir belgenin sunulmadığını, davacının kurda sürekli artıştan dolayı haksız menfaat elde etmek istediğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:

Dava, cari hesap alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;

i) İlamsız takip yapılmış olması,

ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,

İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.

Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.

Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.

Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.

TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.

Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.

Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.

7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.

...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)

“…alım satım ilişkisinin yabancı para birimi üzerinden kurulduğu durumlarda da faturaların TL üzerinden düzenlenmesi Vergi Usul Kanunu gereğidir. Sipariş mektubunda alım satımın döviz üzerinden yazılı bulunduğu gözetildiğinde TL cinsinden düzenlenen faturaların belirlenen ödeme gününden sonraki bir günde ödenmesi halinde fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceği ilkeleri gözetilerek somut olay bakımından tarafların defter ve kayıtları üzerinde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08.04.2015 tarih ve 2014/18157 Esas 2015/4973 Karar sayılı ilamı)

“...Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığının da gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2018 tarih ve 2017/3549 Esas 2018/4033 Karar sayılı ilamı)

“...Davacı, davalıya Euro cinsinden mal sattığını ve bu hususun faturada belirtildiğini, ödemelerin faturada gösterilen 90 günden sonra yapıldığını, dolayısıyla kur farkı alacağı olduğunu ileri sürerek icra takibi başlatmış, itiraz üzerine iş bu dava açılmıştır. Kur farkı alacağının doğması için satışın yabancı para cinsinden yapılması yada sözleşmenin bulunması gereklidir. Davalının da kabulünde olan mal satış faturalarında birim fiyatının Euro cinsinden, ödeme vadesinin de 90 gün olduğu belirlenmiştir. Davalının bu tarihten sonraki ödemeleri nedeniyle davacı satıcının kur farkından doğan alacağının gerçekleştiğinin kabulü gerekir…” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2015 tarih ve 2015/853 Esas 2015/12740 Karar sayılı ilamı)

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2022/234 Esas 2022/808 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 2.435,08.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 605,35.TL harcın mahsubu ile bakiye 1.829,73.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 22/04/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı