T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1060
KARAR NO : 2026/1269
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/04/2026
NUMARASI : 2026/224 Esas
DAVANIN KONUSU : İhtiyati Tedbir
KARAR TARİHİ : 14/07/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 14/07/2026
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/04/2026 tarih 2026/224 Esas sayılı ihtiyati tedbire itirazın reddi kararının Dairemizce incelenmesi ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ..... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP : İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, dava dilekçesinde davaya konu genel kurul toplantısında, tutanağın 3, 4 ve 5.maddelerinde alınan genel kurul kararlarının yokluğunu, aksi halde butlanla malul olduğunun tespiti, aksi halde iptalini talep etmekle birlikte 5.maddede alınan kararın hukuka aykırı olduğunu, bilanço tasdikinin geçersiz olmasının huzur hakkı bağlamında karar alınmasını olanaksız kıldığını, 2023 faaliyet dönemine ilişkin açtıkları davalarda huzur hakkının fahiş olduğunun bilirkişi marifetiyle ortaya konulduğunu, davalı şirket yönetici ortaklarının aynı yaklaşımı sürdürdüklerini, geçmişe etkili karar almak suretiyle kötü niyetli biçimde genel kurul kararının butlanı yahut iptali yönündeki kararların kendileri açısından olumsuz etkilerini dürüstlük kuralına aykırı biçimde bertaraf etme niyetlerinin açığa çıktığını, belirlenen huzur hakkının fahiş, şirketin mali yapısı ile uyumsuz ve dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu, yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı adı altında örtülü kar payı aldıklarını, huzur hakkı ödemelerinin müvekkilinin pay sahipliğinden doğan haklarını bertaraf ettiğinin yaklaşık olarak ispat edildiğini, hukuka aykırılığın boyutu ile davalı şirketin bu karar neticesinde herhangi bir zarara uğramayacak oluşu dikkate alındığında ihtiyati tedbir kararının teminatsız biçimde verilmesi gerektiğini bildirmiş, teminatsız olarak kararın yürütülmesinin geriye bırakılması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu "Davaya konu 01/12/2025 tarihli 2024 mali yılı olağan genel kurul toplantısında, toplantı tutanağının 5.maddesinde oy çokluğu ile şirket yöneticilerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin alınan kararın TTK'nun 449 (1) maddesi uyarınca yürütmesinin dava sonuna kadar geri bırakılmasına" ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmiştir.
İTİRAZ: İtiraz eden davalı vekili itiraz başvuru dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararının yalnızca dava konusu genel kurul kararının uygulanmasını geçici olarak durduran bir tedbir niteliğinde olmayıp; doğrudan şirket yönetim yapısını etkileyen, yöneticilerin görevlerini sürdürebilmesini fiilen imkansız hale getiren ve şirket faaliyetlerinin sürekliliğini tehlikeye sokan sonuçlar doğurduğunu, bu yönüyle verilen tedbir kararının, ihtiyati tedbir kurumunun amacını aşan ve ölçülülük ilkesini ihlal eder nitelikte olduğunu, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının iddiasını yaklaşık olarak ispat etmesinin, telafisi imkansız veya güç bir zararın varlığının ve tedbirin ölçülü olması gerektiğinin, bu şartların oluşmaması nedeniyle tedbirin kaldırılması gerektiğini, davacı yanın iddialarının teknik ve mali inceleme gerektiren, bilirkişi değerlendirmesi olmadan sonuçlandırılamayacak, tamamen yorum ve varsayıma dayalı iddialar olduğunun, özellikle fahiş huzur hakkı, örtülü kazanç aktarımı ve kâr payı hakkının ihlali gibi iddiaların tespitinin, ancak ticari defter ve kayıtlar, sektör emsalleri ve mali analizler üzerinden yapılabileceğini, bu yönüyle davacı yanca sunulan belgelerin yaklaşık ispat seviyesine ulaşmadığını, karara dayanak yapılan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasından alınan bilirkişi raporunun, müvekkili şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmaksızın ve dahi esasen 2024 yılı mali yılı verilerinin esasa etkisi olacak olması nedeniyle, dosyaya kendilerince sunulan ve mahkemece de incelenmesi istendiği halde bilirkişilerce incelenmeyen 2024 yılı mali verileri görmezden gelinerek düzenlendiğini, bunun yanı sıra, raporda, net sonuca bilişim sistemlerinde de bir inceleme yapılabilerek bilirkişi şerhinin de bulunduğunun, ayrıca raporda, huzur hakkı ücretleri değerlendirilirken bakılması zorunlu olan sektör emsal ücretleri araştırılmadığını, raporun kesin ve bağlayıcı nitelikte olmadığını, rapora yaptıkları itirazın mahkemece değerlendirileceğini, bunun yanı sıra, her bir genel kurulunun ayrı bir mali yıla ilişkin olup; şirketlerin mali verilerinin yıldan yıla değişkenlik gösterdiğini, tedbir kararının mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet verdiğinin, Yargıtay içtihatları uyarınca para ile giderilebilecek zararların ihtiyati tedbir sebebi olmadığını, kararda ödemelerin geri alınmasının zorlaşabileceği şeklinde tamamen varsayıma dayalı bir gerekçeye yer verildiğini, oysa şirket kayıtları ve mali sistemlerin denetime açık olup olası bir iade yükümlülüğünün hukuken ve fiilen de mümkün olduğunu, yönetim kuruluna yapılan ödemelerin, davacının hakkını elde etmesini önemli ölçüde imkânsız hale getirmediğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince bu yönde karar verildiğini, tedbir kararının genel kurulun takdir yetkisini ortadan kaldıran nitelikte olup mahkemelerce yerindelik denetimi yapılamayacağının, ihtiyati tedbir kurumu, dava sonucunu peşinen tesis edecek şekilde de kullanılamayacağını, tedbir kararı doğrudan bu sonuçları doğurduğunu, yöneticilerin ücretsiz çalışmaya ve de sorumluluk üstlenmeye devam etmeye zorlanması hukuken ve fiilen kabul edilemeyeceğinin, tedbir kararının bu sonucu doğurduğunu, ücretsiz çalışmanın hem Anayasa'nın 18.maddesindeki angarya yasağına hem de ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ihtiyati tedbirin, taraflardan birini korurken diğer tarafa orantısız ve ağır bir yük yükleyemeyeceğini, yöneticilerin istifa etmesi halinde şirketin karar alma süreçlerinin durabileceğinin, sözleşmelerin ifasının imkansız hale gelebileceğini ve devam eden projeler ile ticari faaliyetinin sekteye uğrayabileceğini, tedbir kararının hangi tutar üzerinden verildiğinin belirtilmemesinin ve hiç ücret değerlendirmesi yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, huzur haklarının emsal ve şirket gerçekleriyle uyumlu olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin yoğun sorumluklarının bulunmasa nedeniyle, ödenen huzur hakkının makul olduğunu, sadece kâr üzerinden bir değerlendirme yapmanın hatalı olduğunu, müvekkili şirket gibi proje bazlı çalışan teknoloji şirketlerinde kârlılığın dönemsel dalgalanma gösterebileceğini, emsal sektör ve şirket uygulamaları bakımından huzur hakkının makul olduğu gibi şirket çalışanlarının bir kısmının maaşının, neredeyse yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkına eşit olduğunu, emsal araştırmasına göre ödenen ücretin makul olup sektör uygulamasının altında olduğunu, tedbir kararının yaklaşık ispat kuralına aykırı olduğu gibi huzur hakkının makul olduğu yönünde dosyada ispata yarar delillerin bulunduğunu, şirketin önceki yıllarında yapılan uygulamanın da aynı olup davacının davacının da uzun yıllar aynı şekilde ücret aldığını, davacının bugün aynı sistemi “hukuka aykırı” olarak nitelendirmesinin, dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu bu nedenle hukuken korunamayacağını, tedbirin şirketin mali ve yönetsel yapısını doğrudan etkilemesi nedeniyle teminatsız tedbir kararının isabetsiz olduğunu, TK m. 448/3 gereği, davalı şirketin muhtemel zararlara ilişkin davacıdan teminat alınması gerektiğini bildirmiş, itirazın kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin belirlenmesine, davacıdan teminat alınmasına, yönetim kurulu üyelerinden teminat alınarak huzur hakkının kendilerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, tüm dosya kapsamı, toplanan deliller itiraza konu kararın alındığı, genel kurul toplantı tutanağı içeriği, bir önceki yıla ait genel kurul toplantı tutanağı ve aynı konuda davacı tarafından açılan dava ve bu davada alınan bilirkişi raporu dikkate alınarak, davalı şirketin dört ortaklı olduğu, ortaklardan birinin %31 diğer üç ortağın %23 paya sahip olup, şirketin kuruluşundan sonra şirket müdürlerine ödenmesi karar verilen ücretler ile davacının şirket yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirilmesinden sonra şirket yönetim kurulu üyelerine oy çokluğu ile verilmesine karar verilen huzur hakkı ücretleri, şirketin bilirkişi raporunda yer verilen bir önceki yıl kar miktarlarına göre, davaya ve itiraza konu huzur hakkı ücretinin TTK'nun 449 maddesi hükmü uyarınca dava sonuna kadar yürütmesinin geri bırakılması konusunda yaklaşık ispat kuralı çerçevesinde yasal koşulların oluştuğunun kanıtlandığı, kararın niteliği gereği itiraz dilekçesinde iddia edildiğinin aksine şirket yönetim kurulu üyelerinin ücretsiz çalışmalarını sağlayacak nitelikte olmayıp yönetim kurulu üyelerinin daha önce belirlenen huzur hakkı ücreti üzerinden huzur hakkı almaya devam edecekleri, kararın şirketin faaliyetini sürdürmesine yapısının etkilenmesine fiilen iş yapamaz hale gelmesine sebep olacak niteliğinin bulunmadığı, gerek davacı gerek davalı şirket gerekse diğer ortakların menfaatleri açısından kararın TTK'nun şirketlerle ilgili ilkesel düzenlenmeleri karşısında bir ölçüsüzlük içermediği, itiraz eden davalı tarafça itiraza konu kararın genel kurulun yetkisinde olduğu iddia edilmiş ise de, bu yetkinin sınırsız olmayıp kanun, ana sözleşme ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması halinde alınacak genel kurul kararının iptal hükmüne tabi olduğu, itiraz dilekçesinde dile getirilen belirlenen ücretin emsallerine ve şirkette çalışanlara ödenen maaşa göre uygun miktarda belirlendiğine ilişkin iddianın ve benzeri diğer iddiaların yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporu ile belirlenmesinin mümkün bulunduğu, itiraza konu kararın HMK'nun 389 maddesinde tanımlanan ciddi zarar doğuracak veya hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmasını sağlayacak nitelikte olmadığı iddia edilmiş ise de, davacı ile diğer ortaklar arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, davacının yöneticiliğine son verilip diğer ortakların görevlerinin devam ettiği, gelecekte şirketin hangi durumda olabileceğinin kesinlik içermemesi karşısında davacının ortaklıktan kaynaklanan her türlü hakkının korunabilmesi açısından HMK'nun 389 maddesinde sayılan hallerin muhtemel olduğu göz önünde tutulduğunda aksi yöndeki iddiada haklılık bulunmadığı, kararın şirket yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı ücreti ile ilgili olup davalı şirket aleyhine ağır bir risk barındırma ihtimalinin mümkün bulunmadığı, şirketin karar nedeni ile zararına yol açmasının kararın niteliği ile bağdaşır olmadığı, itiraz eden davalı şirketin tüm itirazlarının usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olmadığı, ihtiyati tedbirin kaldırılmasını gerektirecek haklılık içermediği, yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin belirlenmesi talebinin ihtiyati tedbir kararının niteliğine uygun olmadığı, yargılama sonunda davaya ve itiraza konu huzur hakkı ücretinin, kanun, ana sözleşme ve dürüstlük kurullarına aykırı olarak fahiş miktarda belirlendiğine karar verilmesi halinde yönetim kuruluna toplantıya konu mali yıla ilişkin ödenmesi gereken huzur hakkı ücretlerine de hükmedilecek olması karşısında ihtiyati tedbir kararında bu nitelikte bir belirleme yapılmasının mümkün bulunmadığı gerekçeleriyle itirazın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı itiraz eden davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : İtiraz eden davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince böylesi yüksek ölçekli bir şirkette ağır görev ve sorumluluk yüklenen, huzur haklarını fiilen çalışmaları karşılığında alan yönetim kurulu üyelerinin ücret almadan çalışmaya zorlanmasının angarya yasağı kapsamında olduğunu, bu kararın hukukun genel ilkeleri uyarınca da mümkün olmadığını, tedbir kararının mülkiyet hakkını ihlal eder mahiyette olduğunu, 2024 yılı Aralık ayına göre bir önceki yıl enflasyon oranının %44 olduğunu, ülke genelindeki ekonomik durum ve enflasyon oranları dikkate alındığından gerçekleştirilen artışın yerinde olduğunu, mahkemece karara dayanak yapılan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/287 Esas sayılı dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunun davalı şirketin ticari defterleri incelenmeksizin düzenlendiğini ve raporda sadece 2023 yılı mali verilerinin dikkate alındığını, her bir genel kurulun ayrı bir mali yıla ilişkin olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin ticari kararlar aldığını, proje yönetimi yaparak ticari riskleri üstlendiğini, şirketi sürekli ve aktif olarak yönettiklerini, bu yoğun sorumluluklar nedeniyle ödenen huzur hakkı ücretinin makul olduğunu, sadece kar üzerinden bir değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, yönetici ücretlerinin kardan bağımsız olarak yüksek olabileceğini, yüksek ciro ve operasyon üzerinden ücret belirlenebileceğini, bu nedenle kar odaklı analizin sektör gerçekliğine aykırı olduğunu, emsal sektör ve şirket uygulamaları bakımından kıyaslandığında belirlenen huzur hakkının makul düzeyde olduğunu, davalı şirketin bir çalışanının ücretinin net 240.000,00-TL ve primlerle beraber net 368.500,00-TL olduğunu, bu ücretin sadece bir çalışan ücreti olduğu şirkette yönetim kurulu üyelerine ödenen 430.000,00-TL ücretin yüksek olmadığını, sektörde benzer işlerde faaliyet gösteren şirketlerin yönetici ve çalışanlarının yaklaşık olarak aynı miktarlarda ve hatta daha yüksek ücretler aldığını, mahkemece bu somut verilere rağmen itirazın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu edilen huzur haklarını sektörün genel ücret ödemelerinin dahi altında kaldığını, yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğini, şirketin önceki yıllardaki uygulamalarının da aynı şekilde olduğunu, davacının uzun yıllar aynı şekilde ücret aldığı halde aynı istemi bugün hukuka aykırı olarak nitelemesinin çelişkili davranış oluşturduğunu, görülmekte olan davada telafisi imkansız zarar şartının gerçekleşmediğini, davacının ileri sürdüğü zarar iddiasının huzur haklarının yüksek olduğu iddiasına dayandığını, böyle bir zararın tamamen parasal nitelikte olduğunu ve para ile giderilebilecek zararların ihtiyati tedbir sebebi olamayacağını, yargılama sonucu huzur haklarının fazla olduğuna hükmedilmesi halinde fazla ödenen paranın iade edilebileceğini, genel kurulun takdir yetkisine yargısal müdahalenin sınırlı olması gerektiğini, ihtiyati tedbir kararıyla dava sonucunun peşinen tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir kararının teminatsız olarak verilmesinin de davalı aleyhinde ağır bir risk oluşturduğunu, şirketin ve yönetim kurulu üyelerinin zararları oluşması ihtimaline binaen teminat alınması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle ilk derece mahkemesinin itirazın reddine dair kararının kaldırılarak ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini, kararın kaldırılmaması halinde ise davacıdan teminat alınmasına karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Talep, anonim şirket genel kurulunun şirket yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına yönelik ihtiyati tedbir kararına itiraza ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle itirazın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle ve kamu düzenine ilişkin nedenlerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
TTK'nın 449. maddesinde "(1) Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.
" hükmüne yer verilmiştir.
HMK'nın 389/1. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsüdür. Geçiçi hukuki koruma yargılamasında yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için yaklaşık ispatın varlığı şarttır. Talebi konu uyuşmazlığın dayandığı hakkın özü hakkında mahkemede olumlu şekilde kanaat uyandırması gerekli ve yeterli olup, buradaki ispat asıl davadaki gibi tam bir ispat değil yaklaşık ispattır.
Somut olayda, genel kurul kararının iptali istemiyle açılan davada kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına dair tedbir isteminde bulunulmuş olup, huzur hakkı ödemesi parasal bir edime yönelik ise de yönetim kurulu üyelerine gerçekleştirilecek ödeme miktarları toplamının şirket malvarlığının eksilmesine yol açabilecek ve sermayenin korunması ilkesini ihlal edebilecek nitelikte olması halinde telafisi güç zararların ortaya çıkabileceği, bu çerçevede taraflar arasında görülmekte olan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/287 Esas sayılı dava dosyasına sunulan bilirkişi raporu ve karar gerekçesinde gösterilen hususlar ile dava dosyasının bulunduğu aşama ve mevcut delil durumu itibariyle talep edilen ihtiyati tedbir kararı için aranan yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu anlaşılması karşısında ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbire itiraz talebinin reddine dair kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bu durumda istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İhtiyati tedbire itiraz eden yönünden istinaf karar harcı olan 1.206,00 TL'den peşin alınan 732,00 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 474,00 TL'nin ihtiyati tedbire itiraz eden davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati tedbire itiraz eden davalının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere 14/07/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.