T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1960
KARAR NO: 2026/936
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/03/2022
NUMARASI: 2017/198 Esas, 2022/253 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ : 08/07/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından davalı tarafa ait ...... ilçesinde kain ... ada ...nolu parsel üzerinde bulunan .... nolu Blok'un inşaat işini, aynı parsel üzerinde bulunan .... nolu Blok'un kule vinç, kalıp, tel, çivi vs dahil malzemeli işçilik yapım işini iki ayrı sözleşme ile üstlendiğini, müvekkili tarafından üstlenilen işin eksiksiz olarak zamanında davalı tarafa teslim edildiğini, yapılan iş karşılığında ödenmeyen alacakla ilgili .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile 877.255,75-TL üzerinden ilamsız icra takibi yaptıklarını, davalı tarafın haksız olarak takibe itiraz etmiş olması nedeniyle haksız itirazın iptaliyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, öncelikle davacı tarafından açılan davanın hak düşürücü süre ve zaman aşımı nedeniyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davacının iddialarının doğru olmadığını, müvekkili şirket tarafından davacıya yapılan işin karşılığında olan bedel ödendiği halde davacı tarafın inşaatta çalışan işçilere ödeme yapmaması nedeniyle davacı adına müvekkili şirketin ödemelerde bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında davacı tarafa herhangi bir borçları bulunmadığını, bu nedenlerle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine ve müvekkili şirket lehine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın üstlenmiş olduğu işle ilgili hak ediş kapsamında toplam alacağının 1.972.567-TL olduğu, davalı şirket tarafından davacıya yapılan toplam ödemenin 1.599.810-TL olduğu, bilirkişi raporunda yer alan 470.369-TL'nin ise davalı tarafından ekstra olarak yaptırılan işlerle ilgili ilgililerine yapmış olduğu ödeme olduğu, söz konusu işlerle ilgili ödemede davacı tarafın herhangi bir muvafakatı bulunmadığı, dolayısıyla 470.369-TL ödemenin hak ediş alacağından mahsup edilemeyeceği, netice itibariyle davacı tarafın yapmış olduğu işten dolayı takip tarihi itibariyle ödenmemiş alacağının 372.757-TL olduğu, bu miktar üzerinden takibin devamına, davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin ise alacağın likit olmaması ve yargılama sonucunda belirlenmiş olması nedeniyle reddine; davalı tarafın kabul edilmeyen alacak yönündeki kötü niyet tazminat talebinin ise koşulları oluşmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinafında;Davacı vekili, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının birbiriyle çelişkili olduğunu, kök raporda usulüne uygun ticari defterlere göre davacının davalıdan 742.760,39 TL alacaklı olduğunun tespit edilmesine rağmen, birinci ek raporda davacının ticari kayıtlarında yer almayan, imzasını taşımayan ve resmi nitelik taşımayan üçüncü kişi belgelerine dayanılarak hatalı sonuca ulaşıldığını, ikinci ek raporda ise davalının takip tarihinden sonra yaptığı 70.782,04 TL tutarındaki SGK ödemesi dikkate alınarak davacının 372.757,00 TL alacaklı olduğunun belirlendiğini, mahkemenin bu raporu esas almakla birlikte alacağı eksik hesapladığını ileri sürmüştür. Taraflar arasındaki sözleşme, davacının düzenlediği ve davalının ticari kayıtlarına işlenen, süresinde itiraz edilmeyen faturalar, aylık mutabakat formları ile yeminli mali müşavirlerce düzenlenen resmi mutabakat belgelerinin alacağın varlığını ispatladığını, davalının bu faturalara dayanarak KDV iadesi aldığı halde ödeme yaptığını yazılı delille kanıtlayamadığını, ayrıca sözleşme kapsamı dışında yaptırıldığı tanık beyanlarıyla da doğrulanan yaklaşık 470.396,00 TL tutarındaki ilave işler ile bunlara ilişkin yaklaşık 55.000 TL SGK priminin karşılıksız bırakıldığını, üçüncü kişilere yapılan ödemelerin müvekkili adına yapılmış gibi değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu savunmuştur.
Bunun yanında alacağın sözleşme, ticari defterler, itiraz edilmeyen faturalar ve resmi mutabakat belgeleriyle belirli ve likit olmasına rağmen icra inkâr tazminatı talebinin reddedilmesinin İİK'nın 67. maddesine aykırı olduğunu, takip talebinde değişken oranlı ticari avans faizi istenmesine karşın mahkemece sabit avans faizine hükmedilmesinin ve dava tarihinden sonra yapılan SGK ödemesinin yargılama giderleri ile harç hesabında dikkate alınmamasının da isabetsiz olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinafında;, ilk derece mahkemesince davacının toplam hakediş alacağının 1.972.567,00 TL, yapılan ödemelerin ise 1.599.810,00 TL olarak kabul edilerek 372.757,00 TL bakiye alacağa hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacı adına kalıpçı, duvarcı, demirci ve diğer taşeronlara yapılan toplam 470.369,00 TL tutarındaki ödemelerin dikkate alınmadığını, bu ödemelerin bir kısmının makbuz, kalanının ise banka kayıtlarıyla sabit olduğunu ve bilirkişi raporunda da yer aldığını ileri sürmüştür. Davacı şirketin mali sıkıntı nedeniyle işçilerine, taşeronlarına ve SGK borçlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getiremediğini, işlerin durmaması ve kendi taahhütlerinin ifası amacıyla davacı adına üçüncü kişilere ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, bu ödemelerin davacı şirketi vekâleten temsil eden ...’ın bilgisi ve onayıyla hakedişten mahsup edilmek üzere gerçekleştirildiğini, davacının bu ödemeleri inkâr etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca davacının ticari defterlerinde kapanış tasdiki bulunmadığından bu kayıtların lehine delil niteliği taşımadığını savunmuştur. Bunun yanında, yapı kullanma izin belgesinin alınabilmesi için ödenmesi zorunlu olan davacıya ait toplam 197.485,37 TL SGK prim borcunun da kendileri tarafından karşılandığını, bunun 70.982,04 TL’lik kısmının takip tarihinden sonra ödendiği için bilirkişi hesabına yansıtılmadığını, ancak bu durumun davacının sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmediğini ortaya koyduğunu, banka kayıtları, PTT ödemeleri, çekler ve diğer resmi belgelerle ispatlanan ödemelerin mahkemece dikkate alınmaması nedeniyle eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.
Davacı yüklenici, taraflar arasındaki iki ayrı eser sözleşmesi kapsamında üstlendiği inşaat işlerini eksiksiz tamamlamasına rağmen bakiye iş bedelinin ödenmemesi nedeniyle başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini talep etmiş; davalı ise iş bedelinin ödendiğini, davacının işçilerine yaptığı ödemelerin hak edişten mahsup edilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının hak ediş alacağının 1.972.567 TL, davalı tarafından yapılan ödemelerin ise 1.599.810 TL olduğu, davalının üçüncü kişilere yaptığı 470.369 TL tutarındaki ödemelerin davacının muvafakati bulunmadığından hak edişten mahsup edilemeyeceği, bu nedenle davacının takip tarihi itibarıyla 372.757 TL bakiye alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı yüklenicinin sözleşme kapsamında bakiye iş bedeli alacağı bulunup bulunmadığı, davalının üçüncü kişilere yaptığı ödemelerin hakedişten mahsup edilip edilemeyeceği ve davacının sözleşme dışında ilave işler yapıp yapmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Eser sözleşmelerinde yüklenicinin bakiye iş bedeli alacağının belirlenebilmesi için öncelikle sözleşme kapsamında gerçekleştirilen imalatların mahallinde tespit edilmesi, eksik ve ayıplı işler de dikkate alınarak sözleşme kapsamındaki gerçekleşen iş miktarının belirlenmesi, bu imalatların sözleşme hükümleri uyarınca fiyatlandırılması ve bulunan bedelden davalı tarafından ispatlanan veya taraflarca kabul edilen ödemelerin mahsup edilmesi suretiyle sonuca gidilmesi gerekir.
Bunun yanında, davacı tarafından sözleşme dışında ilave işler yapıldığının ileri sürülmesi hâlinde ise, öncelikle bu işlerin gerçekten yapılıp yapılmadığı ve sözleşme kapsamında bulunup bulunmadığı belirlenmeli, sözleşme dışında gerçekleştirildiği tespit edilen imalatların bedeli ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun vekâletsiz iş görmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde belirlenerek sonucuna göre değerlendirme yapılmalıdır.
Somut olayda ise mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dosya üzerinden düzenlendiği, mahallinde keşif yapılmaksızın ve sözleşme kapsamındaki imalatların fiili durumu teknik olarak tespit edilmeksizin sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı tarafından üçüncü kişilere yapıldığı ileri sürülen ödemelerin davacı adına yapılıp yapılmadığı ve hakedişten mahsup edilmesini gerektirip gerektirmediği hususları da teknik ve mali yönden denetime elverişli biçimde ortaya konulmamıştır.
O hâlde mahkemece yapılacak iş; aralarında inşaat mühendisi ile mali konularda uzman bilirkişilerin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak mahallinde keşif yapılması, davacının sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalatlar ile varsa sözleşme dışı ilave işlerin ayrı ayrı belirlenmesi, sözleşme kapsamındaki işlerin sözleşme hükümlerine göre, ilave işlerin ise vekâletsiz iş görme hükümlerine göre fiyatlandırılması, daha sonra davalı tarafından yapıldığı ispatlanan veya taraflarca kabul edilen ödemelerin mahsup edilmesi suretiyle davacının talep edebileceği gerçek bakiye alacağın tespit edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.
Bu açıklamalar ışığında, mahkemece az yukarıda belirtilen yol ve yöntem izlenmeksizin, mahallinde keşif yapılmadan ve dosya üzerinden alınan bilirkişi raporlarına dayanılarak eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmemiş, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, sair istinaf itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,
2-BAKIRKÖY .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin ..../03/2022 tarih, 2017/... Esas, 2022/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE,
5-Davacı ve davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 08/07/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.