1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşti

Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2023/218 E., 2025/168 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 03.02.2025 Sayı: 2023/218 E. - 2025/168 K. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

T.C.

ERZURUM

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/218

KARAR NO : 2025/168

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 11/10/2022 (Karar)

NUMARASI : 2022/37 Esas, 2022/557 Karar

DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA;

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı kooperatifin 29/05/2009 tarihli genel kurul toplantısında 5. maddesinde yer aldığı gibi yönetim kurulu üyeliğine seçildiklerini, aynı genel kurulun 7. maddesinde inşaat maliyetinin % 12'sinin yöneticilere huzur hakkı olarak verilmesinin kararlaştırıldığını, müvekkili ...'un Ağustos 2014 tarihi itibariyle yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını, ...'un yönetim kurulu üyeliğinin ise halen devam ettiğini, Ağustos 2011 tarihi itibariyle inşaatın bittiğini, inşaatın bitiş tarihine kadar ki maliyeti üzerinden müvekkillerinin %4'er huzur hakkı olmasına rağmen bu güne kadar hiçbir huzur hakkının ödenmediğini, bu nedenlerle; 300.000.-TL ... için, 300.000.-TL ... için olmak üzere toplam 600.000.-TL huzur hakkı alacağının faiziyle birlikte davalı kooperatiften tahsiline ve masrafların davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

YEREL MAHKEME KARARI;

Mahkemece, "... Somut olayda davacıların 29/05/2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 4 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildikleri, 18/07/2011 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yine 4 yıllığına yönetim kurulu asil üyeliğine seçildikleri anlaşılmaktadır. Davacılardan ...'un 11/10/2010 tarihinden sonraki toplantılara katılmadığı ve bu tarih sonrasındaki kararlarda imzasının bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle davacı ...'un 11/10/2010 tarihinden sonraki yeniden seçildiği 18/07/2011 tarihine kadar yönetim kurulu toplantılarına katılmaması ve 3 toplantıya katılmaması nedeniyle çekilmiş sayılması gerektiği göz önünde bulundurularak 18/10/2011 tarihinden itibaren bu davacı adına ücret tahakkuk ettirilmemesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Diğer davacı ...'un ise 2014 Ağustos ayında yönetim kurulu üyeliği görevinden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu halde; davacılardan ... için yönetim kurulu üyeliğine seçildiği 29/05/2009 tarihinden son katıldığı toplantı olan 11/10/2010 tarihine kadar ve yeniden seçildiği 18/07/2011 tarihinden son katıldığı toplantı olan 18/11/2011 tarihine kadar ücret hesaplaması yapılması gerekmektedir. Davacı ... yönünden ise yönetim kurulu üyeliğine seçildiği 29/05/2009 tarihi ile yeniden seçilmesi sonrasında görevinin son bulduğu 31/08/2014 tarihleri arasındaki görev süresi nedeniyle ücret hesabının yapılması gerekmektedir.

Her bir davacı yönünden belirlenen bu tarihler aralığında aylık net asgari ücret üzerinden hesaplama yapıldığında davacı ... yönünden 43.592,61 TL tutarında, davacı ... yönünden ise 11.294,46 TL tutarında ücret ödenmesi gerektiği dosyaya ibraz edilen 06/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanmıştır. Davalı kooperatif genel kurulunda yönetim kurulu üyelerine inşaat maliyetinin %12'sinin yöneticilere huzur hakkı olarak verileceğinin kararlaştırtıldığı, inşaat maliyeti üzerinden hesaplanarak yönetim kurulu üyelerine verilecek olan ücret hesaplamasının yasaya uygun olmadığı, buna karşılık yönetim kurulu üyelerine yaptıkları hizmet karşılığında ücret verilmesinin zorunlu olduğu, yönetim kurulu üyelerine verilecek olan ücretin net ücret üzerinden veya brüt ücret üzerinden verilmesinin açıkça belirtilmediği halde brüt ücret üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği dosyaya ibraz edilen 06/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda davacıların yaptıkları görev süresine göre asgari net ücret üzerinden hesaplama yapıldığı, her ne kadar net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması uygun değil ise de; davacı vekilinin 06/06/2022 tarihli duruşmada davacı ... açısından 43.592,61 TL'nin çalıştığı 63 ay üzerinden hesaplanarak, davacı ... bakımından ise 11.294,46 TL'nin çalıştığı 18 ay üzerinden hesaplanarak ödenmesini talep ettiği, davacı vekilinin belirttiği bu ücretlerin bilirkişi raporunda asgari net üzerinden yapılan hesaplamalar sonucunda bulunan rakamlar olduğu, taleple bağlılık ilkesinin de dikkate alınması gerektiği, davacıların daha önceden davalıyı temerrüte düşürmedikleri, davalıların dava tarihi itibariyle temerrüte düşmüş sayılmalarının kabul edilmesi gerektiği bu nedenle faiz sorumluluğunun dava tarihinden itibaren başlayacağı anlaşılmakla; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davacı ... yönünden 43.592,61 TL, davacı ... yönünden 11.294,46 TL tutarında huzur hakkı alacağının dava tarihi olan 25/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle "Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Davacı ... yönünden 43.592,61 TL, Davacı ... yönünden 11.294,46 TL tutarında huzur hakkı alacağının dava tarihi olan 25/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya dair talebin reddine," şeklinde karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF İTİRAZLARI:

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararda 06/06/2022 tarihli duruşmada zapta geçen yanlış beyanları esas alınarak taleple bağlılık ilkesine dayanıldığını, halbuki söz konusu celsede ...'un aylık kazancının 43.592,61-TL olduğu ve 63 ay çalıştığını, 43.592,61-TL'nin 63 içe çarpını sonucu elde edilecek miktara, ...'un 11.294,46-TL bilirkişi raporu ile hesaplandığını ve bu rakamında da 18 ay ile çarpılarak elde edilecek miktara hüküm kurulmasını talep ettikleri halde, o celse duruşmaya çıkan hakimin bunu sanki aylık kazancın toplam talepleriymiş gibi zapta yanlış geçtiğini, 24/05/2022 tarihli dilekçeleri ve 19/09/2022 tarihli celsede de bu yanlışlığın düzeltilmesini talep ettiklerini, ancak mahkemece duruşma zaptına yanlış geçen beyanların kendi talepleriymiş gibi algılandığını ve ona göre hatalı değerlendirme ile taleple bağlılık ilkesine sığındığını, bunun yanlış olduğunu, bu yanlışlık sebebiyle kararın kaldırılması gerektiğini, nitekim 19/09/2022 tarihli celsede dile getirdikleri zaptın yanlış yazıldığı itirazları üzerine kendilerini doğrular şekilde kıdemli üye ...'un başı ile kendilerini onaylayarak bu yanlışlığa tanık olduğunu onayladığını, son celseyi muhakemede savunma yaparken müvekkillerinin bekçilik değil yöneticilik pozisyonunda üst görev yaptıkları vurgulanarak asgari ücretten yevmiyelerinin hesap edilemeyceğini, 5 yıllık emekleri göz önünde bulundurularak hakkaniyete ve objektif hukuk kurallarına uygun bir ücret takdirine karar verilmesinin istendiği halde 5 yıllık emek karşılığı birine 43 bin diğerine 11 bin TL gibi düşük ücret takdirinin kendi nazarlarında Anayasa'daki Angarya hükmünün ta kendisi olduğunu, bu nedenle de mahkemenin takdirde hataya düştüğünü, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle huzur hakkı hususunda herhangi bir ödeme yapılabilmesi için hak sahiplerince görevlerin tam anlamıyla ve aksatılmadan yerine getirilmesi gerektiğini, oysa ki dosya kapsamında da belirtildiği üzere toplantılara katılmayan seçilmiş olmasına rağmen görevini yapmayan yönetim kurulu üyelerine bu kapsamda bir bedel ödenmesinin mümkün olmadığını, dosyada mevcut 06/12/2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin doğru tespit olduğunu, bu doğrultuda yönetim kurulu üyelerine inşaatın maaliyetlerinin %12'si oranında veya yüksek miktarda ücret ödenmesinin objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, inşaat maliyetleri üzerinden yüzde hesabı ile bir ödeme yapılmasının da Kooperatifler Kanunu 56. maddesinin amir hükmüne açıkça aykırı olduğunun sabit olduğundan öncelikle huzurdaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulü-ne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;

Dava, davacıların yönetim kurulu üyeliği yaptıkları dönemde alması gereken huzur hakkı bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Davacıların davalı kooperatifin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları hususunda bir çekişme bulunmayıp, uyuşmazlık davacıların genel kurulda kararlaştırılan ücretin Kooperatifler Kanunu 56.maddesine aykırı olup olmadığı, aykırı olduğunun kabulü halinde de davacıların belli bir ücrete hak kazanıp kazanmadıkları noktasında toplanmaktadır.

Mahkemece 08/02/2019 tarih ve 2015/589 Esas 2019/60 Karar sayılı ilamı ile;

Davacıların davasının REDDİNE karar verilmiştir.

Hükme karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yolu başvurusu üzerine, Dairemizin 05/01/2022 tarihli ve 2019/967 Esas 2022/10 Karar sayılı ilâmı ile özetle;

"...Somut olayda mahkemece genel kurulda kararlaştırılan inşaat maliyeti üzerinden belirlenecek ücretin Kooperatifler Kanunu’nun 56 maddesine ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de ücret talebinin tümüyle reddi kararının T.C. Anayasası’nın 18. maddesinde düzenlenen angarya yasağına aykırı olduğundan kabulüne imkan bulunmamaktadır.

Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacıların yaptıkları hizmet ve harcadıkları mesaileri göz önünde bulundurulup, görevlerini yasal mevzuata uygun olarak yapıp yapmadıkları da değerlendirilerek davacıların ne miktar ücrete hak kazanacağı tespit edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanlış ilkeye ve eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir.

Dairemizin kaldırma kararından sonra mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde; Mahkemece;

Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile;

Davacı ... yönünden 43.592,61 TL, Davacı ... yönünden 11.294,46 TL tutarında huzur hakkı alacağının dava tarihi olan 25/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiştir.

Hükme karşı davacılar vekili ve davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de dairemizin kaldırma kararında görevlerini yasal mevzuata uygun olarak yapıp yapmadıkları da değerlendirilerek davacıların ne miktar ücrete hak kazanacağı tespit edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin açıkça belirtildiği ancak mahkemece dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda inceleme yapmadığı anlaşılmıştır.

Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edildiği, diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararının, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıdığı, hukuk usulünün bir şekil hukuk olduğu, davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirildiği, bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacağı, ancak ceza hâkiminin bunun tersine, öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacağı, o hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağladığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi bir engel oluşturmadığı; (818 sayılı BK 53. md). (Hukuk Genel Kurulunun 16.09.1981 tarihli 1979/1-131 E., 1981/587 K.; 27.04.2011 tarihli ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararları).

Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı olmadığı, ( Hukuk Genel Kurulunun 11.10.1989 tarihli ve 1989/11-373 E., 1989/472 K.; 09.04.2014 tarihli ve 2013/4-1008 E., 2014/490 K. 2017/4-1332 E. 2021/973 K. 2013/4-2152 E. 2015/1340 K. Sayılı ilamları)

Ceza Mahkemesinin, maddi vakıanın (haksız fiilin) sanık (davalı/davacı) tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin tespiti ve sonucunda verdiği kesin mahkûmiyet hükmü, taraflarca temyiz edilmeksizin kesin olsa da hukuk hâkimini bağladığı, (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/1346 E. 2019/4162 K. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2013/14479 E. 2014/9152 K.)

TBK'nun 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesi ceza mahkemesi kararı ile bağlı değilse de orada belirlenen olgular ile bağlıdır.

Davaya konu olay hakkında Erzurum .... Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/... Esas 2016/...Karar sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama neticesinde davacıların üzerlerine atılı zimmet suçunu işlediklerine dair mahkumiyetlerini gerektirir her tür şüpheden uzak kesin delil elde edilemediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, kararın işbu katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2021/3044 E. 2024/11546 K. Sayılı içtihadı ile "Kooperatif yönetim kurulunca teslim edilen defter ve belgeler incelenerek SMMM bilirkişi tarafından hazırlanan 17.08.2015 tarihli raporda, tespit edilebilen gelir fazlasının yani zimmete konu miktarın 1.806.325,16 TL olduğunun, mimar, SMMM ve inşaat yüksek mühendisi bilirkişilerce düzenlenen 22.06.2016 tarihli raporda ise dava konusu parseller üzerinde farklı yıllarda tamamlanan blokların toplam inşaat maliyetinin 9.737.212,50 TL olarak hesaplandığı, önceki raporda karar defterinden tespit edilebilen gelir miktarı 4.714.300,00 TL olduğundan zimmet bulunmadığının belirlenmesi karşısında, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından, kooperatifin suç dönemine ait, dava dosyasında mevcut olmayan yıllara ilişkin karar ve gelir gider defterlerinin, kooperatife ve sanıklara ait banka hesap dökümlerinin celp edilerek, kanaate olanak verecek sayıda daireleri satın alan kişilerin tanık olarak dinlenmeleri sonrasında dosyanın kül halinde Sayıştay emekli denetçilerinden oluşacak yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren ve kooperatifin suç dönemine ilişkin gelir ve giderlerini dayanak belgeleriyle birlikte incelemek suretiyle sanıkların uhdesinde kalan kooperatif parası bulunup bulunmadığını belirleyen ayrıca satışı yapılan daire gelirlerinin kaydı üzerinde de durulup, her bir sanığın sorumluluğunu irdeleyen bilirkişi raporu alınmasından sonra sanıkların hukuki durumunun ayrı ayrı takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hükümler kurulması" gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği her ne kadar kural olarak hukuk hakimi, ceza hakiminin beraat kararı ile bağlı değilse de ceza ilamının maddi olayları saptayan kısmının hukuk hakimini bağladığı anlaşıldığından ceza mahkemesi dosyasının sonucu ve akabinde kesinleşmesi beklenilmeden sonuca gidilmesi yerinde olmayıp davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülerek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir

Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, ceza davasının sonucunun beklenmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.

HMK.'nun 353/1-a-6. maddesinde "...Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması" bölge adliye mahkemesince başvuruya konu kararın esası incelemeden kaldırılmasına karar verilmesi gereken haller arasında sayılmıştır. Somut olayda; yukarıda ayrıntılı biçimde izah edilen yargılamadaki eksiklikler uyuşmazlığın esasının çözümü için olmazsa olmaz niteliktedir.

Yukarıda belirtilen sebepler davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına, kaldırma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 353/(1)-a-6. Maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Kararın kaldırılma sebebi ve şekline göre davacılar vekilinin istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

4-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında alınan peşin harçların yatıran tarafa iadesine,

5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesinde verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,

6-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,

7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliğiyle HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Şirket kuruluşu ve şirket işlemleri

Şirket kuruluşu, pay devri, sermaye artırımı, genel kurul ve tasfiye işlemlerinde SMMM ekibimize danışın.

Şirket kuruluşu hizmetimiz

Mesajınız SMMM ekibimize iletilir.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı