T.C.
DENİZLİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : ...
KARAR TARİHİ : 02/07/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ...
ÜYE : ...
ÜYE : ...
KATİP : ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/04/2026 (Ara Karar)
NUMARASI : ... Esas
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Ticari Satımdan Kaynaklanan
G.KARAR YAZIM TARİHİ : 02/07/2026
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen ara kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından davalı borçlu şirket aleyhine ... İcra Müdürlüğü'nün....Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, işbu icra takibi borçlu şirketin haksız ve mesnetsiz itirazı ile durdurulduğunu, takibin devamını sağlamak amacıyla huzurdaki itirazın iptali davasını süresi içerisinde ikame etme ettiklerini, müvekkili şirket ile davalı arasında, davalının müvekkili şirketten mal temin etmesine dayalı süreklilik arz eden bir ticari ilişki bulunduğunu, davalının müvekkili şirketten farklı tarihlerde ve farklı miktarlarda ürün temin ettiğini, bu kapsamda taraflar arasında cari hesap ilişkisi doğduğunu ve davalının müvekkil şirket nezdinde önemli miktarda borçlandığını, davalı, müvekkili şirket ile arasındaki ticari ilişki kapsamında yalnızca alıcı konumunda olmayıp, aynı zamanda 14.05.2024 tarihi itibarıyla müvekkili şirket ... Deniz Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne %50 oranında ortak sıfatını haiz olduğunu, davalı, şirketin ticari faaliyetlerine, tedarik süreçlerine ve mali yapısına doğrudan vakıf olup, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi bu ortaklık ilişkisi ile birlikte değerlendirilmesi gereken nitelikte olduğunu, buna rağmen davalının müvekkili şirketten temin ettiği ürün bedellerini ödememek suretiyle hem ticari ilişkiye hem de ortaklık hukukundan doğan yükümlülüklere aykırı hareket ettiğini, şirket ortağı sıfatına rağmen borcunu ifa etmediğini, davalının bu şekilde borcunu ödememesi ve akabinde icra takibine itiraz etmesi, somut olayın özellikleri dikkate alındığında, hukuki dayanaktan yoksun ve sırf alacağın tahsilini engellemeye yönelik bir tutum niteliğinde olduğunu, davalı tarafından temin edilen söz konusu ürünler, taraflar arasındaki ticari güven ve ortaklık ilişkisi çerçevesinde ve piyasa koşullarına kıyasla oldukça avantajlı şartlarla sağlanmış olup, davalı bu suretle müvekkili şirketten temin ettiği ürünleri kendi ticari faaliyetleri kapsamında kullanarak ekonomik menfaat elde ettiğini, buna rağmen davalı, temin etmiş olduğu ürünlere ilişkin bedelleri süresinde ve gereği gibi ödemediğini, müvekkili şirketi alacaklı konumda bıraktığını, müvekkili şirketin tarafından, ticari ilişkinin sağlıklı şekilde devam ettirilebilmesi ve taraflar arasındaki mevcut güven ilişkisinin korunabilmesi amacıyla, davalıdan borcunu ödemesi hususunda defaatle talepte bulunulduğunu, davalıya sözlü ve yazılı şekilde birçok kez hatırlatma yapıldığını, ancak davalı, tüm bu iyi niyetli girişimlere rağmen borcunu ifa etmediğini, ödeme yükümlülüğünü yerine getirmekten ısrarla kaçındığını, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından, borcun tahsili amacıyla davalıya noter kanalıyla (03.03.2026 tarihli Kadıköy 29. Noterliği 4477 yev. numaralı) ihtarname gönderildiğini, ihtarnamede borcun miktarı ve dayanağı açıkça belirtilerek, belirli süre içerisinde ödeme yapılması ihtar edildiğini, davalı, kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilen ihtarnameye rağmen herhangi bir ödeme yapmadığını, borcunu ödememekteki ısrarını sürdürdüğünü, davalının bu şekilde açık ve kesin borcunu ödemekten imtina etmesi üzerine, müvekkili şirket tarafından alacağın tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, başlatılan icra takibi usulüne uygun şekilde davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından borcun varlığı bilindiği halde, tamamen kötü niyetli ve takibi sürüncemede bırakma saikiyle borca itiraz edildiğini, davalının icra takibine yönelik itirazı, herhangi bir hukuki veya fiili dayanağa sahip olmayıp, sırf müvekkili şirketin alacağına kavuşmasını geciktirmek ve icra sürecini sonuçsuz bırakmak amacıyla ileri sürüldüğünü, zira davalı, müvekkil şirketten mal temin ettiğini, bu kapsamda borçlandığını ve söz konusu borcu ödemediğini bilmesine rağmen, açıkça borçtan kurtulmaya yönelik kötü niyetli bir tutum sergilediğini, davalının borcunu ödememesi, ihtarnamelere rağmen sessiz kalması ve nihayetinde icra takibine haksız şekilde itiraz etmesi birlikte değerlendirildiğinde; davalının başından itibaren borcunu ifa etme niyetinde olmadığı, aksine süreci uzatmaya ve müvekkil şirketi alacağından mahrum bırakmaya yönelik hareket ettiği açıkça anlaşıldığını, bu nedenlerle davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın haksız ve mesnetsiz olduğu sabit olup, işbu itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi zarureti doğduğunu, dava ikame edilmeden önce ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak herhangi bir anlaşmaya varılamadığını, müvekkili şirketin alacağı; taraflar arasındaki düzenlenen faturalar, ticari defter, cari hesap ve kayıtlar ile her türlü yasal delil ile sabit olduğunu, alacağın varlığı ve ulaştığı miktar, taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi neticesinde açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulacağını, takibe konu alacak, miktarı belirli ve hesaplanabilir nitelikte olup likit alacak vasfını haiz olduğunu, bu durumda likit alacağa haksız şekilde itiraz eden borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, dolayısıyla takibe konu alacak sabit ve likit olduğundan, öncelikle davalı borçlu şirket tarafından ödeme emrine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve borçlu şirket aleyhine alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini, davalı borçlu şirket tarafından icra takibine haksız ve mesnetsiz bir şekilde, yalnızca takibi durdurmak ve zaman kazanmak amacıyla itiraz edilmiş olup huzurdaki dava neticeleninceye kadar davalı şirketin malvarlığını müvekkili şirket aleyhine olacak şekilde azaltma ihtimali bulunduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlık, yalnızca takibe konu alacaktan ibaret olmayıp, davalının şirket içi tutum ve davranışlarından kaynaklanan ciddi ihtilafları da içerdiğini, davalının, şirketin mevcut yönetim yapısına ve işleyişine aykırı şekilde fiilen müdahalede bulunmaya yönelik girişimleri, şirket faaliyetlerini aksatacak ve iş düzenini bozacak nitelikte olduğunu, bu süreçte davalının uyarılara rağmen söz konusu davranışlarını sürdürmesi ve şirket yetkililerine yönelik tehditkâr ifadelerde bulunması üzerine olay adli mercilere intikal ettiğini, ... Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2026/51526 soruşturma sayılı dosya kapsamında davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, uyuşmazlık süreci bununla da sınırlı kalmadığını, davalının kardeşi tarafından da şirket çevresinde süreklilik arz eden rahatsız edici eylemler gerçekleştirildiğini, bu durum taraflar arasındaki ihtilafın ticari sınırları aşarak fiili baskı ve huzursuzluk boyutuna ulaştığını gösterdiğini, öte yandan davalı, müvekkili şirket aleyhine .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyası kapsamında şirket yöneticilerinin azline yönelik dava açmış olup, söz konusu davanın somut bir hukuki dayanağının bulunmadığı açık olduğunu, davalının bu yöndeki girişimleri birlikte değerlendirildiğinde; amacın şirket faaliyetlerini sekteye uğratmak, yönetim üzerinde baskı kurmak ve hukuki süreçleri araçsallaştırmak olduğunun anlaşıldığını, taraflarınca da davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin dava açılmış olup, .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... Esas sayılı dosyası derdest olduğunu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalının icra takibine yaptığı itirazın da aynı bütünün parçası olduğu ve kötü niyetli şekilde ileri sürüldüğü açıkça ortada olduğunu, taraflarınca 27.03.2026 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı ... S. numralı bir diğer soruşturma kapsamında; davalı şüpheli ... hakkında ısrarlı takip ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçları, diğer şüpheli dava dışı kardeşi...hakkında ise ısrarlı takip, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve tehdit suçları yönünden soruşturma başlatılması, dosyaların bağlantılı olarak değerlendirilmesi ve gerekli koruma tedbirlerinin ivedilikle uygulanması talebiyle şikâyette bulunulduğunu, bu hususlar, taraflar arasındaki ihtilafın ticari sınırları aştığını açıkça ortaya koyduğunu, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin zorunlu olduğunu, somut olayda tarafların her ikisi de tacir olup, aralarındaki hukuki ilişki tamamen ticari nitelikte olduğunu, takibe konu alacak, müvekkili şirket tarafından düzenlenen ve davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilen e-faturalara dayanmakta olup, söz konusu faturalar davalı tarafından yasal süresi içerisinde hiçbir şekilde itiraza uğramadığını, bu suretle kesinleştiğini, bu haliyle; alacağın varlığı ve miktarı tartışmasız olduğunu, likit ve belirli nitelikte bir alacak söz konusu olduğunu, davalının bu denli açık, kesin ve belgeli bir borca rağmen icra takibine itiraz etmesi, dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı gibi açıkça kötüniyetli bir borçtan kaçınma ve süreci sürüncemede bırakma çabası olduğunu, davalının bugüne kadar borcunu ifa etmemesi, ihtarnamelere cevap vermemesi, icra takibine haksız şekilde itiraz etmesi ve taraflar arasındaki ihtilaf sürecinde sergilemiş olduğu davranışlar birlikte değerlendirildiğinde; davalının malvarlığını azaltma, üçüncü kişilere devretme, banka hesaplarını boşaltma ya da farklı kişi ve şirketler üzerinden malvarlığını kaçırma suretiyle alacağın tahsilini imkânsız hale getirme ihtimali son derece kuvvetli olduğunu, taraflar arasında süregelen uyuşmazlıklar ve davalının süreç içerisindeki tutumu dikkate alındığında, davalının banka hesaplarında bulunan meblağları hızla tasfiye ederek üçüncü kişilere aktarma riski somut ve ciddi nitelikte olduğunu, bu durumda, yargılama süreci boyunca davalının malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasının önüne geçilmemesi halinde, müvekkil şirketin alacağına kavuşması ciddi şekilde tehlikeye düşecek ve telafisi güç hatta imkânsız zararlar doğacağını, ihtiyati tedbir ve özellikle para alacağına ilişkin olması sebebiyle ihtiyati haciz koşulları açıkça oluşmuş olup, mahkemece gecikmeksizin koruma tedbirine hükmedilmesi hukuki zorunluluk olduğunu, aksi halde müvekkili şirketin alacağının tahsili ciddi şekilde tehlikeye düşecek, telafisi güç ve imkânsız zararlar doğacağını, bu nedenlerle; müvekkilinin alacağının mahiyeti, davalının açıkça kötüniyetli tutumu ve alacağın e-faturalara dayalı olarak kesinleşmiş olması birlikte değerlendirildiğin, teminat aranmaksızın davalı şirket adına kayıtlı araç, taşınır (fiili haciz yoluyla), taşınmaz ve banka hesapları dahil tüm malvarlığı değerlerinin ilgili kurumlar nezdinde tespit edilerek kayıtlarına 3. şahıslara devir ve temliki önleyici ihtiyati tedbir şerhi konulmasını, bu kapsamda davalı adına kayıtlı banka hesaplarının ilgili bankalara müzekkere yazılmak suretiyle tespiti ile hesaplar üzerindeki tasarruf yetkisinin teminat aranmaksızın sınırlandırılmasını, davalıya ait taşınır mallar yönünden, teminat aranmaksızın yerinde tespit edilmek suretiyle fiili haciz uygulanmasını, bu suretle söz konusu taşınırların muhafaza altına alınmasına ve üçüncü kişilere devrinin fiilen engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini, teminatsız tedbir taleplerinin kabul edilmemesi ihtimalinde ise, uygun görülecek makul bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesine ve ilgili kurumlara müzekkere yazılmasına, aksi kanaatin varlığı halinde ise, huzurdaki talebin para alacağına ilişkin olduğu, alacağın likit ve belgeli nitelik taşıdığı hususları birlikte değerlendirilerek, İİK m. 257 ve devamı hükümleri uyarınca davalı şirket adına kayıtlı taşınır, taşınmaz ve banka hesapları dahil tüm malvarlığı değerleri üzerine ihtiyati haciz konulmasına,
bu kapsamda özellikle taşınır mallar yönünden, mahallinde tespit edilerek fiili haciz uygulanmak suretiyle muhafaza altına alınmasına, üçüncü kişilere devrinin ve kaçırılmasının önlenmesini, icra takibinde ödeme emrine davalı borçlu şirket tarafından takibi sekteye uğratmak saiki ile yapılan haksız ve kötüniyetli itirazın iptaline ve takibin devamını,
likit alacağa ilişkin taraflarınca başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından borçlu olduğu bilinerek ve kötüniyetli olarak itiraz edildiğinden davalı borçlu şirketin alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini,
yargılama giderleri, masraflar ve yasal vekâlet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesi 20/04/2026 tarihli ara kararında; "2004 sayılı İİK'nun 257. vd. maddeleri gereğince talep eden yönünden yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği dikkate alınarak İHTİYATİ HACİZ TALEBİN REDDİNE,
2-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE," karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, somut olayda alacağın varlığı ve muacceliyeti yaklaşık ispat seviyesinin üzerinde ortaya konulduğunu, ihtiyati haciz yargılamasında aranan ispat ölçüsünün tam ispat olmadığını, bu aşamada mahkemece alacağın varlığı hakkında kesin ve nihai bir kanaate ulaşılmasının beklenemeyeceğini, ihtiyati haciz, para alacaklarının tahsilini güvence altına almaya yönelik geçici hukuki koruma niteliğinde olup, bu müessesenin doğası gereği alacağın varlığı ve muacceliyeti konusunda yaklaşık kanaat oluşmasının yeterli olduğunu, aksi yöndeki kabulün, ihtiyati haciz yargılamasını esas davanın yargılamasına dönüştüreceğini, bu durumun geçici hukuki korumanın amacıyla açıkça çeliştiğini, müvekkili şirketin alacağının yalnızca soyut bir iddiaya değil; taraflar arasındaki süreklilik arz eden ticari ilişkiye, cari hesap ekstresine, müvekkili şirket tarafından düzenlenen e-faturalara, bu faturaların davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olmasına, davalı tarafından yasal süresi içinde faturalara itiraz edilmemesine, noter ihtarnamesine rağmen ödeme yapılmamasına ve nihayetinde başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz edilmesine dayandığını, dolayısıyla dosya kapsamında yalnızca “tek başına fatura” bulunmadığını, aksine faturalar, cari hesap ilişkisi, ticari defter ve kayıtlar, ihtarname, icra dosyası ve taraflar arasındaki ticari ilişki bütün olarak alacağın varlığını yaklaşık ispat seviyesinin üzerinde ortaya koyduğunu, ticari defterlere işlenmiş faturalar ve cari hesap kayıtları bakımından ihtiyati haciz kararı verilmesinin mümkün olduğunu, ayrıca somut olayda takibe konu fatura alacakları 2026 yılından itibaren doğmuş olup, davalı taraf uzun süre boyunca bu faturalara, cari hesap kayıtlarına ve borç bakiyesine herhangi bir itirazda bulunmadığını, taraflar arasında tek seferlik ve münferit bir işlem değil, aksine süreklilik arz eden yoğun bir ticari ilişki bulunduğunu, taraflar arasındaki yoğun ticari uyuşmazlık, davalının süreç boyunca sergilediği tutum ve mal kaçırma riski birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu, somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık, mahkemenin ara kararında değerlendirildiği şekilde yalnızca basit ve soyut bir fatura alacağından ibaret olmadığını, taraflar arasında yıllara dayanan ticari ilişki, ortaklık ilişkisi, cari hesap ilişkisi, farklı şirketler üzerinden gerçekleşen ürün teminleri, ödenmeyen yüklü borçlar, başlatılan icra takipleri, açılan karşılıklı ticari davalar ve ceza soruşturmalarına konu olan fiili olaylar birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın son derece yoğun, çok boyutlu ve ciddi bir ticari ihtilaf haline geldiğini, davalı, 2024 yılından itibaren müvekkil şirketten farklı tarihlerde ve yüksek miktarlarda ürün temin ettiği, bu ürünleri kendi ticari faaliyetleri kapsamında kullandığı, piyasaya sunduğu ve ekonomik menfaat elde ettiğini, buna rağmen, temin ettiği ürünlerin bedellerini ödemediğini, faturalara ve cari hesap bakiyesine uzun süre herhangi bir itirazda bulunmadığını, ihtarnamelere rağmen ödeme yapmadığını, akabinde başlatılan icra takiplerine itiraz ederek tahsil sürecini durdurduğunu, bu durum, davalının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeme iradesinin süreklilik arz ettiğini açıkça gösterdiğini, davalının malvarlığını azaltma, üçüncü kişilere devretme, banka hesaplarını boşaltma veya farklı kişi ve şirketler üzerinden alacağın tahsilini imkânsızlaştırma riskinin soyut değil, somut ve ciddi olduğunu, Mahkemece verilen ara kararda, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri birlikte ve benzer gerekçelerle reddedilmiş ise de, her iki geçici hukuki koruma müessesesinin hukuki niteliği, amacı ve uygulanma koşulları somut olay özelinde doğru şekilde değerlendirilmediğini, müvekkili şirketin talebi, açıkça para alacağına ilişkin ve bu tür alacaklar bakımından en etkili ve uygun geçici hukuki koruma yolu ihtiyati haciz olduğunu, bu kapsamda mahkemenin, ihtiyati tedbir yönünden yaptığı sınırlı değerlendirmeyi, ihtiyati haciz talebinin reddine dayanak olarak kabul etmesi hukuki isabetten uzak olduğunu, ihtiyati tedbir yönünden de mahkeme değerlendirmesi eksik ve yetersiz olduğunu, zira HMK m.389 kapsamında, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşması veya imkânsız hale gelmesi yahut gecikme nedeniyle ciddi zarar doğma ihtimali bulunması halinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, müvekkili şirket alacağının tahsilinin ciddi şekilde tehlikeye düştüğü ve yargılama sürecinde telafisi güç zararların doğmasının kuvvetle muhtemel olduğu açık olduğunu, mahkemece talebin tamamen reddi yerine en azından teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesi gerekirken bu yola gidilmediği, davalının kötü niyetli tutumu ve menfaat dengesi göz ardı edildiğini, davalının borcunu ifa etme yönünde bir iradesinin bulunmadığı ve hukuki süreçleri alacağın tahsilini geciktirme aracı olarak kullandığını, bu durum, davalının kötü niyetli olduğunu ve alacağın tahsilini tehlikeye düşürdüğünü gösteren güçlü emareler olduğunu, bu nedenlerle başkaca her türlü dava açma, beyan ve talepte bulunma hakkı saklı kalmak kaydı ile; istinafa başvurusunun kabulü ile; İlk Derece Mahkemesinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasını, davalı şirket adına kayıtlı taşınır (fiili haciz yoluyla), taşınmaz ve banka hesapları dahil tüm malvarlığı değerlerinin tespiti ile bu malvarlığı unsurları üzerine üçüncü şahıslara devir ve temliki önleyici şekilde ihtiyati haciz konulmasını, bu kapsamda banka hesaplarının tespiti ve tasarrufun sınırlandırılmasına, taşınır mallar yönünden mahallinde tespit ve fiili haciz uygulanmasını, ayrıca davalının malvarlığı üzerinde tasarrufunu önleyici nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Mahkemece teminatsız taleplerinin kabul edilmemesi halinde ise uygun görülecek makul bir teminat karşılığında ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;
Dava, cari hesap alacağından kaynaklanan itirazın iptali, istinaf başvurusuna konu uyuşmazlık ise ihtiyati tedbir/haciz talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince talebin reddine dair verilen karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
6100 Sayılı HMK'nun 389/1. fıkrasına göre; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı Kanunun 390/3. fıkrasına göre; tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.
İhtiyati haciz HMK'nın 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haciz şartları ve etkileri ise İİK'nın 257. maddesinde düzenlenmiştir.
İİK'nın 257. maddesi "rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyati haciz ettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1-Borçlunun muayen yerleşim yeri yoksa;
2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder." şeklindedir.
İİK'nın 258/1. maddesi ise; ''Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur.'' hükümüne yer verilmiştir.
Buna göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahıslarda olan taşınır ve taşınmaz malları ve alacaklarıyla diğer haklarını haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı ise, ancak borçlunun muayyen yerleşim yeri mevcut değil ise, borçlu taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır ya da kaçar veyahut bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz kararı verilebilir.
Dosyadaki belgelere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesine, kararın dayandığı delillerle gerektirici nedenlere, dava konusu edilen alacağın para alacağı olması, davalının taşınır taşınmaz malvarlığının ve banka hesaplarının uyuşmazlık konusu olmaması ve ihtiyati tedbirin ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceği gözönüne alındığında ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik kararı yerindedir. İhtiyati haciz talebi yönünden ise; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, alacağın varlığının ve miktarının yargılamayı gerektirdiği, bu aşamada yaklaşık ispat seviyesinde delil bulunmadığı, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşılmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında verilen 20/04/2026 tarihli ara karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile KESİN olarak karar verildi.02/07/2026
...
Başkan...
Üye...
Üye...
Katip...
Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.