Hukuk Genel Kurulu 2025/456 E. , 2025/838 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t:Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI\t: 2025/31 E., 2025/116 K.
ÖZEL DAİRE KARARI\t: Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.11.2024 tarihli ve
\t 2024/81 Esas, 2024/3883 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA\t
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 10.07.2023 tarihine kadar geçerli olmak üzere hammadde-maden arama/işletme ile tesis ve altyapı tesislerine ilişkin izinleri kapsayacak şekilde 10.12.2014 tarihli taahhüt senedi düzenlendiğini ve bu kapsamda arazi tesliminin yapıldığını, taahhüt senedi uyarınca davalının yıllık izin bedelini ödemekle yükümlü olduğunu ancak davalının yalnızca ilk yıl olan 2014 yılına ait izin bedelini ödediğini, 20 15... yıllarına ait izin bedellerini ödemediğini, 2017 yılında davalının talebi üzerine iznin iptal edildiğini ve arazinin 29.06.2017 tarihinde geri teslim alındığını, ödenmeyen izin bedellerinin tahsili amacıyla toplam 347.865,45 TL alacak yönünden başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına, davalının asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davanın öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle aksi hâlde hak ve nesafet kuralları ile denkleştirici adalet ilkeleri gözetilerek reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Erbaa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.04.2023 tarihli ve 2019/70 Esas, 2023/162 Karar sayılı kararıyla; izne konu alanın bulunduğu yerde köy halkının eylem yapması nedeniyle davalı ve çalışanlarının anılan yeri fiilen teslim alamadığı ve kullanamadığı, idare mahkemesi kararında izin verilen sahada hiçbir çalışma yapılmadığının belirtildiği, davalıya bir kusur izafe etmenin mümkün olmadığı, 20 15... yıllarına ait izin bedellerini ödemesinin davalıdan beklenmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) emredici hükümlerine ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4. maddesinde öngörülen hakkaniyet ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 23.10.2023 tarihli ve 2023/2641 Esas, 2023/2535 Karar sayılı kararıyla; maden işletme iznine karşı çıkan köy halkının eylemleri nedeniyle davalının izne konu ormanlık alana giremediği ve bu konuda davalıya kusur yüklenilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Dosyanın incelenmesinde davalının 22.05.2017 tarihli dilekçe ile iznin iptalini talep ettiği, 06.07.2017 tarihli olurla 10.07.2023 tarihine kadar iznin iptal edildiği, arazinin 29.06.2017 tarihli saha geri teslim tesellüm tutanağı ile davacı Kuruma teslim edildiği, davalının ilk yılın (2014) izin bedelini davacıya ödediği, 20 15... yıllarına ilişkin olarak bedellerin ödenmediği anlaşılmıştır.
Davalının fiilen teslim edilmeyip, kağıt üstünde teslim edildiğini iddia ettiği arazi için, ilk yıl kullanım bedeli ödeyip, üzerine iki yıl bekleyip, üçüncü yılda iznin iptalini talep etmesi, bu iki yıl için de fiili teslim olmadığını ve arazinin kullanımının engellendiğini ileri sürmesi 4721 sayılı TMK'nın 2, 3 ve 4 üncü maddelerinde öngörülen dürüstlük, iyiniyet ve hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı gözetildiğinde, iznin iptaline kadar geçen süreyi kapsayacak şekilde kullanım bedelinin ödenmesi gerekeceğinden, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Hâl böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; davanın esasına girilerek, ilk kullanım yılı (2014) için yapılan ödeme ile davacının 20 15... yılına ilişkin talebi de gözetilerek, sahanın kullanımının başlangıcından iznin iptal tarihine kadar, Hammadde - Maden Arama / İşletme / Tesis ve Altyapı Tesisleri İzinleri İçin Taahhüt Senedi'nin 2 nci maddesi gözetilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, TBK’nın 301. maddesi gözetildiğinde kamu gücü kullanımı bakımından diğer gerçek ve tüzel kişiler yönünden üstün kabul edilen idarenin kiralananı kullanıma elverişli durumda teslim yükümlülüğünden muaf tutulamayacağı ve TBK’nın 138. maddesi gözetildiğinde köy halkının eylemleri neticesinde izin konusu alanın fiilen teslim alınamamasının aşırı ifa güçlüğü olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davaya konu arazinin davalıya 19.01.2015 tarihinde teslim edildiğini, davalının isteği üzerine ise 29.06.2017 tarihinde geri teslim alındığını, davalının üç yıla yakın bir zaman beklediğini ve idari yargıdaki davalar neticelendikten sonra 2023 yılına kadar verilen tahsis izninin iptali için 2017 yılında kuruma başvurduğunu, yani olayların dinmesini değil idari yargıda devam eden davaları beklediğini, davalı olaylardan hemen sonra kuruma başvursaydı iznin yine geri alınacağını ve borç doğmayacağını, müvekkilinin üzerine düşeni eksiksiz yerine getirdiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davaya konu maden sahasının davalıya fiilen teslim edildiğinin kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre maden arama ve işletme izninin iptaline kadar geçen süreyi kapsayacak şekilde davalının kullanım bedeli ödemesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7/4. maddesi,
2. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi,
3. Orman Kanunu’nun 16. maddesinin Uygulama Yönetmeliği ( 18... tarihli ve 28976 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan),
2. Değerlendirme
1. Dava itirazın iptali istemine ilişkin olup, uyuşmazlık orman içerisinde davalı tarafından yapılacak maden arama ve işletme faaliyeti nedeniyle ödenmediği ileri sürülen arazi izin bedelinden kaynaklanmaktadır.
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 168. maddesine göre; tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.
3. Anayasanın bu maddesi doğrultusunda madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usuller 3213 sayılı Maden Kanunu’nda düzenlenmiş, Kanun’un 7/4. maddesinde ise yine Anayasal koruma altına olan devlet ormanları içerisinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu geçici tesislere 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre izin verileceği belirtilmiştir.
4. Orman Kanunu’nun 16/1. maddesinde de; Devlet ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine, fon bedelleri hariç, bedeli alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verileceği öngörülmüştür. Aynı maddenin son fıkrası ile de bu maddenin uygulanması ile ilgili tanım, şekil, şart ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
5. Belirtmek gerekir ki, maden yatırımlarının gerçekleştirileceği alanların orman niteliğinde olması durumunda Orman Kanunu’nun 16. maddesine göre verilen izin, maden ruhsat sahibine bir kısım haklar tanıdığı gibi yükümlülükler de getirmektedir. Bu yükümlülükler; orman arazisinin izin verilen konu ve amacına uygun şekilde kullanması, izin bedellerinin ödemesi, iznin sona ermesi durumunda madencilik faaliyeti nedeniyle bozulan doğal yapının yeniden düzenlenmesi için rehabilitasyonun sağlanması olarak ifade edilebilir. Bu iznin sağladığı hak ise orman alanında, ormancılık dışında bir faaliyet olan madencilik faaliyetinin yapılabilmesidir.
6. Devlet ormanlarında maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için zorunlu tesislere ancak bedeli karşılığında izin verileceği Orman Kanunu’nun 16. maddesinin açık hükmü gereğidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esasların düzenlendiği Yönetmeliğin 3/e bendinde “arazi izin bedelinin” ne olduğu da açıklanarak, verilen izinlerden dolayı orman idaresince alınacak kullanım bedelini ifade ettiği belirtilmiştir. Ayrıca arazi izin bedellerinin tespit ve tahsiline ilişkin esaslar ile alınan teminat ve bedellerin hangi durumlarda iade edileceği hususları da Yönetmeliğin 20 ve devam eden maddelerinde düzenleme altına alınmıştır.
7. Uyuşmazlığın çözümü açısından \"aşırı ifa güçlüğü\" kavramına da değinmekte yarar vardır.
8. Türk Borçlar Kanunu’nun “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138. maddesinde; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.\" düzenlemesine yer verilmiş olup Türk Hukuk Lügatında da bu kavram madde metninin açıklanması suretiyle tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 89).
9. Aşırı ifa güçlüğü nedeniyle işlem temelinin çökmüş sayılabilmesi ve bu nedenle sözleşmeden dönebilmek için aranan şartlar madde gerekçesinde: \"1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.\" şeklinde sıralanmıştır. Bu gerekçeden hareketle işlem temelinin çökmüş sayılabilmesi için aranan şartlar dört ana başlık altında toplanmaktadır. İşlem temelini oluşturan durumlarda sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan esaslı bir değişiklik bulunmalı, bu değişiklik önceden öngörülemez olmalı, değişiklik talep edenden kaynaklanmamalı ve değişen koşullar sonucu sözleşmenin ifasının borçlu olan taraftan beklenmesi dürüstlük kuralına aykırı olmalıdır. Sözleşmenin dönülebilmesi için tüm bu şartların bir arada bulunması zorunludur.
10. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü İzin ve İrtifak Dairesi Başkanlığının 18.06.2014 tarihli oluruyla 10.07.2023 tarihine kadar geçerli olmak üzere davaya konu yerde davalıya maden işletme, tesis ve alt yapı tesis izni verildiği, davalının 10.12.2014 tarihli taahhüt senedini, 19.01.2015 tarihinde de davaya konu araziye ilişkin teslim tesellüm belgesini imzaladığı, davaya konu sahanın köşe koordinatlarının belirli olduğu ve \"...izin sahasının çevresinin kafes telle çevirdiğini bildirmesi üzerine izin sahasının köşe noktalarına zeminden bir metre yükseklikte koordinat değerleri belirli sabit işaretler tesis ettirilip izin sahası teslim edilerek, bu teslim-tesellüm tutanağı tanzim edilmiştir.\" ibaresinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
11. Her ne kadar davalı, köy halkının ayaklanması neticesinde davaya konu arazide herhangi bir tesis kuramadığını hatta araziyi fiilen teslim dahi alamadığını iddia etmişse de, teslim tesellüm tutanağının anılan maddesi ile 10.12.2014 tarihli taahhüt senedinin 1. maddesindeki \"...izin sahasının köşe noktalarına zeminden bir metre yükseklikte koordinat değerleri belirli işaretler tesis etmeden saha teslimi yapılamaz, sahada çalışmasına müsade edilemez. (...) İzin dosyasındaki mevcut koordinatlara göre saha teslim alınmadan yapılacak çalışmalar 6831 sayılı Orman Kanununa göre suç sayılır.\" şeklindeki ibare birlikte değerlendirildiğinde davaya konu arazinin davalıya hukuki ve fiili tesliminin yapıldığının kabulü gerekir.
12. İznin verildiği ilk yıl olan 2014 yılına ait izin bedelinin davalı tarafından ödendiği, buna karşın 20 15... yıllarına ait izin bedellerinin ödenmediği, davalının 22.05.2017 tarihli dilekçe ile iznin iptalini talep ettiği, iznin 06.07.2017 tarihli olur ile iptal edildiği ve taşınmazın 29.06.2017 tarihli saha geri teslim tesellüm tutanağı ile davacı idareye iade edildiği hususları çekişmesizdir. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalının, iznin verildiği ilk yıl kullanım bedelini ödemek suretiyle izin ilişkisini benimsediği, iznin iptaline kadar geçen süre boyunca izin ilişkisinin devamına herhangi bir itirazda bulunmadığı, buna rağmen izin iptal edildikten sonra fiili teslimin hiç gerçekleşmediği iddiasını ileri sürmesinin, izin ilişkisinin uzun süre sürdürülmesinden sonra ileri sürülen bir savunma niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, bu şekilde bir savunmanın ileri sürülmesi, TMK'nın 2, 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen dürüstlük, iyiniyet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
13. Davalı her ne kadar köy halkının eylemleri nedeniyle izne konu alanı fiilen kullanamadığını ve bu nedenle izin bedellerinden sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüşse de; köy halkının eylemleri nedeniyle fiili kullanımın engellenmiş olması, tek başına davalının izin bedeli ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez.\tBu durum direnme kararında TBK'nın 138. maddesini ifadesini bulan \"aşırı ifa güçlüğü\" olarak nitelendirilmişse de, davalının davacıya karşı, davaya konu yerde maden arama, tesis kurma şeklinde bir borcu olmadığı ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle anılan eylemlerin yapılamadığı savunmasının ileri sürülemeyeceği, bunun yanında bu tarz idari izinlerde yöre halkının tepkisinin öngörülebilir bir risk olduğu da bilinebileceğinden TBK'nın 138. maddesi koşullarının somut olayda oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
14. Somut olayda, davalı tarafından imzalanan 10.12.2014 tarihli taahhütname kapsamında Erbaa Orman İşletme Müdürlüğü, Sancar Serisi, 162 bölmede yer alan toplam 64.591, 61... orman alanında işletme, tesis ve altyapı tesisleri kurularak maden aranması için Orman Kanunu’nun 16. maddesine göre 10.07.2023 tarihine kadar bedeli karşılığında davalıya kesin izin verildiği dosya kapsamına göre sabittir. Davacı ... idaresi, kendisine kesin izin verilen davalının 2014 yılına ait kullanım bedelini ödediğini, 2017 yılında ise iznin iptalini talep ettiğini, bunun üzerine gerekli onay alınarak iznin iptal edildiğini ve arazinin 29.06.2017 tarihinde teslim alındığını, buna karşın davalının 20 15... yıllarına ait ücretleri ödemediğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı ise orman arazisinin baştan beri kendisine teslim edilmediği gibi yöre halkının karşı çıkması ve yaşanan eylemler nedeniyle araziye giremediğini, gerekli tesis ve yatırımları yapamadığını, olayların kolluk güçleri tarafından dahi engellenemediğini, böyle olunca teslim edimini yerine getiremeyen davacının ayrıca ücret talep etmesinin hakkaniyet ilkelerine aykırı olduğunu savunmuştur.
15. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü İzin ve İrtifak Dairesi Başkanlığının 18.06.2014 tarihli oluruyla 10.07.2023 tarihine kadar geçerli olmak üzere davaya konu yerde davalıya maden işletme, tesis ve alt yapı tesis izni verildiği, davalının 10.12.2014 tarihli taahhüt senedini, 19.01.2015 tarihinde ise davaya konu araziye ilişkin teslim tesellüm belgesini imzaladığı, söz konusu sahanın köşe koordinatlarının belirli olduğu ve “...izin sahasının çevresinin kafes telle çevirdiğini bildirmesi üzerine izin sahasının köşe noktalarına zeminden bir metre yükseklikte koordinat değerleri belirli sabit işaretler tesis ettirilip izin sahası teslim edilerek, bu teslim-tesellüm tutanağı tanzim edilmiştir” ibaresinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
16. Her ne kadar davalı tarafından izne konu arazinin baştan beri fiilen teslim alınamadığı savunulmuş ise de bizzat davalının imzasını taşıdığı görülen teslim tesellüm tutanağının anılan maddesi ile 10.12.2014 tarihli taahhüt senedinin 1. maddesindeki \"...izin sahasının köşe noktalarına zeminden bir metre yükseklikte koordinat değerleri belirli işaretler tesis etmeden saha teslimi yapılamaz, sahada çalışmasına müsaade edilemez. (...) İzin dosyasındaki mevcut koordinatlara göre saha teslim alınmadan yapılacak çalışmalar 6831 sayılı Orman Kanununa göre suç sayılır\" şeklindeki ibare birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu arazinin davalıya hukuki ve fiili tesliminin yapıldığının kabulü gerekir.
17. Arazinin teslimine ilişkin bu belirlemeden sonra, takibe konu kullanım bedellerinden davalının sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Davaya konu alacakların ait olduğu yıllarda yürürlükte bulunan Orman Kanunu’nun 16. Maddesi Uygulama Yönetmeliğinin 11. maddesinde, yönetmelik hükümlerine göre verilen maden arama, işletme, tesis ve altyapı tesis izinlerinin hangi durumlarda iptal edileceği düzenlenmiş ve maddenin 1/a bendinde “Hak sahibinin vazgeçmesi” bu sebepler arasında sayılmıştır. Bu hususa davalı hak sahibi tarafından imzalanan ve yukarıda tarihi yazılı olan Taahhüt Senedinin 16. maddesinde de yer verilmiş ve izin sahibinin vazgeçmesiyle iznin iptal edileceği belirtilmiştir. Yönetmeliğin 23/2. maddesinde ise kesin izin sahibinin izinden vazgeçtiğini ve faaliyetini durdurduğunu orman idaresine yazılı olarak bildirdiği durumlarda, orman idaresince sahanın geri teslim alındığı tarihte tahakkuk eden bedellerin tamamının tahsil edileceği, müteakip yıllar içinse bedel tahakkuk ettirilmeyeceği düzenlenmiştir. Yönetmeliğin bu hükümlerinden açıkça anlaşılacağı üzere, uzun süreyle izin verilmiş olsa bile hak sahibinin sürenin sonunu beklemeden tek taraflı iradesiyle izinden vazgeçmesi ve iznin iptalini orman idaresinden yazılı olarak talep etmesi mümkündür.
18. Somut olay bu açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde; 2014 yılı ücretini ödeyen kesin izin sahibi davalının baştan beri orman idaresi tarafından yer teslimi yapılmadığını, hatta yöre halkının ayaklanması nedeniyle orman arazisine giremediklerini ve hiçbir yatırım yapamadıklarını savunmasına karşın, iznin iptalini aradan oldukça uzun bir süre geçtikten sonra 22.05.2017 tarihli dilekçeyle talep ettiği, bunun üzerine iznin 06.07.2017 tarihli olur ile iptal edildiği ve taşınmazın 29.06.2017 tarihli saha teslim tesellüm tutanağı ile davacı idareye iade edildiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar köy halkının eylemleri nedeniyle izne konu alanı fiilen kullanamadığını, bu nedenle izin bedellerinden sorumlu tutulamayacağını ileri sürmüş ise de; bu durumun yukarıda açıklanan nedenlerle aşırı ifa güçlüğü oluşturmayacağı anlaşılmış ve baştan beri var olduğunu belirttiği bu olaylar karşısında ibraz edeceği bir dilekçe ile iznin iptalini talep etmesi ve sonraki yıllar ücretinden kurtulması mümkün iken bu konuda yazılı bir bildirimde bulunmamış, dolayısıyla izni 06.07.2017 tarihine kadar devam ettirmiştir.
19. Bu durumda, izinden vazgeçtiğini orman idaresine 22.05.2017 tarihinde bildiren davalının ilgili Yönetmeliğin 23/2. maddesine göre o tarihe kadar tahakkuk eden bedellerden sorumlu olacağı gibi davalının üç yıl gibi uzun bir süre bekledikten sonra iznin iptalini talep etmesi, sonrasında da bu süre içerisinde arazinin kendisine teslim edilmediğini ve kullanımının engellendiğini ileri sürmesi 4721 sayılı TMK’nın 2, 3 ve 4. maddelerinde öngörülen dürüstlük, iyiniyet ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır.
20. Tüm bu nedenlerle davalının yıllık izin bedelini ödemekle yükümlü olduğu değerlendirildiğinden iznin iptaline kadar geçen süreyi kapsayacak şekilde, taahhüt senedinde öngörülen esaslar çerçevesinde kullanım bedelinin davalıdan tahsili gerektiği, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yöre halkının eylemleri nedeniyle davalının dava konusu alanda fiilen herhangi bir faaliyette bulunamadığının sabit olduğu, halkın zabtedilmesinin davalının sorumluluğunda kabul edilemeyeceği, davalının izne konu taşınmazdan fiilen hiçbir yarar sağlamamış olması karşısında kullanım bedelinden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle direnme kararının yerinde olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
22. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesi uyarınca direnme kararını veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.