Hukuk Genel Kurulu 2025/36 E. , 2026/97 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t:Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI\t: 2023/331 E., 2023/396 K.
ÖZEL DAİRE KARARI\t: Yargıtay \t11. Hukuk Dairesinin 25.01.2023 tarihli ve
\t 2021/5778 Esas, 2023/508 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki ... (Kurum) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA\t
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ilk defa \"...\" ibaresini 09.11.1993 tarihinde ticaret siciline tescil ettirildiğini ve aynı yıl içerisinde bu işletme adıyla marketler açmaya başladığını, 99/001458 sayılı \"...\" ibareli markayı tescil ettirdiğini, ayrıca 09. sınıfta 2016/18427, 2016/182 67... /22627 sayılı \"macro\" ibareli markaları olduğu gibi diğer sınıflarda tescilli “macro” ve “makro” ibareli seri markalarının da bulunduğunu, markaların esas unsurunun “macro/makro” ibaresi olup “makro”, “macro”, “makro...”, “...” markalarının herkes tarafından bilindiğini ve yoğun kullanım sonucu ayırt edicilik kazandıklarını, davalı şirketin 9 ve 11. sınıflarda 2016/89717 başvuru numaralı \"makro\" ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, markanın yayınına müvekkilince yapılan itirazın önce Markalar Dairesi Başkanlığı ve nihayetinde ise YİDK tarafından hukuka aykırı şekilde reddedildiğini, taraf markalarının ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olma ihtimâli bulunduğunu, ayrıca taraflar arasında organik bağlantı bulunduğunun düşünülebileceğini, dava konusu markanın müvekkilinin www.....com.tr ibareli alan adı ile de benzer olduğunu ve marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığını ileri sürerek YİDK'nın 16.02.2018 tarihli ve 2018-M-1153 karar sayılı kararının iptaline, tescil edilmişse dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında başvuru kapsamında kalan mallar yönünden iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı şirket usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2019 tarihli ve 2018/142 Esas, 2019/230 Karar sayılı kararı ile; dava konusu \"makro\" ibareli başvuru ile davacı markaları arasında 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8/1-(b) maddesi anlamında görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimâli de dahil iltibas oluşacak düzeyde benzerlik olmadığı, tüketicilerin işbu markalar arasında ilişki kurma riskinin bulunmadığı, davacının itirazına mesnet markalarla başvuru markası arasında emtia benzerliği şartının 2016/22627 sayılı “... card”, 2016/18427 sayılı “... ...” ve 2016/18267 sayılı “...” ibareli markalar arasında gerçekleştiği, bununla birlikte marka işaretleri benzer olarak değerlendirilebilecek olan 99/000293, 99/000295, 99/000296, 99/014 58... /41535 sayılı markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin dava konusu başvuru markası kapsamındaki mal ve hizmetlerle aynı, benzer veya ilişkili olmadığı, makro kelimesinin büyük, geniş, mikro karşıtı anlamına gelip ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğu, davacının “...” markasının perakendecilik sektöründe tanınmış ise de tek başına “MACRO\" ve \"MAKRO” ibarelerinin tanınmış olduğu sektör dışında toplumun büyük kesiminde görüldüğü anda refleks hâlinde davacı şirketle ilişkilendirilecek düzeyde tanınmış olmadığı, kötüniyet iddiasının ise ispatlanamadığı, bu kapsamda YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.04.2021 tarihli ve 2019/1259 Esas, 2021/495 Karar sayılı kararı ile; dava konusu başvuru kapsamında yer alan 9. sınıftaki bir kısım malların davacının itirazına mesnet 2016/22627 sayılı \"macro...\", 2016/18427 sayılı \"Butcher ...\" ve 2016/18267 sayılı \"...\" ibareli markalarının kapsamlarında yer alan mallarla benzer oldukları, bunun dışında davacının itirazına mesnet markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerle dava konusu başvurunun kapsamında yer alan mallar arasında benzerlik olmadığı, \"makro\" ibareli dava konusu başvuru ile emtia benzerliği şartı gerçekleşen davacının itirazına mesnet bu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-(b) maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunmadığı zira \"Macro\" ve \"Makro\" ibarelerinin Türkçe'de büyük, geniş anlamlarına geldiğinden ayırt ediciliklerinin oldukça düşük olduğu, ibarenin ortak olarak yer aldığı markalarda yapılacak küçük değişikliklerin dahi iltibas tehlikesini ortadan kaldıracağı, buna göre dava konusu başvurunun davacının itirazına mesnet markalarından yeterince farklılaştığı, 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesi koşullarının oluştuğu ve dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığı iddialarının ise ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
\"...1.Dava, marka başvurusuna itirazın reddine dair TPMK YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
2.Davacının itiraza mesnet markaları “MAKRO” “MACRO” asıl unsuru ile ilave unsurlardan, davalı başvurusuna konu marka ise yalın hâlde “MAKRO” ibaresinden oluşmaktadır.
3.Davacı vekili “MAKRO / MACRO” unsurlu seri markalarının bulunduğunu, ayrıca “MACRO ...” markasının tanınmış marka olduğunu ileri sürmektedir.
4.Markalar arasında olaya uygulanacak 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerlik bulunduğundan bahsedebilmek için markaların ayırt edici unsurlarının karşılaştırılması gerekir. Karşılaştırmaya konu her iki taraf markasının da MACRO / MAKRO unsurlarını içerdiği, bu anlamda markalar arasında ayniyete yakın düzeyde bir benzerlik bulunduğu anlaşılmaktadır. Benzer markalardan sonraki markanın önceki markaya nazaran ayırt edici olduğunu söyleyebilmek için ayırt edici niteliği sağlayacak ölçüde ilave unsur içermesi gerekir.
5. 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak veya üretim yeri, zamanı gibi malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten tanımlayıcı işaretlerin ayırt edici özelliği bulunmayıp nispi benzerlik karşılaştırmasında bu tür tanımlayıcı unsurlar dikkate alınmamalıdır. Bununla birlikte KHK’nın 7 nci maddesinin son fıkrası uyarınca bu tür tanımlayıcı işaretlerin yoğun kullanım ve kuvvetli tanıtım vasıtalarıyla ayırt edici kılınmaları ve hatta tanınmış marka haline getirilmeleri de mümkündür.
6.Somut olayda davalıya ait başvuru konusu işaretin sadece “MAKRO” ibaresinden oluştuğu ve markanın önceki itiraza mesnet Macro/Makro unsurlu markalara göre hiçbir farklı ve ayırt edici unsur içermemesi nedeniyle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olabileceği ve tescil olunmasının 556 sayılı Marka KHK'nın perakendecilik sektörü yönünden tanınmış olan 8/4. maddesi uyarınca, davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlayabileceğinin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve kararın davacı lehine bozulması gerekmiştir...\" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; başvuru konusu marka ile müvekkilinin itirazına mesnet markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi kapsamında iltibas bulunduğunu, zira başvuru markasında müvekkilinin markalarının da asıl unsuru olan “Makro” ibaresine aynen yer verildiğini ve herhangi bir şekilde farklılaştırmaya gidilmediğini, başvuru markasının müvekkilinin markalarının bir serisi gibi algılanacağını, müvekkilinin markalarının 35.05. sınıfta mağazacılık hizmetlerinde başvuru kapsamındaki malların satışını da kapsadığını, müvekkilinin davalı Kurum nezdinde tanınmış marka tescili olduğu gibi perakendecilik sektöründe makro, macro ve ... ibareli markalarının tanınmış olduğunu, başvuru markasının müvekkilinin bu tanınmışlığından da yararlanacağını, \"Macro\" ibaresinin müvekkiline ait ticaret unvanı ve işletme adının esas unsuru olması yanında www.....com alan adının da esas unsurunu oluşturduğunu ve 556 sayılı KHK’nın 8/5. maddesi gereği de davalarının kabulü gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu “makro” ibareli 2016/89717 sayılı marka başvurusu ile davacıya ait “macro” ve “makro” esas unsurlu markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi kapsamında iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı ve markalar arasında iltibas tehlikesi olacak düzeyde benzerlik bulunduğu sonucuna varılması hâlinde dava konusu markanın 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama ihtimâlinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7, 8, 9, 35... . maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu (6769 sayılı SMK) ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü için başvuru tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın uygulanması gerekmektedir.
3. Türk Hukukunda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun ... tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mâl olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından \"resen\" dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer defi değil, itiraz sebebidir. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurum'un bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde \"itiraz\" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece resen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-(a) maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez (Hakan Karan, Mehmet Kılıç, Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, Ankara, 2004, s. 79-80).
4. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından resen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından “itiraz” olarak ileri sürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-(b) maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir.
5. Somut olay ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) ve 8/4. maddeler üzerinde durulmasında da yarar vardır.
6. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8/1-(a) ve (b) maddesindeki düzenleme gereğince tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimâlinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir.
7. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8/1-(b) maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında, karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır. Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikâme edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir.
8. Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimâlinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olması gerekmektedir. İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esas olarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı oluşturarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir. Başka bir deyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıyla karıştırmaları ihtimâl dahilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır (Karan/Kılıç, s. 199). Bu itibarla markanın bir bütün olarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimâli buna göre belirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir.
9. Karıştırılma ihtimâlinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimâlidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimâlinin bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir deyişle karıştırılma ihtimâli; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.
10. Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimâlinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dahi karıştırılma ihtimâli ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hâllerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır. Nitekim Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesinde de belirtildiği üzere, markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimâli değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır (Rauf Karasu, Cahit Suluk, Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2018, s.189). Başka bir anlatımla önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise markaların örtüşmeyen bileşenlerinin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınarak sonuca gidilecektir.
11. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi kapsamında önceki markanın tanınmış olması da işaretler arasında karıştırılma ihtimâlini artıran bir unsurdur. Gerçekten de bir işaretle karşılaşan tüketici, bu işaretin tanınmış markanın sadece bir unsurunu içermesi hâlinde dahi bunlar arasında bir bağlantı kurabilmektedir. Zira tanınmış markayı oluşturan ibareler tüketici nezdinde yerleşmiş olduğundan, sonraki işaret görüldüğünde bu işaretteki bazı farklılıklar gözden kaçırılarak tanınmış marka ile bağlantı kurulabilmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki, 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi kapsamında, önceki markanın tanınmış olması, tescil edilmek istenen markanın sadece aynı veya benzer mal ve hizmetler yönünden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Tanınmış markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerden farklı mal ve hizmetlerde korunup korunamayacağına ise 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi kapsamında değil, 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmeden sonra karar verilmelidir.
12. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8/4. maddesi; “Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere anılan maddede bir markanın tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olmasına rağmen, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabileceği açıkça vurgulanmış, ancak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir.
13. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından 09.11.2016 tarihinde “makro” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle davalı Kurum'a başvuruda bulunulduğu, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “makro” ve \"macro\" esas unsurlu seri markaları dayanak gösterilerek benzerlik, tanınmışlık ve kötüniyet hususlarına dayalı olarak yapılan itirazın Markalar Dairesince reddi üzerine yeniden inceleme isteminin de YİDK tarafından reddedildiği ve başvurunun 28.05.2018 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır.
14. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle bu aşamada, taraf markalarındaki işaretler arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-(b) maddesi anlamında benzerlik ve karıştırma ihtimâlinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir. İşaretlerin benzerliği incelenirken özellikle redde mesnet markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve ayırt edici unsurlar dikkate alınmalı ve bu baskın unsurların ayırt edicilik seviyesi göz önünde bulundurulmalıdır.
15. Ayrıca bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı, şekil vb. işaretlerden oluşup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır.
16. Davalı şirkete ait dava konusu marka başka herhangi bir unsur ihtiva etmemekle birlikte sadece “makro” ibaresinden oluşmaktadır. Buradan hareketle davacıya ait itiraza mesnet “makro” ve “macro” esas unsurlu markalar ile davalı şirkete ait \"makro\" ibareli marka arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak ayniyete yakın benzerliğin bulunduğu açıktır. Dolayısıyla davacı markaları ile davalı şirkete ait markanın aynı mal veya hizmetlerde kullanılması durumunda o mal ve hizmetlerin aynı teşebbüsten ya da bağlı teşebbüsten geldiği yönünde iltibasa sebep olabileceğinin kabulü zorunludur.
17. Bu itibarla davalı şirkete ait “makro” ibareli marka ile davacıya ait “makro” ve “macro” esas unsurlu markalar arasında aynı mal ve hizmetlerde markanın köken gösterme fonksiyonu yönünden karıştırılma ihtimâli bulunmaktadır.
18. Önemi nedeniyle hemen belirtmek gerekir ki, ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak veya üretim yeri, zamanı gibi malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten tanımlayıcı işaretler ayırt edici özellikleri bulunmayıp nispi benzerlik karşılaştırmasında dikkate alınmayacaksa da 556 sayılı KHK’nın 7/2. maddesi uyarınca bu tür tanımlayıcı işaretlerin yoğun kullanım ve kuvvetli tanıtım vasıtalarıyla ayırt edici kılınmaları ve hatta tanınmış marka hâline getirilmeleri dahi mümkündür.
19. Bu kapsamda, davalıya ait başvuru konusu işaretin sadece “makro” ibaresinden oluştuğu ve markanın davacının itirazına mesnet \"macro/makro\" unsurlu markalara göre hiçbir farklı ve ayırt edici unsur içermeyip ayniyet derecesinde benzer olması nedeniyle markalar arasında karıştırılma ihtimâli söz konusu olabileceği gibi başvurunun tescili hâlinde perakendecilik sektöründe tanınmış olduğu anlaşılan davacının \"macro/makro\" ibareli markalarından 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesi uyarınca haksız yarar sağlanmasının da mümkün olduğu kabul edilmelidir.
20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.