Hukuk Genel Kurulu 2025/175 E. , 2026/83 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI\t: 2024/688 E., 2024/673 K.
ÖZEL DAİRE KARARI\t: Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 19.12.2023 tarihli ve
\t 2022/4903 Esas, 2023/6381 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilip davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA\t
Davacı vekili; müvekkilinin paydaş olduğu taşınmazın, davalı şirket tarafından işletilen alışveriş merkezinin açık otopark ihtiyacını karşılamak amacıyla mıcır dökülerek uzun süredir alışveriş merkezi müşterilerinin kullanımına bırakıldığını, bu durumun hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle ecrimisil bedeline ilişkin talebini 138.255,94 TL’ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerinin ancak kötüniyetli ve haksız zilyet konumundaki fuzuli şagile yöneltilebileceğini, müvekkilinin dava konusu taşınmaza herhangi bir elatması ve bu kullanımdan elde ettiği bir kazancın bulunmadığını, haksız bir kullanım varsa bunun müvekkilinden değil araçlarını davacıya ait taşınmaza park eden üçüncü kişilerden kaynaklandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.04.2022 tarihli ve 2021/250 Esas, 2022/166 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın bir kısmına mıcır serilmek suretiyle araçların park ettiğinin anlaşıldığı ancak bu zeminin davalı tarafından hazırlanarak otopark olarak kullanıldığı ve dolayısıyla müdahalenin davalıdan kaynaklandığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 29.06.2022 tarihli ve 2022/848 Esas, 2022/994 Karar sayılı kararıyla; davalı şirketin davaya konu taşınmazı hukuki bir hakka dayanmaksızın işgal ettiği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı, bilirkişi raporlarıyla belirlenen ecrimisil bedelinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüyle davalı tarafından yapılan elatmanın önlenmesine ve 138.255,94 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;
“…Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu taşınmaza davalı tarafından el atıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de taşınmaza kimin tarafından el atıldığı hususunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlendiğini söyleyebilme imkanı yoktur.
Şöyle ki, keşif mahallinde dinlenen davacı tanığı ...; dava tarihinden önce dava konusu yerde bir sürü araba olduğunu görünce taşınmazın etrafında çukur açarak araç girişini engellemek istediklerini, ancak sonradan bu kanalların toprakla doldurularak araçların park edildiğini, taşınmaz üzerine mıcırı kimin döktüğünü bilmediğini; davacı tanığı ... ise dava açılmadan önce bir gün baktıklarında dava konusu yere mıcır serildiğini, AVM müşterilerinin buraya mıcır seremeyeceğini, ancak mıcırı kimin serdiğini gözüyle görmediğini, taşınmazın iki ayrı giriş çıkış yerine beton döküldüğünü, hendeği kimin kapattığını bilmediğini beyan etmiştir. Buna karşılık ilk celse dinlenen davalı tanığı ...; AVM’nin mevcut bir otoparkı olduğunu, davacıya ait taşınmaza yönelik otopark olarak yönlendirmeleri olmadığını, yine tabela olarak da yönlendirme yapılmadığını, yolun diğer tarafında bulunan kafelere gelen müşterilerin de davacının taşınmazına arabalarını park ettiklerini, 2,5 yıldır AVM’de çalıştığını, bu süre boyunca dava konusu taşınmaza çakıl dökülmediğini, taşınmaz üzerindeki otların temizlenmesi konusunda bilgisi olmadığını; davalı tanığı ... ise AVM’de güvenlik şefi olarak çalıştığını, AVM’nin 2 katlı otoparkı olduğunu, davacıya ait arazi ile ilgili çalıştığı şirketin herhangi bir yönlendirmesi olmadığını belirtmiştir.
Haksız fiil niteliğinde olan el atma olgusunun genel ispat kuralları çerçevesinde ispatının, davacı tarafa ait olduğuna şüphe yoktur. Ancak davacı tanıklarının dava konusu yere davalı tarafından bizzat mıcır serilerek otopark hâline getirildiğine dair görgüye dayalı bilgisi söz konusu değildir. Buna karşılık davalı tanıkları ise AVM’ye gelen araçları dava konusu taşınmaza yönlendirmediklerine dair beyanda bulunmuştur. Otopark levhasının da davalı tarafından konulduğuna dair dosya içerisinde bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca, davacı tarafından ileri sürülen iddia ispatlanmadığı hâlde yazılı şekilde el atmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesi doğru değildir...\" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, somut olguların davacı tanıklarının beyanlarını desteklediği, dolayısıyla davalı tarafın davacının hissedar olduğu taşınmazın bir kısmını haksız işgal ettiğinin açık olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; ispat yükü kendisinde olan davacının, taşınmaza haksız elatmanın bizzat davalı tarafından gerçekleştirildiğini ve ecrimisil bakımından işgal süresi ile zararı somut, denetlenebilir delillerle ortaya koyamadığını, buna rağmen mahkemece davalı tanık beyanları ile iki ayrı bilirkişi raporundaki taşınmaz zeminine davalı tarafından mıcır döküldüğünün belirlenemediği, AVM’ye yönlendiren tabela bulunmadığı, taşınmazı davalının işgal ettiğinin kanıtlanamadığı yönündeki tespitler göz ardı edilerek davacı tanıklarının tahmine dayalı ve ifadeyi aşacak biçimde yorumlanan beyanlarına dayanılmak suretiyle karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalı şirketin davaya konu taşınmaza haksız elattığının kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1 .2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesi,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesi,
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6, 683, 995. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümünde, konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramlara ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
2. Öncelikle belirtilmelidir ki mevzuatta tanımı yapılmayan mülkiyet hakkı, toplum yararı ile sınırlı, sahibine gerek yetki ve gerekse ödevler yükleyen kamu ve özel hukuk karakterli, kendine özgü bir haktır.
3. Anayasanın 35. maddesinde;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz\" düzenlemesine yer verilerek mülkiyet hakkının varlığı Anayasal bir hak olarak belirlenmiş ve ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
4. Mülkiyet hakkının içeriği ise, TMK'nın \"Mülkiyet hakkının içeriği\" başlıklı 683. maddesinde düzenlenmiştir. TMK'nın 683. maddesinde;
\"Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir\" hükmü bulunmaktadır.
5. Anılan madde hükmü dikkate alındığında; mülkiyetin sağladığı aktif yetkiler (mülkiyetin müspet unsuru), “o şeyde hukuk düzeninin sınırları içinde dilediği gibi tasarruf etme hakkı” dır. Bu tasarruf malın fiilen kullanılması, semerelerin toplanması, malda değişiklik yapılması, malın tahrip ve tağyir edilmesi gibi fiili tasarrufları içine aldığı kadar malı başkasına devretme, üzerinde hak tesis etme gibi hukuki tasarrufları da içine alır. Mülkiyeti koruyucu yetkiler (mülkiyetin menfi unsurları) kapsamında malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebilir. Bu talepler mülkiyet hakkından kaynaklanır ve varlıklarını mülkiyet hakkına ayrılmaz bir biçimde bağlı olarak sürdürürler (M.Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku, İstanbul 2020, s. 313 vd.).
6. Mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin malik tarafından gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız elatmanın önlenmesi, taşkınlığın giderilmesi ve durdurulması için, elatmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır.
7. Mülkiyet hakkına yönelik saldırıların önlenmesine ilişkin davaların büyük çoğunluğu dayanağını TMK'nın 683. maddesinden almakta ise de, bu madde kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen mülkiyeti korumaya yönelik zilyetlikten doğan davalar, taşınır davası, komşuluk hukukundan doğan davalar gibi çeşitli davalar da mevcuttur. Kanun'un genel nitelikli bu maddesi ve öteki hükümleri ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır.
8. Elatma, doğrudan doğruya bir insan fiili ile meydana gelebileceği gibi davalının kendi iradesiyle yarattığı bir durum ile malikin mülkiyet hakkını kısıtladığı bir hâl olarak da görünebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 322). Başka bir ifade ile, yapma veya yapmama şeklinde insan fiiline dayanmakla birlikte insanın sorumlu olduğu durumdan (yok etme veya önleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi) da kaynaklanabilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan aynî ya da şahsî bir hakka dayanmamalıdır. İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 25.05.1938 tarihli ve 1937/29 Esas, 1938/10 Karar sayılı kararında da haksız işgal \"Fuzulî işgal denilen şeyin hukukî bakımdan mahiyeti bir hakka, zımnî veya sarih bir akte müstenit olmaksızın gayrin malını izinsiz ve rızasız işgal veya istimal etmekten veyahut başkasının zilyetliğini gasp ve ona tecavüz eylemekten ibarettir. O gayr veya zilyedin bundan mutazarrır olup olmaması müsavidir…\" şeklinde tanımlanmıştır.
9. Öğretide elatma, doğrudan elatma ve dolaylı elatma olarak ikiye ayrılmaktadır (Fikret Eren, Mülkiyet Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2016, s. 44-45). Doğrudan elatma, eşyanın özüne etki eden ve doğrudan doğruya davacının eşyasında ortaya çıkan, davalının fiilinden veya sorumlu olduğu bir durumdan ileri gelen elatma (davacının taşınmazına sürekli olarak çöp dökülmesi, moloz yığılması, taşkın yapı vb..), dolaylı elatma ise davalının taşınmazındaki fiillerinin davacının taşınmazında kendisini göstermesi şeklinde oluşan elatma olarak ifade edilmesi mümkündür. Dolaylı elatmalar da, kendi içinde olumlu ve olumsuz elatmalar olarak ikiye ayrılırlar. Davalının taşınmazındaki fiillerin davacının taşınmazında kendisini göstermesi olarak ifade edebilecek olan olumlu elatmalar, maddi veya manevi olabilir (dolaylı maddi elatma; duman, buğu, toz veya koku çıkarmak, pis su akıtılması vb.., manevi dolaylı elatma; kişide korku, kaygı vb. duruma neden olma). Olumsuz elatmalar, davalının taşınmazından kaynaklanan sebeplerle, davacının taşınmazında bir yoksunluğa yol açılması (manzara, hava, su, güneş, ışık vb..yoksunluk) şeklindedir.
10. Elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına elatılan taşınır veya taşınmaz malın maliki tarafından eşyaya haksız olarak elatan kişiye karşı açılır. Davanın açılabilmesi için, taşınır veya taşınmaz üzerindeki aynî hakka elatmanın mevcut veya gelecekte doğacak olması ve davacının elatmaya katlanma yükümlülüğünün bulunmaması gereklidir. Elatmanın önlenmesi davasında, ispat yükü davacıdadır (TMK md. 6, HMK md. 190/1). Bu anlamda davacı, aynî hakkını ve davalının aynî hakka elattığını ispatla yükümlüdür. Davalı da, aynî hakka elatmadığını veya elatmakla birlikte elatmasının haksız olmadığını (davacının elatmaya katlanmakla yükümlü olduğunu) ispatla yükümlüdür.
11. Elatmanın önlenmesi davasının amacı, aynî hakka elatmanın sona erdirilmesi veya elatma tehlikesinin önlenmesidir. Elatmanın önlenmesi davası sonucunda davalı, elatmayı sona erdirecek davranışları yapmaya veya elatmaya yol açacak davranışlardan kaçınmaya mahkûm edilir. Elatmanın önlenmesi davasının amacı da, davalıyı yapmaya veya yapmamaya mahkûm eden hükmün icrası ile gerçekleşir.
12. Ecrimisile gelince; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup 08.03.1950 tarihli ve 1945/22 Esas, 1950/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Yine bahsi geçen İçtihadı Birleştirme Kararında; başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötüniyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olduğu, bir zarara uğramamış malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı sonucuna varılmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler.
13. Nitekim TMK'nın 995. maddesinin 1. fıkrasında, iyiniyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Haksız işgal, haksız eylem niteliğinde olup bu durumda ecrimisilin tahsili için genel mahkemelerde genel hükümlere göre dava açılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır.
14. Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesine gelince; davacı vekilinin dava dilekçesinde; müvekkilinin paydaşı olduğu taşınmazın, davalı şirket tarafından işletilen alışveriş merkezinin açık otopark ihtiyacını karşılamak amacıyla mıcır dökülerek uzun süredir alışveriş merkezi müşterilerinin kullanımına bırakılmak suretiyle işgal edildiği iddiasıyla el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunduğu, davalı vekilinin ise müvekkili tarafından davacının taşınmazına mıcır dökülmediğini, taşınmazın otopark olarak kullanılmadığını, taşınmaza herhangi bir elatmanın ve bu kullanımdan elde edilen bir kazancın bulunmadığını, taşınmazın varsa haksız kullanımının müvekkilinden değil araçlarını davacıya ait taşınmaza park eden üçüncü kişilerden kaynaklandığını belirterek davanın reddini savunduğu anlaşılmaktadır.
15. Dosya kapsamından, mahkemece 12.11.2021 tarihinde mahallinde yapılan keşifte, davaya konu taşınmaz üzerine mıcır serili olduğu ve park edilmiş araçlar ile taşınmazın yol tarafından giriş kısmında bir levha ile park girişini gösteren ok işareti bulunduğunun gözlemlendiği, keşifte dinlenilen davacı tanığı ...'in \"Ben davacı vakıfta çalışırım, ... AVM’yi davalı şirket işletmektedir. ... AVM’nin açılış tarihini tam bilmiyorum ancak 5–6 senedir burada var, biz daha önce burada bir araştırma yaptık, şuanda keşfin yapıldığı yerde bir sürü araba olduğunu görünce taşınmazın etrafında çukurlar açtırdım, araç girişini engellemek istedik, daha sonraki zamanlarda yaptırdığımız kontrolde açtırdığımız kanalların toprakla doldurduğunu ve araçların park edildiğini gördük, taşınmaz üzerine mıcırı kimin döktüğünü bilmiyorum, buraya park eden araçlar alışveriş merkezine müşteri olarak gelen araçlardır, ... AVM'nin otoparkı var ancak yeterli değil. Ben bu taşınmazın etrafına çukur açtırırken taşınmaz üzerinde bulunan birçok aracın sahibini bulamadık, kaldırtamadık, polis çağırmak zorunda kaldım, ... AVM'ye haber verdik, birçok araç ... AVM de çalışanların araçlarıydı, içeriden gelip araçlarını aldılar...\", davacı tanığı ...'nun \"...Ben 12 yıldır davacı vakıf da çalışıyorum, davacı vakfın ... AVM nin bulunduğu yerin yan tarafında arazisi vardır, vakıf orayı ... AVM ye araçları park etmesi için kiraya verdi, yıllardır oradan kira parasını alır, ... AVM tam ne zaman kuruldu bilmiyorum, kurulduktan sonra ... AVM ye gelen müşteriler yeterli park alanı olmadığı için bir sıra halinde davacı vakfa ait yere araçlarını park ediyorlardı, senelere bu şekilde oldu, davacı vakıf ses etmedi, bir sıra zamanla iki sıraya çıktı, daha fazla araç park edildi, taşınmaza boydan boya hendek kazıldı, yine park edilme olayı devam etti, dava açılmadan önce bir gün baktık ki şuanda keşfi yapılan yere mıcır serilmiş, mıcırı buraya burayı giriş gösteren yöneti̇m sermiştir, müşteriler buraya mıcır seremezler galiba, hatta bu taşınmaza iki ayrı giriş çıkış yerine beton dökülmüştür, telefonla şahsen ... ile görüştüm, ... avm nin park yerini kiraya verdiğimizi size de bu alanı kiraya verelim dedim, ancak biz Kayseri'nin çocuğuyuz, toprak ana kira mı vereceğiz, boş duran yere kira parası mı vereceğiz dedi sonrasında da bu davayı davacı vakıf açtı. Ben hendeği kimin kapattığını bilmiyorum, yine mıcırı kimin serdiğini gözümle görmedim ancak herhalde müşteri hendeği kapatacak değildir, mıcır serecek değildir\" şeklinde beyanda bulundukları, davalı tanığı ...'un 13.12.2021 tarihli duruşmada, \"... AVM de kurumsal iletişim uzmanı olarak görev yapıyorum, mevcutta AVM ye ait otopark mevcuttur, bünyemizde otopark mevcuttur, haricinde davacıya ait taşınmaza yönelik olarak otopark olarak yönlendirmemiz yoktur, yine tabela olarak da yönlendirme yoktur, AVM nin yol tarafında kafeler mevcuttur, ancak bu kafeler yolun diğer tarafındadır, kafelere gelen müşteriler de yol kenarına veya davacının taşınmazı üzerine arabalarını park etmektedirler, ben 2,5 yıldır bu avm de çalışıyorum, benim çalıştığım süre boyunca taşınmaza çakıl dökülmedi, taşınmaz üzerindeki otların temizlenmesi konusunda bilgim yoktur, taşınmaz üzerinde davacıya ait girilmez şeklinde veya şu şirkete aittir falan şeklinde bir şey yoktur, yol kenarına kanal açılmıştı, davacı taraf kendisi yaptırdı”, davalı tanığı ...'ın ise, “... ... merkezinde güvenlik şefi olarak çalışmaktayım, bizim 2 katlı otoparkımız mevcuttur, müşteriler bu otoparkı kullanmaktadırlar, davacıya ait arazi ile ilgili çalıştığım şirketin herhangi bir yönlendirmeis yoktur, taşınmaz üzerine kimin mıcır döktüğünü yada otları kimin temizlediği konusunda malumatım yoktur, ... AVM de 5 yıldır çalışıyorum, dava konusu taşınmazın olduğu yere araçlar park ediyordu, araçlar park edince aşınıyordu, arazi bu şekilde temizlenmiş oluyor” ifadelerinde bulundukları anlaşılmıştır.
16. Yukarıda da belirtildiği üzere (§ 10), elatmanın önlenmesi davasında davacı, davalının taşınmazına haksız müdahalede bulunduğunu ispat etmekle yükümlüdür. Dosya kapsamı incelendiğinde, davaya konu alana mıcır dökülmesi işleminin davalı tarafından gerçekleştirildiği ispatlanamamıştır. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tanığı ...'nun beyanında mıcırın davalı tarafından döküldüğünün net olarak ifade edildiği belirtilmişse de, ifadenin devamındaki \"...mıcırı kimin serdiğini gözümle görmedim ancak herhalde müşteri hendeği kapatacak değildir, mıcır serecek değildir\" beyanından tahmin yürütüldüğü açıkça anlaşılmaktadır. Aynı şekilde, anılan tanık her kadar dava dışı şirket yetkilisi ...'nın kendisine söylediğini iddia ettiği sözleri ifade etmişse de, Mahkemece bu sözlerin doğrudan kabulü ve hükme esas alınması mümkün değildir.
17. Söz konusu alanda araçların park edilmesinin davalının bir davranışından ya da sorumluluğuna giren bir durumdan (örneğin ortadan kaldırma veya önleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi) kaynaklandığı da ortaya konulamamıştır. Bu nedenle davalının alanı otopark olarak kullandığı, davacının taşınmazı üzerinde fiili hâkimiyet kurduğu veya zilyetlik iradesi bulunduğu sonucuna varılamaz. Davacı tanıklarının beyanları da bu hususu ispata elverişli değildir. Ayrıca, otopark levhasının davalı tarafından yerleştirildiğine ilişkin herhangi bir delil de bulunmamaktadır.
18. Bunların yanında, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, keşif sırasındaki mahkeme gözleminde alışveriş merkezinin davaya konu taşınmazın karşısında değil yanında olduğu üzerinde durulmuşsa da bu durumun da sonucu değiştirmeyeceği açıktır.
19. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
20. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.