1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Yargıtay
  4. Yargıtay Kararları
Yargıtay Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/2 E., 2026/38 K.

Yargıtay 28.01.2026 Sayı: 2024/2 E. - 2026/38 K. Hukuk Genel Kurulu

Hukuk Genel Kurulu 2024/2 E. , 2026/38 K.

\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t:Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI\t: 2023/18 E., 2023/96 K.

ÖZEL DAİRE KARARI\t: Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 13.12.2022 tarihli ve

\t 2022/6757 Esas, 2022/18104 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisleri olan ... ile ...’un Sakarya ili, Adapazarı ilçesi, ... Köyü, 686 parsel sayılı 34.050, 00... yüzölçümlü taşınmazın müşterek malikleri olduğunu, taşınmazın 26.06.1969 tarihinde ... adına hükmen tescil edildiğini, daha sonra bu taşınmazın 4/5 hissesinin 18.11.1996 tarihinde ...'a satıldığını, bölgede yapılan orman kadastrosu ile taşınmazın 15.990, 82... ’lik kısmının Devlet ormanı sınırları içerisine alındığını, 28.08.2002 tarihli ve 6464 yevmiye numaralı işlem ile tapu kaydına \"Devlet ormanıdır, alınıp satılamaz, devir ve temlik (ipotek) ettirilemez\" şerhi konulduğunu, 686 parsel sayılı taşınmazın 08.07.2010 tarihinde müvekkillerine veraseten intikal ettiğini, tapu kaydındaki şerhin varlığından haberdar olup Sakarya Orman Bölge Müdürlüğünden konuyu araştırdıklarında taşınmazın orman olarak sınırlandırılan bölümünün ifrazı hâlinde diğer kısmın satışını yapabileceklerini öğrenmeleri üzerine Adapazarı Orman İşletme Müdürlüğüne başvurarak ifraz talebinde bulunduklarını, 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı işlem ile dava konusu 686 parsel sayılı taşınmazın Devlet ormanı sınırları içerisinde kalan 15.990, 82... ’lik kısmının orman niteliği ile Hazine adına 2335 parsel olarak; 18.059, 18... ’lik kısmının ise tarla vasfı ile davacılar adına 2334 parsel olarak ifraz edildiğini, müvekkillerinin rızaen ifraz talepleri sonucunda oluşan orman niteliğindeki 2335 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tescil edilmesinin bu taşınmazın mülkiyet hakkından bedelsiz olarak vazgeçildiği sonucunu doğurmadığını, ifraz talep dilekçesinde ve evrakında tazminat talep ve dava hakkından vazgeçildiğine dair bir ibraname ya da feragatnamenin bulunmadığını, müvekkillerinin TMK’nın 1007. maddesi uyarınca taşınmaz bedelinin tazminini talep etme haklarının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL tazminatın 12.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini toplam 379.378,98 TL olarak artırmıştır.

II. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacıların talebi üzerine rızaen ifraz ve bedelsiz devir işleminin yapıldığını, tapu kaydının hatalı tutulmasından söz edilemeyeceğini, TMK'nın 1007. maddesine göre Devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir zarar bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2019 tarihli ve 2018/503 Esas, 2019/416 Karar sayılı kararıyla; orman niteliğinde olduğuna ya da öncesinin orman olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında bir sınırlama veya şerh bulunmadığı hâlde, tapu kaydının oluşumundan yıllar sonra dava konusu taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, bu nedenle Devletin maliklere uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olduğu, zira hatalı ve yanlış olarak verildiği düşünülse dahi Devlet tarafından tesis ve tescil edilen taşınmazlar ile kesinleşmiş mahkeme kararları gereğince tescil edilen taşınmazlara ait tapu kayıtlarının, özel mülk hâlini almak suretiyle kazanılmış hak oluşturacağından hiçbir gerekçe ile yok hükmünde veya geçersiz sayılamayacağı, tapu kayıtlarının bedelsiz olarak iptal edilemeyeceği, somut olayda dava konusu 2335 parsel sayılı 15.990, 82... yüzölçümlü taşınmazın yapılan orman kadastro çalışmaları sonucunda orman olarak sınırlandırıldığı, beyanlar hanesinde 28.08.2002 tarihli ve 6464 yevmiye numaralı işlemle “Devlet ormanıdır, alınıp satılmaz, devir ve temlik (ipotek) ettirilemez\" şeklinde ve 27.04.2015 tarihli ve 8711 yevmiye numaralı işlemle “6831 S.Y. gereği orman sınırı içerisinde kalmaktadır” şeklinde şerh konulduğu, 12.05.2016 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, böylece davacıların mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 379.378,98 TL tazminatın, 12.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara payları oranında verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 07.10.2020 tarihli ve 2020/238 Esas, 2020/682 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde usule aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''... Aşağıda açıklanan gerekçelerle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan ret kararı kaldırıldıktan sonra Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/503 Esas, 2019/416 Karar sayılı kararının incelenmesinde;

Dosyada bulunan delil ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; davacılar vekilinin tüm, davalı idare vekilinin ise sair temyiz itirazları yerinde değildir. Şöyle ki;

İfraz sonrası oluşan dava konusu taşınmazın 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye nolu akit tablosuna göre davacılar ve dava dışı 3. şahıslar tarafından hisselerinin tamamının bedelsiz ve şartsız olarak Hazine'ye devredilmiş olduğu anlaşıldığından, bu nedenle işbu taşınmaza ilişkin olarak 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazminat isteminde bulunulamayacağı halde yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir ...'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, taşınmazın bir kısmının Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılmak istenmesi üzerine Anayasa'nın 169. maddesi gereğince orman alanlarının kamulaştırılmasının yasak olması sebebiyle taşınmazın orman alanında kalan kısmının ifrazının zorunlu hâle geldiği, davacıların rızaen ifraz talepleri üzerine 686 parsel sayılı taşınmazın devlet ormanı sınırı içerisinde kalan 15.990, 82... ’lik kısmının orman niteliği ve 2335 parsel numarası ile; 18.059, 18... ’lik kısmının ise tarla niteliğinde 2334 parsel numarası ile iki parçaya ifraz edildiği, 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi senet ile 2335 parsel sayılı taşınmazın maliklerin talebiyle bedelsiz olarak Hazineye devredildiği, 2334 parsel sayılı taşınmazın ise Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırıldığı, taşınmaz maliklerince ifrazın bir keyfiyetten değil, aksine bir zorunluluk nedeniyle talep edildiği ve 2335 parselin Hazineye bedelsiz terk edildiği, aksi takdirde bir malikin tapulu bir taşınmazını bedelsiz olarak terk etmesinin düşünülemeyeceği, maliklerin bu şekilde oluşan zararlarının TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini gerektiği, nitekim bedelsiz terk sebebiyle Hazine aleyhinde açılmış olan tazminat davasında verilen kararın Özel Dairenin 2020/8777 Esas, 2021/10016 Karar sayılı ilâmı ile onandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; bir taşınmazın tapuya tescili mümkün olmadığı hâlde, tescil edilmiş olmasının hukuki anlam ve değer taşımadığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 18/2. maddesine göre orman sayılan yerlerin özel şahıslar adına tescil edilemeyeceğini, orman sınırları içinde kalan yerlerin orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmesi gerektiğini, hukuken yok hükmünde olan bir durumun daha sonradan yasal yollarla düzeltilerek Devlet adına tescil edilmesinde bir hukuksuzluk olmadığını, TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devletin sorumluluğu için gerekli koşulların oluşmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazın bir bölümünün, orman kadastro çalışmaları sırasında Devlet ormanı olarak sınırlandırılması nedeniyle uğranılan zararın TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada, ifraz sonrası oluşan dava konusu 2335 parsel sayılı taşınmazın 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı akit tablosuna göre davacılar ve dava dışı üçüncü kişiler tarafından hisselerinin tamamının bedelsiz ve şartsız olarak Hazineye devredilmiş olması karşısında, davacıların tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan bir zararının doğup doğmadığı, tazminat isteminde bulunup bulunulamayacakları, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TMK'nın 1007. maddesine dayalı tazminat davası ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

2. Tapu sicili, ayni haklarda aleniyet prensibine hayat vermek ve hukuki işlem güvenliğini sağlamak amacıyla tutulan resmî kayıtlar olarak tanımlanabilir. Taşınmazlara ilişkin hak ve işlem güvenliğinin tesis ve temin edilebilmesi bakımından tapu sicil kayıtlarını tutma ödevi Devlet tarafından üstlenilmiştir. Bu çerçevede taşınmazlar üzerindeki ayni hakkın herkese karşı ileri sürülebilmesi, taşınmaz üzerinde hak iktisap edecek kişilerin hakkın sahibi ve taşınmazın hukuki durumu hakkında bilgi sahibi olması ihtiyacı, taşınmaz üzerindeki ayni haklar bakımından devletin sorumluluğunda tutulan tapu siciliyle sağlanmıştır.

3. Ülke genelinde taşınmazlarla ilgili olarak sağlıklı bir hukuk düzeninin inşası, kamu mallarının korunması ve kişilerin mülkiyet haklarının zedelenmemesi bakımından tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulması gerekir.

4. Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan öteki unsur da topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiştir.

5. Devlet tarafından tutulan, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer özel mülkiyet kapsamından çıkarılarak kamu malı niteliğini kazansa dahi, kişinin ya da kişilerin söz konusu tapuya dayalı hakkının hukuki güvenlik ilkesinin sonucu olarak korunması gerektiği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, Devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalinin istenmesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır.

6. Devletin, tuttuğu tapu kayıtlarının eksik ya da hatalı olması nedeniyle sorumlu tutulması mülkiyet hakkının korunması için çok önemli bir güvencedir. İşte tam bu noktada Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna ve bu sorumluluğun hukuktaki niteliğine değinmekte yarar vardır.

7. Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzanan bir yol izlenir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Haluk, Tandoğan: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğunda “kusur”, sorumluluğun öğesidir (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 594).

8. Diğer bir anlatımla tazminat yükümlülüğünü kusura dayandırmak, önceleri adalete uygun ve yeterli görülmekte iken, zarar olasılıklarını çoğaltan büyük sanayinin gelişmesi, üretim ve taşıt araçlarının makineleşmesi, yeni enerji kaynaklarının bulunması, halkın büyük şehirlerde yoğunlaşması ile modern hayatta zarar olasılıklarının çoğalması, böylece teknik ilerleme ve ona bağlı tehlikelerin artması ile birlikte kusura dayalı sorumluluk, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti sağlama bakımından da yetersiz kalmaya başlamıştır.

9. Böylece sanayileşme ile birlikte doğan tehlikeler hukuk alanında da etkisini doğurmuş ve bir kimsenin kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu, kısacası kusursuz sorumluluğu getirmiştir (Haluk, Tandoğan: Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1991, s. 1-4).

10. Kusursuz sorumluluk türünün özel görünümlerinden biri olan tapu sicilinin tutulması sebebiyle Devletin sorumluluğu, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür.

11. Öğretide kusursuz sorumluluk hâlleri “olağan sebep sorumluluğu - tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabî tutulduğu gibi (Eren, s. 6 41... ); “hakkaniyet sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk-tehlike sorumluğu” şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır (Selahattin Sulhi Tekinay/Sermet Akman/Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop: Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 7. Baskı, 1993, s. 498).

12. Öte yandan, “objektif sorumluluk” üst başlığı altında kusursuz sorumluluk hâlleri olarak da düzenlemeler bulunmaktadır. Tehlike sorumluluğu, terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu”; “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak yer alır (Cengiz, Koçhisarlıoğlu: Objektif Sorumluluğun Genel Teorisi, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1984, s. 183). Diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak kurtuluş beyyinesi (kanıtı) yasalarda bulunmamaktadır. Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarır.

13. Taşınmazların tapu siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin sorumluluğu o kadar önemlidir ki, TMK'nın 1007. maddesinde,

“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür” hükmü öngörülmüştür. Bu madde ile kanun koyucu bizzat Devlet eliyle tutulan tapu sicilindeki kayıtların doğruluğuna güvenen kişilerin bu güven yüzünden uğradığı zararlardan Devletin sorumlu olduğunu kabul etmiştir.

14. Taşınmazda Devletin tapu sicilini tutması, hak ve işlem güvenliğinin sağlanabilmesinin bir güvencesi niteliğindedir. Ancak sistemin tam olarak işlemesi, tapu siciline duyulan güvenin sürekliliğine bağlıdır. İşte TMK'nın 1007. maddesinde kanun koyucu sicilin doğru tutulduğuna güvenenlerin, sicilin yolsuz tutulmasından dolayı uğradıkları zararların Devlet tarafından ödeneceği ilkesini düzenleyerek güveni sağlamayı amaç edinmiştir.

15. Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hâle getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’î değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu/ Galip, Esmer: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd; Jale, Akipek: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303).

16. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir anlatımla Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. Dolayısıyla Devletin \"tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna\" ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/tehlike sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır.

17. Burada kusursuz sorumluluğun dayanağı, tapu siciline bağlı büyük çıkarların ve hatalı tesciller sonucunda ayni hakların, sicile güven ilkesi yüzünden yerinin doldurulmaz biçimde değişmesi ve bu hakların sahiplerinin onlardan yoksun kalmaları tehlikesinin varlığı ile açıklanabilir.

18. Görüldüğü üzere, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu müdür ya da memurunun kusuru olsun veya olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin mameleki çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece TMK'nın 1007. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Devletin memuruna rücu hâlinde iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır.

19. Buna göre Devlet, illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması ya da zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir.

20. Bu noktada ayrıntılarına Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında da değinilen kadastro işlemlerinden doğan zararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanması gerekmektedir.

21. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nın 1007. maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

22. Bu itibarla, kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir.

23. Tapu sicilinin tutulmasında kişi çıkarlarının korunması bakımından uyulması gereken kurallar tapu mevzuatı ile sınırlı olmayıp, bu mevzuat dışındaki hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine de uyulması gerekmektedir. Tapu müdür ya da memurlarının ihlâl ettikleri hukuk kuralları ister genel olsun ister salt sicilin tutulmasıyla ilgili olsun her iki hâlde de ortaya çıkan sonuç tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmuş olmasıdır (Lale Sirmen, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 1976, s. 63 vd). Bu nedenle sicilin hukuka uygun tutulması kavramı tapu mevzuatına uygunlukla sınırlı bir kavram olmayıp, hukukun genel ilkelerine uygunluk da gerekmektedir. Bunun dışına çıkan her hukuka aykırı davranıştan Devletin sorumluluğu asıldır (Süleyman Sapanoğlu, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 2020, s. 211).

24. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Sakarya ili, Adapazarı ilçesi, ... Mahallesi 686 parsel sayılı taşınmaz 1969 yılında davacıların murisleri adına hükmen tescil edilmiş, bölgede yapılan orman kadastrosu çalışmaları sonucunda taşınmazın 15.990, 82... ’lik kısmı Devlet ormanı sınırları içerisine alınmış, 28.08.2002 tarihli ve 6464 yevmiye numaralı işlem ile tapu kaydına \"Devlet ormanıdır, alınıp satılamaz, devir ve temlik (ipotek) ettirilemez\" şerhi konulmuştur. Kendilerine miras yoluyla intikal eden 686 parsel sayılı taşınmazın davacıların ve dava dışı mirasçıların rızaen ifraz talebi üzerine, Devlet ormanı sınırı içerisinde kalan 15.990, 82... ’lik kısmı orman niteliğinde 2335 parsel numarası ile; 18.059, 18... ’lik kısmı ise tarla niteliğinde 2334 parsel numarası ile iki parçaya ifraz edilmiş, 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi senet ile 2335 parsel sayılı taşınmaz, maliklerin talebiyle bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş, 2334 parsel sayılı taşınmaz ise Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılmıştır.

25. Somut olayda dava konusu 2335 parsel sayılı taşınmaz, davacılar ve dava dışı üçüncü kişiler tarafından Adapazarı Kadastro Müdürlüğüne sunulan dilekçe üzerine gerçekleştirilen rızaen ifraz işlemi sonucunda oluşmuştur. Yine davacılar ve dava dışı üçüncü kişiler tarafından verilen düzenleme şeklinde vekâletnameler ile yetkilendirilen avukatları aracılığıyla 12.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi senet düzenlenmiştir. Bu resmi senet ile davacıların kendi iradeleriyle dava konusu 2335 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerin tamamının bedelsiz ve şartsız olarak Hazineye devredilmiş olması karşısında, davacıları zarara uğratacak bir tapu işleminin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

26. Dolayısıyla TMK'nın 1007. maddesi uyarınca Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan tazminat sorumluluğuna ilişkin koşulların oluşmadığı açıktır. Bu durumda davacıların Devlete karşı bir tazminat hakkının doğduğundan söz edilemez.

27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacılar ve dava dışı üçüncü kişiler tarafından verilen vekâletnamelere dayalı olarak ifraz işlemi ile sonrasında gerçekleştirilen ''bağış'' işleminin usulüne uygun olmadığı; zira 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 16. Maddesi gereğince ifrazın belediye encümen kararı ile onaylanması gerekmekte olup dosya kapsamında bu yönde verilmiş bir belediye encümen kararı bulunmadığı gibi '' bağış'' işleminin kamuya terkten farklı bir işlem olup taşınmaz mülkiyetinin nakli sonucunu doğurduğu nitekim çekişme konusu taşınmaz ile ilgili 12.05.2016 tarihinde yapılan ''bedelsiz devir'' işlemi ile davacılar ve dava dışı üçüncü kişilerin paylarının tayin ettikleri vekil tarafından davalı Hazineye bedelsiz ve şartsız olarak devredildiği; farklı bir ifadeyle, işlemin imar kanunu hükümleri uyarınca kamuya terk işlemi niteliğinde olmayıp bağış işlemi niteliğinde olduğu vekilin müvekkili adına böylesi bir hibe işlemini gerçekleştirebilmesi için vekâletnamesinde ''hibe'' yetkisinin bulunması gerektiği, oysa somut olayda davacıların adlarına bağış işlemi yapan vekilin dayanak vekâletnamelerde bağış yetkisinin bulunmadığı, böylece yapılan temliki işlemin ve tescilin yolsuz olduğu bu nedenlerle direnme kararının bu değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

28. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

\t\t

Şirket kuruluşu ve şirket işlemleri

Şirket kuruluşu, pay devri, sermaye artırımı, genel kurul ve tasfiye işlemlerinde SMMM ekibimize danışın.

Şirket kuruluşu hizmetimiz

Mesajınız SMMM ekibimize iletilir.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı