Hukuk Genel Kurulu 2023/268 E. , 2025/216 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t:Ticaret Mahkemesi
SAYISI\t: 2021/267 E., 2021/523 K.
\t
ÖZEL DAİRE KARARI\t: Yargıtay (Kapatılan ) 19. Hukuk Dairesinin 11.11.2019 tarihli ve
\t 2018/2891 Esas, ve 2019/5074 Karar sayılı BOZMA kararı
\t
\t1. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair 02.07.2021 tarihli ve 2021/267 Esas, 2021/523 Karar sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
2. Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı arasında 16.07.1996 tarihinde Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile tapuda Kayseri ili, Melikgazi ilçesi, ... Mevkii, 1370 ada, 118 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki akaryakıt istasyonunun işletmesinin davalı şirkete verildiğini, davalı şirketin sözleşmeye aykırı davrandığını, almış olduğu mal bedellerini ve cari hesaptan kaynaklanan diğer borçlarını ödemediğini, mal bedellerine ilişkin olarak verdiği çek ve senetleri de ödemediğini ileri sürerek davalı şirketten alacağı olan 56.528,00 TL'nin 28.11.2000 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
3. Davalı vekili; davada Kayseri Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin ihtarname ile feshedildiğini, dolayısıyla alacak davasının sözleşmeye değil, senet ve çeklere ilişkin olduğunu, senetlerin zamanaşımına uğradığını, borç ödeme amacıyla verilen kambiyo senedinin cari hesaba geçirilemeyeceğini, çek bedellerinin davacı tarafından alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
4. İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.03.2009 tarihli ve 2008/728 Esas, 2009/130 Karar sayılı kararı ile; davalı vekilinin yetki itirazının kabulü ile mahkemenin yetkisizliği nedeniyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ve yetkili Kayseri Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
7. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 21.10.2009 tarihli ve 2009/8053 Esas, 2009/9682 Karar sayılı kararı ile; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 73 ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 10. maddesi uyarınca İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Karar
8. İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2010 tarihli ve 2010/75 Esas, 2010/762 Karar sayılı kararı ile; toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne, 56.528,89 TL'nin 28.11.2000 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 15.11.2011 tarihli ve 2011/10578 Esas, 2011/14010 Karar sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacının talep ettiği alacak kalemleri arasında vade farkı alacağı da bulunmaktadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih 2001/1 esas, 2003/1 karar sayılı kararına göre, \"vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekmektedir. Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalardaki bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödeneceği\" ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK'nun 23/2. maddesi uyarınca 8 gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup, vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmez. \"
Somut olayda taraflar arasındaki 16.07.1996 tarihli \"Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi\" nin 5/1. maddesinde geç ödeme halinde aylık gecikme faizi talep edilebileceği hükme bağlanmış olmakla birlikte anılan sözleşmede vade farkı konusunda herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Hal böyle olunca, davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerekmektedir. Dairemizin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunun 7. sahifesinde taraflar arasında vade farkı uygulaması yönünden teamül bulunduğunun görüldüğü yönünde bir görüş bildirilmiş ise de; bunun dayanakları gösterilmemiştir. Yine sözleşmenin 7. maddesinde ihtilaf halinde davacı şirketin kayıt ve defterlerinin kesin delil olacağı kararlaştırılmış olmakla birlikte dayanakları bulunmayan ve usulüne uygun tutulmayan kayıtların bu hüküm kapsamında değerlendirilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde, taraflar arasında vade farkı yönünden teamül bulunup bulunmadığı yönünden mahkemece ayrıntılı araştırma ve inceleme yapılıp gerektiğinde bu konuda bilirkişiden ek rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince Verilen Üçüncü Karar
11. İstanbul 26. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2012/281 Esas, 2014/209 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda; davalının altı adet vade farkı faturasını itirazsız olarak ödediği ek rapor ile tespit edildiğinden taraflar arasında teamül bulunduğunun kabulünün gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne toplam 56.528,89 TL alacak bedelinin davalıdan 28.11.2000 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı
12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
13. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.02.2016 tarihli ve 2014/20538 Esas, 2016/3196 Karar sayılı kararı ile;
“…Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira bozmadan sonra yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının ticari defterlerinde 1997,1998 ve 1999 yıllarında itirazsız ödeme kaydı ile 6 adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, uyuşmazlık konusu vade farkı alacağının talep edildiği tarihe yakın tarihlerde herhangi bir vade farkı faturasına ve bu nedenle yapılmış bir ödemeye rastlanılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Bu kadar eski tarihli faturaların somut olay bakımından talep edilen vade farkı alacağı yönünden teamül olarak kabulü doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince Verilen Dördüncü Karar
14. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.04.2018 tarihli ve 2018/178 Esas, 2018/304 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda davacının ticari defterlerinde 1997, 1998 ve 1999 yıllarında itirazsız ödeme kaydı ile altı adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, uyuşmazlık konusu vade farkı alacağının talep edildiği tarihe yakın tarihlerde herhangi bir vade farkı faturasına ve bu nedenle yapılmış bir ödemeye rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Dördüncü Kararı
15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
16. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 11.11.2019 tarihli ve 2018/2891 Esas, 2019/5074 Karar sayılı kararı ile;
“…Mahkemece verilen 28.12.2010 tarihli kararda, davacının karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL ve vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL olmak üzere toplam 56.528,89 TL alacağının kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 2011/10578E 2011/14010K sayılı ve 15.11.2011 tarihli kararıyla davalı vekilinin vade farkına yönelik temyiz istemi kabul edilerek, bu yönde araştırma bozması yapılmış, karşılıksız çek ve protestolu senetlere yönelik temyizi ise reddedilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak verilen yeni kararda, yeniden davanın tamamen kabulüne karar verilmiş, bu kararın davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 2014/20538E 2016/3196K sayılı ve 25.02.2016 tarihli kararıyla vade farkı istenemeyeceği yönünden karar bozulmuş, ancak bozma kararı yazılırken “davacının taleplerinden vade farkının reddine karar verilmesi gerekir” denilmesi gerekirken, “davanın reddine karar verilmesi gerekir” denmiş ve bunun üzerine karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Mahkemece bu karara uyularak davanın tamamının reddine karar verilmiş ise de, Dairemizin bozma kararının açık bir maddi hataya dayalı olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece maddi hataya dayalı bozma kararına uyulması usuli kazanılmış hak kuralının bir istisnası olduğundan yerel mahkeme kararının davacının karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL alacak taleplerinin kabulüne ve vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL alacak talebinin reddine karar verilmesini teminen hükmün bozulması gerekmiştir.
Ancak, yerel mahkemece verilecek yeni hükme karşı temyiz incelemesi görevinin 6100 sayılı HMK’nun 373/6 maddesi gereğince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda olduğu hususunun yerel mahkemece dikkate alınması ve kanun yolunun bu şekilde gösterilmesi gerekmektedir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince Verilen Beşinci Karar
17. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.07.2021 tarihli ve 2021/267 Esas, 2021/523 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasındaki 16.07.1996 tarihli \"Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi\"nin 5/1. maddesinde geç ödeme hâlinde aylık gecikme faizi talep edilebileceği hükme bağlanmış olmakla birlikte anılan sözleşmede vade farkı konusunda herhangi bir hükme yer verilmediği, davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül hâlini almış fiilî bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerektiği, teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerektiği, davacının ticari defterlerinde 1997, 1998 ve 1999 yıllarında itirazsız ödeme kaydı ile altı adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, uyuşmazlık konusu vade farkı alacağının talep edildiği tarihe yakın tarihlerde herhangi bir vade farkı faturasına ve bu nedenle yapılmış bir ödemeye rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL olmak üzere toplam 32.430,52 TL alacağın 28.11.2000 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL alacak talebinin ise reddine karar verilmiştir.
II. ÖZÜ
18. Davanın özü; mahkemece davacının vade farkından kaynaklanan alacak talebinin reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce ilk derece mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
20. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Kanun'un 439. maddesinin 5. fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin 3. fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra:
“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü haizdir.
21. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir.
22. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür (Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli ve 2020/(15)6-461 Esas, 2022/1301 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2022/(23)6-686 Esas, 2023/273 Karar sayılı kararları).
23. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.
24. Bu nedenle “nihaî karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihaî kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662).
26. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz: Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihaî kararlar olduğu gibi dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (6100 sayılı Kanun md.115/2) da, usule ilişkin nihaî kararlardır.
27. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (6100 sayılı Kanun md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir.
28. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ve yetkili (Nöbetçi) Kayseri (Nöbetçi) Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine dair verilen birinci kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 21.10.2009 tarihli kararı ile, İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece Özel Dairenin birinci bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne 56.528,89 TL'nin 28.11.2000 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
29. Bu karara karşı davalı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine; davalı vekilinin diğer temyiz itirazları reddedildikten sonra Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 15.11.2011 tarihli kararı ile; taraflar arasında vade farkı yönünden teamül bulunup bulunmadığı yönünden mahkemece ayrıntılı araştırma ve inceleme yapılıp gerektiğinde bu konuda bilirkişiden ek rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Özel Dairenin ikinci bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda mahkemece; davalının altı adet vade farkı faturasını itirazsız olarak ödediği ek rapor ile tespit edildiğinden taraflar arasında teamül bulunduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, toplam 56.528,89 TL alacak bedelinin davalıdan 28.11.2000 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
30. Bu karara karşı davalı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.02.2016 tarihli kararı ile; mahkemece bozma kararına uyulduğu hâlde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, zira bozmadan sonra yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının ticari defterlerinde 1997,1998 ve 1999 yıllarında itirazsız ödeme kaydı ile altı adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, dosya içeriğinden uyuşmazlık konusu vade farkı alacağının talep edildiği tarihe yakın tarihlerde herhangi bir vade farkı faturasına ve bu nedenle yapılmış bir ödemeye rastlanılmadığının anlaşıldığı, bu kadar eski tarihli faturaların somut olay bakımından talep edilen vade farkı alacağı yönünden teamül olarak kabulünün doğru görülmediği gerekçesiyle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Üçüncü bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda mahkemece; davacının ticari defterlerinde 1997, 1998 ve 1999 yıllarında itirazsız ödeme kaydı ile altı adet vade farkı faturasının kayıtlı olduğu belirtilmiş ise de, uyuşmazlık konusu vade farkı alacağının talep edildiği tarihe yakın tarihlerde herhangi bir vade farkı faturasına ve bu nedenle yapılmış bir ödemeye rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
31. Bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine; Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 11.11.2019 tarihli kararı ile; Özel Dairece vade farkı istenemeyeceği yönünden kararın bozulduğu, ancak bozma kararı yazılırken “davacının taleplerinden vade farkının reddine karar verilmesi gerekir” şeklinde belirtilmesi gerekirken, “davanın reddine karar verilmesi gerekir” şeklinde belirtildiği ve bunun üzerine karar düzeltme talebinin de reddedildiği, mahkemece bu karara uyularak davanın tamamının reddine karar verilmiş ise de, Özel Daire bozma kararının açık bir maddi hataya dayalı olduğu, mahkeme kararının davacının karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL alacak taleplerinin kabulüne ve vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL alacak talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
32. Özel Dairenin dördüncü bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda mahkemece; davanın kısmen kabulüne karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL olmak üzere toplam 32.430,52 TL alacağın 28.11.2000 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL alacak talebinin ise reddine karar verilmiştir.
33. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.
34. Öte yandan madde gerekçesinde “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini ön gören bozma” olduğu belirtilmiştir.
35. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da 1086 sayılı Kanun’un 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır.
36. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen üçüncü bozma kararı \"...davanın reddine karar verilmesi gerekirken,...\" şeklinde olup kesin bozma niteliği taşıyor olsa da dördüncü bozma kararı \"...Mahkemece maddi hataya dayalı bozma kararına uyulması usuli kazanılmış hak kuralının bir istisnası olduğundan yerel mahkeme kararının davacının karşılıksız çekten kaynaklanan 8.903,85 TL, protestolu senetlerden kaynaklanan 23.526,67 TL alacak taleplerinin kabulüne ve vade farkından kaynaklanan 24.098,37 TL alacak talebinin reddine karar verilmesini teminen hükmün bozulması gerekmiştir,...\" şeklinde olup, hükmü bölmek suretiyle farklı uygulama yapılması mümkün olmadığından birbirleriyle çelişen iki ayrı bozma kararı bulunduğundan söz edilemez. 1086 sayılı Kanun’un 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin dördüncü bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir.
37. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2025 tarihli ve 2023/11-800 Esas, 2025/65 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
38. Hâl böyle olunca mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.