8. Hukuk Dairesi 2024/932 E. , 2026/4143 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2163 E., 2024/90 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/373 E., 2022/166 K.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Dava dilekçesinde; ... Vakfının 2010-2014 yıllarına ait işler için gerçekleştirilen teftiş sonucunda hazırlanan 22.06.2015 tarihli ve 10 numaralı raporuna istinaden ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları talep edilmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davaya dayanak yapılan teftiş rapordaki iddiaların hiç birisinin gerçeği yansıtmadığını, özellikle talebin en önemli nedenini oluşturan vakfa ait taşınmazın satışı nedeniyle vakfın zarara uğramadığını, dava dışı ...'ın taşınmazı 980.000 TL'ye alabileceğine dair imzaladığı belgenin geçerlilik taşımadığını, ekspertiz raporu gözetilerek satışın gerçekleştiğini, vakfın daima amaca yönelik davranışlar sergilediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava devam ederken vefat eden ve yöneticilik görevi sonra eren davalılar ..., ..., ... ve ...'la ilgili dava yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ancak davanın açıldığı esnada davacının haksız olduğunun tespitine, diğer davalılar ... ve ... yönünden ise vakfa ait taşınmazın satışı nedeni ile davalıların vakfı zarara uğratmadıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı,bilirkişi raporlarından hukuki değerlendirmeye ilişkin kısımların Mahkemece hükme esas alınmayıp hukuki değerlendirmenin mahkeme hakimi tarafından yapıldığı, dosya kapsamından davalıların ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğrattıkları iddiasının usulüne uygun bir biçimde ispat edilmediği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 10. maddesi kapsamında ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları istemine ilişkindir.
1. 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde; Yeni vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu (4721 sayılı Kanun) hükümlerine göre kurulan vakıfları, Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Kanuna ve bu Kanun'a göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı, Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Kanuna ve bu Kanun'a göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri ... ifade eder." düzenlemelerine yer verilmiştir.
4721 sayılı Kanunun 112. maddesinin ikinci fıkrasına göre; "Mahkeme, denetim makamının başvurusu üzerine, duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir." 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinde ise; "Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır. Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile; a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan, b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan, c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, d) Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden, e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir. " hükümlerine yer verilmiş, maddenin devam eden fıkralarında ise; görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca ikinci fıkranın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacakları, Vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanlarının kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumlu oldukları yanında maddenin son fıkrasında ise Vakıf yöneticilerinin Mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamayacakları düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36 ncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına imkan tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasanın 36. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, Mahkemece davalı taraf, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarına ilişkin davaların, gerek vakfı temsil etmesi gerekse dava sonunda verilecek kararın kendisini yakından ilgilendirmesi bakımından doğrudan vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılması ve yöneticilerin de bu dava nedeniyle hukukları etkileneceğinden savunmalarının alınmaları gerekir. Somut olay bakımından böyle bir davada vakıf tüzel kişiliğine husumet düşmesine rağmen dava salt görevden alınması istenilen vakıf yöneticileri aleyhine açılarak taraf teşkili sağlanmadan ve davalı vakfa savunma hakkı tanınmadan işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2. Kabule göre de;
Mahkemece alınan bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmiştir.
Yeri gelmişken mevzuatımızda yer alan bilirkişilik müessesi üzerinde kısaca durmak gerekmektedir. 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. madde gereği, çözümü hâkim tarafından bilinemeyen (hukuk dışında) özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulur. Bilirkişilik özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği için, herkes bilirkişi olamaz ve bu nedenle kimse bilirkişiliği kabul etmeye zorlanamaz. Yani tanıklık gibi bilirkişilik de yapmak istisnalar dışında mecburi değildir.
Hakim; bilirkişi görevlendirirken rapor alınacak konuda (somut olayda vakıf hukuku alanında uzman) özel ve teknik bilgi sahibi olan uzman kişiler arasından seçim yapılmasına özen göstermek, bilirkişinin oy ve görüşü (raporu) hâkimi bağlamadığından bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmek, sunulan bilirkişi raporunun dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek, gerektiğinde ek rapor veya alanında uzman başka bir bilirkişiden rapor alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermelidir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; hükme esas alınan 23.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın satış tarihi itibarıyla değeri emsal mukayesesi ve somut veriler olmaksızın genel ifadelerle 840.000 TL olarak belirlenmiş olup iş bu raporun hüküm kurmak için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, vakıf mal varlığı olan İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi 6 74... parsel sayılı 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümün vakfa tahsisinden itibaren tedavüllü tapu kaydının Tapu Müdürlüğünden temini ile taşınmazın 5737 sayılı Kanun'un 12. madde kapsamında vakfa başlangıçta özgülenen mal mı yoksa sonradan iktisap edilen mal mı olduğunun tespiti, taşınmazın satışına izin verilmesine dair İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/425 Esas, 2011/499 Karar sayılı dosyanın dosya arasına alınması, daha sonra ise dosyaya rapor sunan bilirkişilerden farklı bir bilirkişiden objektif ve somut verilere dayalı, taşınmazın satış tarihi itibarıyla emsal mukayesesini de içerir denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması,
Doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan sebeplerle, temyiz olunan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
7531 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca ... Genel Müdürlüğünden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,09.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.