1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Yargıtay
  4. Yargıtay Kararları
Yargıtay Kararı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/484 E., 2025/6165 K.

Yargıtay 16.12.2025 Sayı: 2025/484 E. - 2025/6165 K. 3. Hukuk Dairesi

3. Hukuk Dairesi 2025/484 E. , 2025/6165 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/1708 E., 2024/1145 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2014/335 E., 2022/522 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma talepli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,

16.12.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde gelen davacı ... vekili Avukat ... ile davalılardan ... vekili Avukat ...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; .... ..... Meydan Mevkii 6 60... parsel üzerinde 24 daire ve 3 dubleksten oluşacak olan inşaat yapımı konusunda davalı ile anlaştıklarını, anlaşma gereğince 1/2 hissenin davalıya, 1/2 hissenin müvekkili ile dava dışı Y.Ö. arasında %25 oranında eşit şekilde paylaştırılacağı hususunun hükme bağlandığını, arsa sahibi olarak kendisinin inşaatın yapılması konusunda maddi bir yükümlülüğünün bulunmadığını, taşınmazın tamamlanmış olan 6, 9, 10, 13, 15, 16, 22 nolu bağımsız bölümlerinin müvekkili ile dava dışı Y.Ö. tarafından satıldığını, yine 12, 23, 25 nolu bağımsız bölümlerin davalı adına kayıtlı bulunan 1/2 hisselerinin davalı tarafça satılıp devredildiğini ileri sürerek; arsa sahibi ve müteahhit olan davalı üzerine kayıtlı bulunan bağımsız bölümlerden 1, 2, 3, 4, 5, 7, 8, 11, 14, 17, 18, 19, 20, 21, 24, 26, 27 nolu bağımsız bölümlerin iptali ile davalıya ait payın 1/4'ünün payının müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili; bina yapımı konusunda davacı ile anlaşma yapılmadığını, müvekkilinin, davacının babası olan dava dışı Y.Ö.'nün teklifi ile dava konusu taşınmazı üzerine ortaklaşa inşaat yapmak üzere %50 hisse ile satın aldıklarını, davacının inşaatın müteahhitlik işini bizzat yapması nedeniyle müteahhitlik hakkı olarak 250.000,00 Euro bedel karşılığı ortaklık payı olduğunun kabul edildiğini, bu bedel karşılığında yapılan binadan bağımsız bölüm veya para alacağının kararlaştırıldığını, davacının inşaatın yapımı ve ortaklık işleri ile ilgili hiçbir maddi katılımının bulunmadığını, gerçek ortak olan Y.Ö'nün gizli adi ortak olduğunu, Y.Ö'nün ortaklık hissesine mahsuben bugüne kadar toplam 115.470,00 Euro para verdiğini, bu hususun inşaatın gelir ve giderini gösterir 02.09.2006 tarihli belgede yazılı olduğunu, bina inşaatından dolayı piyasaya olan borçlarda ise sadece müvekkilinin taraf olduğunu, davacının ise kötüniyetle anlaşmaya yanaşmadığını, haksız olarak daha fazla pay istediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 2014/335 E. sayılı dava dosyası ile Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/332 E., 2009/333 E., ve Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/564 E. sayılı dosyaları birleştirildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 166/1 maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede; birleşen 2009/333 E. sayılı dosyasının yargılamasının tamamlandığı, diğer dosyaların ise yargılamalarının devam ettiğinin anlaşıldığı, olup, usul ekonomisi ve yargılamanın uzun süredir devam ediyor olması gözetilerek 2014/335 E., 2009/332 E. ve 2009/564 E. sayılı dosyaların tefrik edildiği ve yargılamaya yalnızca 2009/333 E. sayılı dosya yönünden devam edildiği, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, taraflar arasında adi ortaklık bulunduğu sabit olmakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmenin resmi şekle tabi olup bu şart sağlanmadığından geçersiz olduğu, adi ortaklığın tasfiyesi yoluyla dahi taşınmaz mülkiyetinin devrinin mümkün olmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/335 E. sayılı dosyası üzerinden davacı ... tarafından, davalılar ... ve ... aleyhine adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine karar verilmesi istemiyle dava açıldığı, söz konusu davanın işbu dosyada verilen tefrik kararı neticesinde Alanya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/346 E. sırasına kaydedildiği ve derdest olduğu gerekçesiyle; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan gayri resmi inşaat sözleşmesi uyarınca tamamlanıp kullanılan ve hukuki/fiili hiçbir eksiği bulunmayan inşaatta, müteahhit olarak hak kazandığı payların kendisine ödenmediğini, buna rağmen davalının sözleşmeden doğan haklarını kullanıp bağımsız bölümleri sattığını, İlk Derece Mahkemesinin resmi şekil eksikliği gerekçesiyle müteahhitlik hak edişlerini reddetmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, talebinin tapu iptal ve tescil kabul edilmemesi halinde dahi adi ortaklığın tasfiyesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, buna rağmen davanın ve istinaf başvurusunun hatalı gerekçelerle reddedildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Kanunun ikinci bölümü, yargılamaya hakim olan ilkeleri düzenlemektedir. Kanunun 31. maddesi hâkimin davayı aydınlatma ödevini, 33. maddesi ise hukukun uygulanması ilkelerini düzenlemektedir. Hukuk yargılamasında maddi vakıaları ileri sürmek yükümlülüğü taraflara, hukuki nitelendirme ve davayı aydınlatma yükümlülüğü ise Kanunun 31... . maddeleri uyarınca hâkime aittir.

Aynı Kanunun 166. maddesi ise şu şekildedir;

“(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.

(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.

(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.

(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır...” düzenlemesine yer verilmiştir.

Davaların birleştirilmesi ve ayrılması müessesesinin temelinde, usul ekonomisi ilkesi yatar. 6100 sayılı Kanunun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinin dördüncü bendinde, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir.

Öte yandan yukarıda verilen 6100 sayılı Kanunun 166. maddesinde; aralarında bağlantı bulunan, daha açık anlatımla aynı veya benzer sebeplerden doğmuş yahut biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek mahiyette olduğu, davaların aynı sıfat ve düzeydeki mahkemelerde açılmış olmak kaydıyla davanın her aşamasında birleştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Birleştirilen davalarda tek bir yargılama yapılır ve ortak deliller tek bir kez toplanır. Bunun sonucunda Mahkeme uyuşmazlığın bütün taraf1arının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkanına sahip olur. Bu da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet eder.

Yukarıdaki açıklamalara göre, somut olayda; davacı tarafça, davalı ile aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu belirtilerek inşa edilen binadaki, davacının hak edişi olduğu belirtilen bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının davacı ortağın hissesi oranında iptali ve adına tesciline ilişkin talepte bulunulmakla, hukuki nitelendirme yukarıda belirtildiği üzere hâkime ait olduğundan, eldeki uyuşmazlığın adi ortaklığın tasfiyesini de kapsadığı, çözümü noktasında İlk Derece Mahkemesince usul ekonomisi yönünde değerlendirme yapılarak birleşen dosyaların tefrikine karar verildiği ve eldeki uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hatalı şekilde taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmenin resmi şekle tabi olup bu şart sağlanmadığından geçersiz olduğuna ilişkin hukuki değerlendirmede bulunularak verilen karar yerinde olmadığı gibi, İlk Derece Mahkemesince yapılan söz konusu değerlendirmenin yerinde bulunduğuna yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararı da usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince; davacının dava dilekçesine konu ettiği talebin hukuken davacı ve davalı ile dava dışı Y.Ö arasında kurulan adi ortaklık ilişkisine dayandığı, ortaklık malvarlığına dahil olan söz konusu bağımsız bölümlerin tamamlanmasıyla birlikte ortaklık amacının gerçekleştiği, adi ortaklığın işbu tarih itibariyle kendiliğinden sona ererek tasfiye aşamasına girdiği, bu nedenle verilen tefrik kararlarının ve sonrasında kurulan hükmün hatalı olduğu nazara alınarak, taraflar arasında mevcut adi ortaklık ilişkisinin tasfiyesi ile dava konusu malvarlıklarının hep beraber değerlendirilmesi suretiyle çözüme kavuşturulabileceği dikkate alınarak, dosyaların birleştirilerek sonucuna uygun şekilde adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin usul ve yöntem izlenerek hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,

40.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı