3. Hukuk Dairesi 2025/1426 E. , 2025/5308 K.
\n\"İçtihat Metni\"
MAHKEMESİ\t:Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi
SAYISI\t: 2023/336 E., 2024/710 K.
DAVA TARİHİ\t : 27.01.2014
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili şirketin, davalı ve dava dışı iki kişi tarafından 2008 yılında kurulduğunu, davalının prim borçları nedeniyle payını şirket müdürüne devrederek resmi olarak şirketten ayrıldığını, ancak müvekkili şirketle fiilen adi ortaklık şeklinde çalışmaya devam ettiğini, resmi ortak olmamasına rağmen şirket adına dava dışı ... Mermer şirketiyle 14.01.2009 tarihinde sözleşme imzaladığını, bu şirketten alınan makinenin ortaklığa konu işte çalıştırıldığını, 13.01.2009 tarihinde taş arama işi için yapılan sözleşmeyi de davalının imzaladığını, ortak yapılan işten zarar edildiğini, ardından ... Beldesinde yeni bir iş için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin maden arama ruhsatı olmadığından davalı adına maden arama ruhsatı çıkarıldığını, 12.06.2010-05.07.2010 tarihli sözleşmelerle müvekkili şirket müdürü ve davalının işletme esaslarını düzenlediklerini, müvekkili şirket tarafından jenaratör ve taş kesme makinesi alındığını, ruhsatın kendi adına çıkarılmasından faydalanarak davalının bilgi vermemeye başladığını, hesap vermediğini, müvekkili şirkete düşen payın verilmediğini ileri sürerek; adi ortaklığın ve malvarlığının tespitine, ortaklığın tasfiyesine ve hisselerine düşen payın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asıl; mermer ocağı açma ruhsatının bulunduğunu, ... Beldesindeki işletmede hiçbir ortaklığının bulunmadığını, davacı şirket belgelerinin söz konusu taş ocağı ile ilgisinin bulunmadığını, şirket ortakları ile hesaplaşıp davacı şirketten 28.08.2008 tarihinde ayrıldığını, ortaklığın ispatına elverişli aylık hesap tablosu ibraz edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2017 tarihli kararıyla; adi ortaklığın davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, tanık beyanları taraf beyanlarıyla uyumlu olduğu halde adi ortaklığın kurulduğuna yönelik kanaat oluşturmadığı, davalının 2009 yılında davacı şirket adına yapılan bir kısım sözleşmelere imza atmasının adi ortaklığın kurulduğunu ispata yeterli olmadığı, şirketin temsil sorunu niteliğinde olduğu, davacı şirketin maden ruhsatı bulunmadığından bahisle \"davalının şahsında\" yürütüldüğü beyanının adi ortaklığın ortak amaç ve işbu amaca ilişkin birlikte çalışma unsurlarının bulunmadığını gösterdiği, davacı tarafın adi ortaklığa katılım payının neler olduğu, şayet emek katılımında bulunulmuş ise bunun nasıl ve hangi amaç etrafında ne surette gerçekleştiği hususlarında hiç bir beyanda bulunmadığı, adi ortaklığın usulünce kurulduğuna yönelik iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
\tIV. İSTİNAF
\tBölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli kararıyla; yazılı adi ortaklık sözleşmesinin bulunmadığı, tasfiyesi istenen maden işletmesinde taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu davacı tanıkları beyan etmiş iseler de, davacı şirketin ortaklığa fiilen sermaye ya da emek sağladığını ispat edilemedikleri, bir kısım tanıkların işin sevk ve idaresinin davalıya ait olduğunu beyan ettiği, tanık beyanlarının tek başına adi ortaklık bulunduğunun kabulüne yeterli olmadığı böylece davanın ispat olunamadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1.Dairece verilen 12.04.2023 tarihli ilamla; İlk Derece Mahkemesince; dava dilekçesine eklediği belgelerin aslını sunması için davacıya süre verilmesi, belgenin sunulması halinde davalı tarafa imzaların kendisine ait olup olmadığı yönünde açıklama yaptırılması, davalı tarafından imza inkarı halinde, imzanın davalıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için imza örnekleri alınarak, toplanmış diğer imza örnekleriyle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılması, bu belgelerdeki imzanın davalıya olduğu anlaşıldığı takdirde yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve dinlenen tanıkların ifadelerinin diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2.Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında yazılı adi ortaklık sözleşmesi bulunmadığı, ancak davalının, ortaklıktan ayrıldıktan sonra adi ortaklık ilişkisi içerisinde birlikte çalışmaya devam ettiği, bu kapsamda ... Beldesindeki taş ocağının işletilmeye başlanıldığı, taraflar arasında ... Beldesindeki taş ocağının işletilmesi ile ilgili davalı %33, davacı şirketin ise %67 paylı adi ortaklık sözleşmesinin akdedildiği gerekçesiyle; hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kabulüne, taraflar arasındaki adi ortaklığın sona erdiğinin tespitine, davalı yedinde bulunan 1.013.289,92 TL'nin 678.904,25 TL'sinin davacı şirkete, 334.385,67 TL'sinin ise davalıya aidiyetine, taleple bağlı kalınarak 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalının imza inkarının süresinde olup olmadığı veya usulüne uygun bir şekilde imza incelemesi yapılıp yapılmayacağı karara bağlanmadan ve alacak miktarına yönelik bilirkişi raporu aldırılmadan tahkikat evresinin biteceğinin taraflara tefhim ve tebliğ edilmeden ve sözlü yargılama yapılmadan hüküm verildiğini, imza incelemesi usulüne uygun bir şekilde red ya da kabul şeklinde karara bağlanmadığından müvekkil yararına ıslah talebinde bulunulamadığını, Mahkeme tahkikatın biteceğini tefhim etse veya sözlü yargılamaya geçeceğini beyan etse ıslah etmek için süre talep edeceklerini, usulüne uygun şekilde tasfiye işleminin yapılmadığını, müvekkilin kâr payını hüküm tarihine göre belirlemesi gerektiğini, değer belirlemesi yapılırken dava açılış tarihi değil hükme en yakın tarihin esas alınması gerektiğini, 2015 tarihli bilirkişi raporuna göre hüküm verilmiş olmasının yerinde olmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) yazılı yargılama usulünde 5 aşamaya yer verilmiştir. Bunlar; davanın açılması ve dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşamalarıdır.
Tahkikatın sonlandırılması ve sözlü yargılama aşamasına geçiş ise, 6100 sayılı Kanunun 186. maddesinde düzenlenmiş olup buna göre mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Somut olayda, Mahkemece, 04.12.2024 tarihli son celsede davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; tahkikat bitirilip sözlü yargılama için ayrı bir gün tayin edilmediği görülmüştür.
Savunma hakkı Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, 6100 sayılı Kanunun 27. maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, taraflara dosya içerisindeki bilgi ve belgelere karşı savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. Aksi halde savunma hakkı kısıtlanmış olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, sözlü yargılama için gün belirlenmeden karar verilmek suretiyle yukarıda bahsedilen usul hükmüne uyulmaması hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayıcı niteliktedir. O halde, sözlü yargılama ile ilgili 6100 sayılı Kanunun 186. maddesinde gösterilen usule riayet edilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma sebebine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
2.Bozma sebebine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
06.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.