(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/1285 E. , 2008/7030 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalılar ile 2004 Mart ayında adi ortaklık şeklinde anlaştıklarını, ortaklığın bir sene devam ettiğini ve sona erdirildiğini, ancak kendisinin ortaklığa koyduğu mallar ile ortaklığa geçen mallardan toplam 28.688,00 YTl. alacağının ödenmediğini ileri sürerek, davalılardan müştereken ve müteselsilsen faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile ortaklık yapmadıklarını, davacının bir kısım işlerde kendilerine yardımcı olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalılar ile aralarında adi ortaklık kurulduğunu iddiasıyla bu davayı açmıştır. Davalı savunmasında davacı ile adi ortaklık kurmadıklarını, davacının işyerine zaman zaman gelerek bir kısım işlerde kendilerine yardımcı olduğunu kabul etmişlerdir. Dosyaya davacı tarafından ibraz edilen davacının ismi yazılı olan belgelerde ortaklığın iştigal konusuyla alakalı olarak 3. şahıslara ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalılar, davacının işyerinde zaman zaman çalıştığını kabul etmekte birlikte bu hizmeti için bir ücret ödendiğini iddia ve kanıtlamış değillerdir. Hal böyle olunca davacının, davalının işyerinde çalışmış olması, işyeri ile ilgili bir kısım ödemeler yapması birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında Borçlar kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulü gerekir. Davacının davadaki talebi gereğince mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, tasfiyenin de bizzat yaptırılması gereklidir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuku işlemlerdir. BK.nun 538.maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirlerini ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 538. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delileri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece ortaklığa ait belirtilen yukarıda olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şeklide hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 21.5.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.