11. Hukuk Dairesi 2011/13389 E. , 2012/21606 K.
\n\"İçtihat Metni\"
MAHKEMESİ\t:TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 07.07.2011 tarih ve 2009/170-2011/417 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı tarafından üretilen suların 01.08.2001 tarihine kadar pazarlamasını yaptığını, bu tarihten sonra sözleşmenin feshedildiğini, ancak davalının söz konusu su ambalajlarında müvekkilinin unvanını kullanmaya devam ettiğini, maddi ve manevi haklarını saklı tutarak haksız rekabetin tespiti ve meni davası açtıklarını, bu dava sonucunda mahkemece haksız rekabetin tespitine ve menine karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işlyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 18.02.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 85.861,81 TL'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin 01.08.2001 tarihinde feshedildiğini, bu tarihten sonra davacının “PANSU” markalı pazarlama faaliyetinin bulunmadığını, dolyısıyla davacının herhangi bir zarara uğramadığını, manevi tazminat koşullarının da oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının unvanının yer aldığı su şişelerinin son kullanım tarihlerine kadar raflarda kalacakları süre ile gerek dava tarihinde gerekse ıslah tarihinde yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri gözetildiğinde dava tarihinden geriye doğru beş yıl süreyle davacının uğradığı zararı isteyebileceği, dolayısıyla davanın zamanaşımına uğramadığı, Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen ve Yargıtay onamasından geçerek kesinleşen karar ile davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinin sübut bulduğu, öncelikle maddi zararın kanıtlanmasının gerektiği, ancak böyle bir zararın ve özellikle miktarının kanıtlanmasındaki güçlüğü göz önüne alan yasa koyucunun haksız rekabet nedeniyle elde edilmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığına da hükmedilebileceğini düzenlediği, bu düzenlem çerçevesinde bilirkişi marifetiyle davacının uğradığı zararın belirlendiği, haksız rekabet nedeniyle davacının manevi tazminata da hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 85.861,81 TL maddi, 15.000 TL manevi tazminatın reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesi feshedilmesine rağmen davalının ürettiği su şişesi ambalajlarında davacının unvanını kullanması eyleminin haksız rekabet oluşturduğu Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2001/512 Esas, 2002/428 Karar sayılı ilamı ile kesinleşmiş bulunduğundan, davacının haksız rekabet nedeniyle uğradığı maddi zararı davalıdan istemesi mümkün olup esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Uyuşmazlık, davacının talep edebileceği maddi tazminatın miktarına ilişkindir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı şirketin 2000, 2001 ve 2002 yıllarında elde ettiği kar dikkate alınarak tazminat miktarı belirlenmiş ise de taraflar arasındaki sözleşme 28.08.2001 tarihli ihtarname ile feshedilmiş bulunduğundan davalının bu tarihten önce sözleşmeye uygun olarak davacının unvanını kullanmasının haksız rekabet oluşturduğu söylenemez. O halde, haksız rekabetin başladığı tarih gözetilerek davacının haksız rekabet nedeniyle uğradığı maddi zararın tespit edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3- Öte yandan, dava dilekçesinde 10.000 TL maddi zararın tahsili istenilmiş olup mahkemece kurulan ilk hükmün Dairemizce bozulmasından sonra dava ıslah edilerek 85.861,81 TL maddi zarar talep olunmuştur. Ancak, Yargıtay’ın 04/02/1948 tarihli 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davacı vekili tarafından bozma sonrası yargılama aşamasında ıslah edilen ve davalı tarafça da muvafakat edilmeyen ıslaha konu miktarın bu nedenle reddi gerekirken anılan içtihadı birleştirme kararına aykırı olarak ıslah ile artırılan miktarın da hüküm altına alınması doğru görülmemiştir.
4- Kabule göre de, manevi tazminat istemi yönünden davanın kısmen reddine karar verilmiş olmasına rağmen davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da doğru olmamış, kararın bu yönden de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.