1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Yargıtay
  4. Yargıtay Kararları
Yargıtay Kararı

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2026/4492 E., 2026/3307 K.

Yargıtay 30.03.2026 Sayı: 2026/4492 E. - 2026/3307 K. 10. Hukuk Dairesi

10. Hukuk Dairesi 2026/4492 E. , 2026/3307 K.

\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI\t: 2025/1113 E., 2026/21 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ\t: Zonguldak 3. İş Mahkemesi

SAYISI\t: 2019/89 E., 2025/119 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde; davacının 09.09.2016 tarihli iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile

\"1-Davanın kabulüne, davacının iş kazası sonucu oluşan % 25,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 1.844.395,68-TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 09.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

2-Mahkememizin işbu dava dosyası ile birleştirilen 2024/163 Esas, 2024/187 Karar sayılı dosyasındaki ek davanın kısmen kabulü ile davacının iş kazası sonucu oluşan % 25,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle kazanın oluşumundaki kusur durumu ve kaçınılmazlık, davacının yaşı ve ekonomik koşullar dikkate alındığında 70.000,00-TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 09.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine\" şeklinde karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davacı vekilinin itirazlarının soyut nitelikte olduğu, bu durumda 26.07.2024 havale tarihli bilirkişi raporundaki tüm hesaplama kriterlerinin davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu, 26.07.2024 havale tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamalar dikkate alınarak davacının maddi tazminat alacağının 1.614.771,42 TL olarak hüküm altına alındığı; davacı için takdir edilen manevi tazminat miktarının da dosya kapsamına uygun olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne,

\"1-Davacının iş kazası sonucu oluşan % 25,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 1.614.771,42 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 09.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

2-Davacının iş kazası sonucu oluşan % 25,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 100.000,00-TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 09.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine\" karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili, davacıya kusur izafe edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunmadığını, hesap raporunun hesaplama ve usulünün hatalı olduğunu, davacının hak etmiş olduğu maddi tazminat bedelinin daha çok olduğunu, maddi tazminata ilişkin olarak yerel mahkemece verilen tam kabulün kaldırılarak kısmen kabul kararı verilmesinin yanlış olduğunu, 26.07.2024 tarihli rapora 30.07.2024 tarihli itiraz dilekçe ile itiraz edildiğini, bu itiraz dilekçesinde itirazın açıkça ileri sürüldüğünü belirterek, maddi tazminat açısından tam kabul kararı verilmesini talep etmiştir.

... Genel Müdürlüğü vekili, hükmedilen tazminattan Borçlar Kanunu 52. maddesi gereği hakkaniyet indirimi yapılmasını, maddi zararın fazlalığı ve Kurumun darboğazda bulunması nedeniyle tazminatları ödemekte güçlük çektiğini, dava konusu olayın kazalı işçinin kusuru sonucu meydana geldiğini, hesap raporunun hatalı olduğunu, peşin sermaye değerinin kusur oranında değil tamamının tenzil edilmesi gerektiğini, davacının 60 yaşından sonraki sürede pasif dönem için hesap yapılmasının doğru olmadığı, davacının %50 oranındaki ağır kusuru dikkate alınmayarak manevi tazminat talebinin tamamına hükmedilmesinin bozma sebebi olduğunu belirterek temyiz etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.

Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)

Somut olayda, 26.07.2024 tarihli kök hesap raporunun davacı vekiline tebliği üzerine, davacı vekilinin 30.7.2024 tarihli “hesap raporuna itirazlarımızın sunulmasıdır” konulu dilekçesi ile “Bilirkişi raporundaki aleyhe hususları kabul etmiyoruz. Bilirkişinin yapmış olduğu hesaba, tespitlere ve yönteme itiraz ediyoruz. Rakam çok az ve eksik tespit edilmiştir. Ayrıca hesap raporunun dayanak kabul edildiği kusur raporu da hatalıdır. Kusura ilişkin itirazlarımızı da aynen tekrarlıyoruz.” şeklinde itirazda bulunduğu görülmektedir. Davacı vekilinin hesap raporuna açık itirazı gözetildiğinde, işlemiş dönem sonu ileri çekilerek hesaplama yapılan 17.02.2025 tarihli ek hesap raporunun hükme esas alınarak karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

3.Bilindiği üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 47. ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 56. Maddesinde hâkimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde ise zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği hukuki düzenleme altına alınmıştır. Hâkimin manevi zarar adı ile ödenmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Somut olayda, davacının kaza tarihinde 36 yaşında olduğu, hükme esas alınan kusur raporları ile davacının kazanın meydana gelmesinde %50 kusurlu olduğunun tespit edildiği, iş göremezlik oranının %25.2 olarak belirlendiği ,olayın oluş şekli nazara alındığında, dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelere göre davacı lehine hükmedilen 100.000 TL manevi tazminatın fazla olduğu açıktır.

O halde Mahkemece yapılacak iş, davacının maddi tazminata ilişkin istemi yönünden 17.02.2025 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilen 1.844.395,68 TL zarar tutarına hükmetmek, manevi tazminat istemi yönünden ise hakkaniyete uygun miktarda manevi tazminat takdir ederek karar vermekten ibarettir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bordro ve SGK

Bordro, prim, teşvik ve SGK bildirgeleri konusunda sorunuzu SMMM ekibimize iletin.

Mali müşavirlik hizmetimiz

Mesajınız SMMM ekibimize iletilir.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı