1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Yargıtay
  4. Yargıtay Kararları
Yargıtay Kararı

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/18531 E., 2026/6105 K.

Yargıtay 04.05.2026 Sayı: 2025/18531 E. - 2026/6105 K. 10. Hukuk Dairesi

10. Hukuk Dairesi 2025/18531 E. , 2026/6105 K.

\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi

SAYISI\t: 2025/2242 E., 2025/204 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ\t: İzmir 9. İş Mahkemesi

SAYISI\t: 2024/207 E., 2025/319 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı Kurum vekili, davalının ... Emekli Sandığı sicil numarası ile yetim aylığı almakta iken muvazaalı boşandığı tespit edildiğinden maaşının kesildiğini, Kurum tarafından davalıya 18.12.2018 tarihine kadar işlemiş faiz de dahil 174.016,37 TL borç tahakkuk ettirildiğini ve borç bildirim belgesi ile davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafça ödeme yapılmadığından, müvekkil Kurumca İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2019/9006 E. dosyası nezdinde 126.515,74 TL asıl alacak, takip tarihine kadar işlemiş 53.833,34 TL faiz olmak üzere toplam 180.349,08 TL tutar için icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın itirazı üzerine takibin durduğunu, bu nedenle davalının icra takibine yaptığı itirazın iptaline karar verilmesi talep etmiştir.

Birleşen 2024/217 Esas sayılı dosyada davalıya yersiz ödenen tedavi giderlerini tahsili istenilmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili, davalının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının tespit edilmesi sebebiyle 01.11.2008-30.10.2018 tarihleri arası dönemde yersiz ödendiği tespit edilen 126.515,74 TL asıl alacak, 46.970,31 TL işlemiş faiz olmak üzere 173.486,05 TL tutar için davalı aleyhine İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2019/9006 E. sayılı dosyası nezdinde icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazı nedeniyle takibin durması sebebiyle itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı Kurum vekili, yeterli inceleme yapılmadığını, davalıya yersiz ödeme yapıldığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.

İnceleme konusu dosyada; davacının 21.12.2005 tarihinde boşandığı, 12.02.1979 tarihinde vefat eden babasından 5434 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlandığı, Mahkemece yetim aylığının boşanılan eşle fiilen yaşamaya devam edildiğinin tespiti durumunda kesileceğine yönelik bir düzenlemenin 5434 sayılı Kanun’da yer almadığı, bu nedenle davacıya uygulanma kabiliyeti bulunmayan 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin son fıkrasına dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu belirtilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.

5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.

Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. \t

Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır.

Somut davada Mahkemece 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesi kapsamında inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir.

O halde İlk Derece Mahkemesince yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla

04.05.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

I. TEMEL UYUŞMAZLIK:

1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, \"eşinden 2005 yılında boşanan ve boşanmadan sonra 5434 sayılı kanun kapsamında sigortalı olan babasından ölüm(yetim) aylığı alan davalı hak sahibinden, eşi ile fiili birliktelik yaşaması nedeni ile 5510 sayılı Kanunu'nun 56 ncı maddesi uyarınca aylığının kesilip kesilmeyeceği, bu kapsamda ödenen aylıkların yersiz ödeme sayılıp sayılmayacağı, kurumun buna yönelik icra takibine yapılan itiraz üzerine, itirazın iptaline karar verilip verilemeyeceği\" noktasındadır.

2. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda emsal Danıştay kararları ve BAM kaldırma kararı gerekçesi doğrultusunda; \"506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına Ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu dönemlerinde, ilgili kanunlarda yer almayan “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” hükmüne ilk kez 5510 sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci(son) fıkrasında düzenlendiği, yetim aylığının boşanılan eşle fiilen yaşamaya devam edildiğinin tespiti durumunda kesileceğine yönelik bir düzenlemenin 5434 Sayılı Kanun’da yer almadığı dolayısıyla davalının Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile icra takiplerine devam edilemeyeceği\" gerekçesi ile davacı kurumun asıl ve birleşen davalarının reddine karar verilmiştir.

3. Verilen kararın davacı kurum tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi; \"Yetim aylığının boşanılan eşle fiilen yaşamaya devam edildiğinin tespiti durumunda kesileceğine yönelik bir düzenlemenin 5434 Sayılı Kanunda yer almadığı, dolayısıyla davalının davacı Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile icra takiplerine devam edilemeyeceği kanaatiyle verilen mahkeme kararının yerinde olduğu\" gerekçesi ile istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.

4. Kararın kurum tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile \"boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunduğu, bu nedenle 5510 sayılı kanunun 56 ncı maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiği\" gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.

II. YASAL DÜZENLEMELER, DOKTRİN, UYGULAMA VE DEĞERLENDİRME:

5. 5510 sayılı Kanunun 56/son maddesi uyarınca “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır”. Belirtilen düzenleme aslında kız çocuklarının yaş sınırı olmaksızın ölüm aylığından yararlanmasına olanak sağlayan 5510 sayılı kanun md.34/1-b,3. hükmüyle yakından ilgilidir.

6. Kurala bağlanan durum boşanılan eşle fiilen birlikte yaşamaya devam edilmek suretiyle hakkın kötüye kullanılması nedeniyle ölüm aylığının kesilmesi olarak algılanmaktadır. Nitekim 5510 sayılı kanunun gerekçesinde de hükmün getirilme nedeni, hakkın kötüye kullanılması gerekçesiyle ilişkilendirilmiştir. Ancak ne zamandan itibaren hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna varılacağı konusunda açıklık bulunmamaktadır.

7. Önceye etki kavramı, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki zamana uygulanabilirliği konusu ile ilgilidir. Önceye etki özgürlükçü bir anayasanın temel koşullarına, hukuk düzeninin güvenilirliğine aykırı düşer ve bu yüzden kural olarak caiz değildir. Kişiler hukuka uygun davranışlarından dolayı daha sonra zarar görmeyeceklerinden emin olmalıdırlar. Önceye etki yasağı hukuk güvenliği ve vatandaş için güveninin korunmasını sağlar. Kazanılmış olan haklara saygı ancak bu şekilde gerçekleşir. Önceye etki yasağı, yaşamları Anayasal garanti altında olan fertlerin beklenmedik hak kayıplarına uğramasını engellemek için tanınmıştır. (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. Https://journal.yasar.edu.tr/ wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd). Anayasadaki “hukuk devleti ilkesi” yasa koyucuya bir yasanın kabulünden önceki zaman bakımından aleyhe sonuçlar doğuran bir yasa kabulü için dar sınırlar çizmektedir (ÖZEKES ..., Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C:II, Ankara, 2010, 2759-2875). Çıkarılan yasa önceden oluşan güveni sağlıyor, kazanılmış hakları koruyorsa açık hüküm olmasa da istisna olarak geçmişe uygulanmalıdır. Önceye etki yasağında istisna için gerekli sebep, hukuki işlemin inşası sırasında mevcut olmalıdır. Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise önceye etki kabul edilmelidir. Mülkiyeti koruma kapsamına, edime hak sağlayan sigorta olayları dahildir. Önceden doğmuş bir sigorta olayının edim sağlayıcı etkisi kolaylıkla ortadan kaldırılamaz. Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. Https://journal. yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).

8. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.12.2019 tarih ve 2016/21-396 Esas, 2019/1125 Karar sayılı karar gerekçesinde de belirtildiği gibi 5510 sayılı Kanun’un “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. Maddesine göre:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olanlar, bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olanlar, bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olanlar, bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.

17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1'inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre sigortalı sayılanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanmış olan aylık ve gelirler, 55'inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır…” şeklinde bir düzenleme içermektedir.

9. Kanun koyucu tarafından anılan geçici madde ile 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğünden önce sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylığın, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan hükümlerin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden, 56. maddenin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

10. 5434 SAYILI KANUNA İLİŞKİN GEÇİŞ HÜKÜMLERİ\" başlıklı Geçici 4. maddesinde ise \"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun'a göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16.06.2010 - 5997 S.K./10.mad) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.\" hükmüne yer verilmiştir.

11. Geçici maddeler dikkate alındığında, 5434 sayılı kanunla bağlanan yetim aylığının kesilmesinde ancak, 5434 sayılı kanun hükümleri uygulanacaktır. Zira bu bir kazanılmış durumdur. Her ne kadar çoğunluk görüşü ile “Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı/geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinden bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır” gerekçesi ile 01.10.2008 tarihinden önceki boşanmalara ve fiili birliktelere 01.08.2010 tarihinde uygulanmış ise de güncelleme ancak lehe olduğunda uygulanacaktır. Çoğunluk görüşünde bu durum kabul edilmesine rağmen, farklı bir yoruma gidilmesi çelişki olmuştur. Kaldı ki 5764 sayılı Kanunun 68. Maddesi ile değişikliğe uğrayan 5510 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde açıkça “gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır” düzenlemesi ile kesilmenin ancak kaldırılan kanuna göre yapılacağı çok açık şekilde belirtilmiştir.

12. Nitekim hak sahiplerinin kurum işleminin iptali ile idari yargıda açtıkları davalarda, Danıştay istikrarlı olarak ilk derece mahkemesinin işaret ettiği kararlarında, 5510 sayılı Kanunu'nun 56 ncı maddesinin 5434 sayılı kanunla bağlanan yetim aylıklarında uygulanamayacağına karar vermiştir. Kararlara göre; \"5510 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesi kapsamında bulunan davacı hakkında 5434 sayılı Kanun'un uygulanmasına devam edileceği ve anılan Kanun'un 75. maddesi uyarınca boşanan kız çocuklarına bu tarihi takip eden ay başından itibaren aylık bağlanacağı açık olup, bu aylığın boşanılan eşle fiilen birlikte yaşamaya devam edildiğinin tespiti durumunda kesileceğine yönelik bir düzenlemenin 5434 sayılı Kanun'da yer almadığı gözetildiğinde, davacıya uygulanma kabiliyeti bulunmayan 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin son fıkrasına dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.\" (Danıştay 11. Dairesi, 09.05.2018 t., 2014/4748 E., 2018/2349 K.; 18.04.2018 t. 2016/4762 E., 2018/211 K.; 27.02.2018 t., 2016/10082 E., 2018/1111 K.;21.02.2018 t., 2016/2937 E., 2018/992 K.;10.01.2018 t., 2016/986 E., 2018/50 K.; 28.12.2017 t., 2016/5280 E., 2018/6691 K.; 20.12.2017 t.; 2017/1333 E., 2017/6549 K.;20.12.2017 t., 2017/1484 E., 2017/6540 K.; 20.12.2017 t., 2017/1586 E., 2017/6536 K.; 24.10.2017 t., 2017/1740 E., 2017/5660 K.; 19.10.2017 t,, 2016/3546 E., 2017/5609 K.;18.10.2017 t., 2013/3544 E., 2017/5592 K.; 04.10.2017 t., 2015/2760 E., 2017/5407 K.;26.04.2017 t., 2015/4662 E., 2017/3775 K.; Danıştay 12. Dairesi, 14.11.2018 t., 2018/8896 E., 2018/5214 K.)

13. Belirtilen kararlarda ayrıntıları açıklanıp benimsendiği üzere; eldeki gibi 5434 sayılı Kanun kapsamında Emekli Sandığı iştirakçisi veya emeklisi iken vefat edenlerin hak sahiplerine bağlanan dul/yetim aylıklarının 5510 sayılı Kanun'un 56'ncı maddesi kapsamında kesilmesi işlemiyle ilgili hak sahiplerinin açtıkları davaların idari yargı yolunda çözümlenmesi gerektiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.

III. SONUÇ:

14. 5510 sayılı kanunun 5754 sayılı kanunun 68. Maddesi ile değişik geçici 1. Maddesi uyarınca kesilmede 5434 sayılı kanun uygulanmalıdır. Anılan kanunda ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı kanunun 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna ve 5434 sayılı kanun uyarınca bağlanan yetim aylığının kesilmesi için uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir. Bu nedenle kararın onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.

Bordro ve SGK

Bordro, prim, teşvik ve SGK bildirgeleri konusunda sorunuzu SMMM ekibimize iletin.

Mali müşavirlik hizmetimiz

Mesajınız SMMM ekibimize iletilir.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı