10. Hukuk Dairesi 2025/18496 E. , 2026/5244 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI\t: 2024/1187 E., 2024/1581 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ\t: İzmir 8. İş Mahkemesi
SAYISI\t: 2021/190 E., 2024/80 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf başvurularının esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmek ve duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.06.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. adına Avukat ... ve Avukat ... ile davacılar adına Avukat .. .. geldiler. Diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili asıl dava dosyasında özetle; davacı kazalı ...’ın davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti. işçisi olarak çalıştığı sırada 05.08.2020 tarihinde, davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı Yüzyıl Mimarlık Proje Yapı İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin oluşturduğu adi ortaklığın yüklenicisi olduğu özel bina inşaatında başına sökümü yapılmakta olan iskelenin ankraj profilinin düşmesi sonucu bakıma muhtaç kalacak şekilde yaralandığını, olayın iş kazası olduğunu ve kazanın davalıların kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ileri sürerek davacı kazalı ... için 6.158.164,52 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat ile tüm davacılar için ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davacı ... vekili birleşen dava dosyasında özetle; aynı iş kazası nedeniyle 6.731.044,94 TL bakıcı giderinin davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti.’den tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacı ...’ın 05.08.2020 tarihli iş kazası nedeniyle bakıma muhtaç kalacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelmesinde davacı kazalının %5, davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti.’nin %20, dava dışı Özl Yapı İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin %35, davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı Yüzyıl Mimarlık Proje Yapı İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin oluşturduğu adi ortaklığın %40 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle asıl dava dosyasında davacı ... lehine 4.181.015,56 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminata, tüm davacılar lehine ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminata; birleşen dava dosyasında ise davacı ... lehine 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle 3.303.898,54 TL bakıcı giderine hükmedilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların istinaf başvurularının esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun davacı kazalı ... yönünden bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılamayacağı ve adı geçen davacı yararına hükmedilen manevi tazminatın az olduğu gerekçesiyle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyasında davacı ... lehine 4.181.015,56 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat ile 500.000,00 TL manevi tazminata, diğer davacılar lehine ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminata; birleşen dava dosyasında davacı ... lehine indirim yapılmaksızın 4.955.847,82 TL bakıcı giderine hükmedilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 23.01.2024 tarihli talep artırım dilekçesinin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, kısmen reddedilen miktarlar yönünden kararın bozulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı ... ile müvekkili şirket arasında iş sözleşmesi bulunmadığını ve müvekkili şirketin zarardan sorumlu olmadığını, kusur raporlarına itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkili şirkete kusur verilmesinin hatalı olduğunu, davacı ... lehine 500.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 20.01.2023 tarihli hesap raporunda TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesap yapılmasının hatalı olduğunu ve müvekkili şirketin yaptırdığı all risk sigortasının değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1-Tarafların davacı kazalı ... dışındaki davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110. maddesinde düzenlenen dava yığılmasının, diğer bir ifadeyle objektif dava birleşmesinin söz konusu olduğu hâllerde, her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacı kazalı ... dışındaki davacılar tarafından ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi tazminat talep edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince bu davacılar lehine ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin 18.09.2024 tarihli kararı itibarıyla, davacı kazalı ... dışındaki davacılar yönünden taraflarca temyize konu edilen manevi tazminat miktarları, uygulanması gereken temyiz kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin ayrı ayrı altında kaldığından, temyiz eden tarafların bu davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
2-Davacılar vekili ile davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacılar vekili ile davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; dava dışı .. Dayanıklı Tüketim Malları Mobilya Deri Tekstil İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.’ye ait arsa üzerinde konut projesi yapılması konusunda dava dışı arsa sahibi ile davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı Yüzyıl Mimarlık Proje Yapı İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin oluşturduğu adi ortaklık arasında 29.11.2019 tarihli düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı, davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. tarafından 01.02.2020 tarihli sözleşme ile dış cephe mantolama, fibercement, kara sıva, dekoratif sıva, xps mantolama, xps yapıştırma, astar boya imalatı ve dış cephe iskele kurulması işlerinin dava dışı .. Yapı İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye verildiği, davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı .. Mimarlık Proje Yapı İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin oluşturduğu adi ortaklık tarafından alüminyum ve giydirme cephe işleri ile malzeme ve işçilik dahil uygulama işinin davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti.’ne verildiği, davacı kazalı ...’ın davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti. işçisi olarak çalıştığı sırada başına, sökümü yapılmakta olan iskelenin ankraj profilinin düşmesi sonucu bakıma muhtaç kalacak şekilde yaralandığı anlaşılmaktadır.
Davacılar vekili, asıl dava dosyasında davacı kazalı ... için iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat ile tüm davacılar için ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi tazminat talep etmiş; birleşen dava dosyasında ise davacı kazalı ... için bakıcı giderinden kaynaklanan maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesine göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Somut olayda, davacı kazalı ... lehine asıl dava dosyasında 200.000,00 TL manevi tazminat talep edildiği hâlde, Bölge Adliye Mahkemesince talep aşılarak adı geçen davacı lehine 500.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan usuli kazanılmış hak, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Usuli müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Dosya kapsamında alınan 20.01.2023 tarihli kök hesap raporunda davacı kazalı ...’ın iş göremezlikten kaynaklanan maddi zararı 3.346.818,87 TL olarak belirlenmiştir. Davacılar vekili bu rapora yönelik itirazında, bakıcı gideri, tedavi gideri ve yol gideri hesabı yapılmadığını ileri sürmüş; hesaplanan iş göremezlik zararına yönelik bir itirazda bulunmamıştır. Bu durumda 20.01.2023 tarihli kök hesap raporunda belirlenen iş göremezlik zararı tutarı, davalılar lehine usulî kazanılmış hak oluşturmuştur.
Buna karşın, Bölge Adliye Mahkemesince 20.01.2023 tarihli kök hesap raporunda belirlenen 3.346.818,87 TL iş göremezlik zararını aşacak şekilde davacı kazalı ... lehine 4.181.015,56 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminata hükmedilmesi, usulî kazanılmış hak ilkesine aykırı olmuştur.
Ne var ki, davalı ... Mimari Endüstriyel Metal ve Cam San. Dış Tic. Ltd. Şti. yönünden Bölge Adliye Mahkemesince verilen temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, davalı ... ... Sigorta A.Ş. ise temyiz kanun yoluna başvurmamıştır. Bu nedenle usulî kazanılmış hakka ilişkin bozma nedeninden yalnız temyiz kanun yoluna başvuran davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. yararlanmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş; davacı kazalı ... lehine talep edilen manevi tazminat miktarını aşmayacak şekilde hüküm kurmak, 20.01.2023 tarihli kök hesap raporunda belirlenen iş göremezlik zararının davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş. lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğunu gözetmek, bu bozma nedeninden yalnız davalı ... Yapı İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’nin yararlanacağını dikkate almak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kabul ve uygulamaya göre de, dosya kapsamındaki Kurum Sağlık Kurulu kararında davacı kazalı ...’ın %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı ve bakıma muhtaç bulunduğu belirtildiği hâlde, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde sürekli iş göremezlik oranının %98 olarak gösterilmesi hatalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz eden tarafların davacı kazalı ... dışındaki davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
2.Temyiz eden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının talep aşımı, usuli kazanılmış hak ve gerekçe hatası yönünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Davacılar avukat yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, davalı ... Yapı İnş. San. ve Tic. A.Ş. avukatın yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ın oyları ve oyçokluğuyla, 21.04.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında davacının sürekli iş göremezlik oranına göre belirlenen kök rapora itiraz etmemesinin temyiz eden davalılar lehine usulü müktesep hak teşkil edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Nitekim Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu (İsmail Tuncel Başvurusu. Başvuru Numarası: 2019/8609 Genel Kurul Kararı. R.G. Tarih ve Sayı: 20/5/2024-32551) son verdiği kararda açıkça;
\"Kural olarak tarafların ya da mahkemenin bir hukuk yargılamasıyla ilgili herhangi bir usul işlemi gerçekleştirebilmesinin ön şartı hukuken o yargılamanın başlaması, başka bir ifadeyle davanın açılmış olmasıdır. Dolayısıyla davanın açılması suretiyle yargılamanın henüz başlamadığı bir aşamada kişiler veya idari merciler tarafından gerçekleştirilen ya da dâhil olunan iş ve işlemlerin teknik olarak bir yargılama usulü işlemi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
...
Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme de yaptırabilecektir.
Söz konusu hükmün gerekçesinde \"Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler. Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz.\" ifadelerine yer verilmiştir.
Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını ya da o hakkı aynı davada talep etme imkânını sona erdirecek veya diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan, rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması, sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi kanunun kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 55).
....
Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59).
....Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59).
...
Hâkimin taraflardan birinin talebi ya da resen gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunu, yargılama öncesinde alınmış bir bilirkişi raporuyla ilgili olarak karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamayacağını kabul etmek hâkimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun aslında bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi bir gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla böyle bir durumda bireyin hakkının varlığı dava sürecinde olgusal bir gerçeklik olarak da tespit edilmesine rağmen bu gerçeklik bizzat o hakkın teslimi amacıyla başvurulan yargı mercii tarafından yok sayılmış, görmezden gelinmiş olur. Kişinin maddi hukuka göre sahip olduğu bir hakkın dava vasıtasıyla elde edilmesi bir yana salt usuli gerekçelerle yargı kararıyla görmezden gelinmesi ise dava açma kavramının temel mantığıyla bağdaşmadığı gibi dava açılmasını anlamsız hâle getirir ve karşı tarafın gerçekte sahibi olmadığı bir hakkı usuli uygulamalar sayesinde elde etmesi gibi hakkaniyetsiz bir sonuca yol açabilir (benzer yöndeki
değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 70).
...
Bu tür davalarda kişilerin maluliyet oranının belirlenmesi uzmanlık gerektiren teknik bir konu olup nitekim mahkemeler de uygulamada tereddütlü durumlarda maluliyet oranının tespiti için resen ya da tarafların talebi üzerine bilirkişi incelemesi yoluna başvurmaktadır. Dolayısıyla bu tür teknik bir konuda, dava açtığı sırada kişiden maluliyet oranının gerçekte ne olduğunu net bir şekilde öngörmesini ve davadaki talebini buna göre kesin olarak oluşturmasını/sınırlandırmasını beklemek işin mahiyeti ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağdaşmaz. .... Bu itibarla başvurucunun maluliyet oranı konusunda talebini sınırlandırdığından söz edilemeyeceğinden yukarıda ihlal sonucuna varılırken yapılan değerlendirmelerin yargılama usulü ilkelerinden olan ve hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olmasını, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar verememesini ifade eden taleple bağlılık ilkesini zedeleyen bir yönünün bulunmadığı da açıktır\".
5. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
7. Bedensel bütünlüğe yönelik hukuka aykırı eylemler, aynı zamanda yaşam hakkına bir saldırıdır. Yaşam hakkı ise temel bir hak olup kamu düzenindendir. Dolayısı ile iş kazası geçiren ve bedensel bütünlüğü zarar gören işçinin (sigortalının) sürekli iş göremezlik oranının değişmesi, bu oranın artması veya azalması halinde bir tarafın itiraz etmemesi usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. Bedensel bütünlüğe yönelik hukuka aykırı eylem sigortalı yönünden ayrıca bir sosyal güvenlik hakkı olup, vazgeçilmez hak kapsamında sürekli iş göremezlik oranı resen dikkate alınmalıdır.
8. Sürekli iş göremezlik oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
10. Alınan sürekli iş göremezlik oranına/bilirkişi raporuna itirazdan, ıslahtan veya bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, bilinen/iskontolu, bilinmeyen dönem değişeceğinden ve bu kapsamda hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Bu bilinen ve davacı lehine belirlenecek ücret bozmadan asgari ücrete gelen artışlar neden ile değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye rapora itiraz etmesi, ıslah etmesi veya kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar verilmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak itiraz, ıslahtan veya bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir.
III. Sonuç:
11. Yukarda açıklanan nedenlerle gerek sürekli iş göremezlik oranına/bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi ve gerekse sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması hususları, özellikle son Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararından sonra rapora itiraz edilmemesi de usulü kazanılmış hak oluşturmadığından, usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi görüşüne katılınmamıştır. Kaldı ki davacı taraf kök raporda bakıcı gideri, tedavi gideri ve yol gideri konusunda itirazda bulunmuş, itiraz üzerine daha sonra karar tarihine yakın verilerle maddi tazminat belirlenmiştir. Kararın bu nedenle bozulması görüşüne katılınmamıştır.