10. Hukuk Dairesi 2025/15671 E. , 2026/3805 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI\t: 2025/962 E., 2025/1469 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ\t: Eskişehir 3. İş Mahkemesi
SAYISI\t: 2024/35 E., 2024/309 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum ve davalı ... Makine Sanayi ... Anonim Şirketi vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı işverene ait işyerinde kaynakçı olarak çalıştığını, hizmet bildirimlerinin normal kodla yapıldığını belirterek, davalı işyerinde geçen ve bildirilen tüm hizmetleri için itibari hizmet süresi ve fiili hizmet süresi zammı verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde: davacının bildirimlerinin usulüne uygun şekilde süresinde yapıldığını, davacının ağır ve yıpratıcı koşullarda çalışmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili ve davalı ... Makine Sanayi ... Anonim Şirketi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... Makine Sanayi ... Anonim Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; davacının iş yerinde ağır ve yıpratıcı koşullarda çalışmadığını, bildirilen hizmetlerinin itibari hizmet süresi ve fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilemeyeceğini, kararın eksik araştırma ve inceleme sonucu verildiğini beyan etmektedir.
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; kararın eksik araştırma ve inceleme sonucu verildiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, itibari hizmet süresi ve fiili hizmet süresi zammı istemine ilişkindir.
İtibari hizmet süresi, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanların erken yıpranmaları nedeniyle daha erken emekli olabilmeleri için kanun koyucu tarafından belirlenmiş erken emeklilik sağlayan düzenlemelerden biridir. İtibari hizmet süresi fiilen olmayan ancak kanun koyucu tarafından verilen imkân nedeniyle varsayılan bir sürenin sigortalılık süresine eklenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Sosyal güvenlik sistemlerinde bazı yıpratıcı türden işlerde çalışan kişilerin sigortalılık sürelerine, onların yaşlılık aylığına kavuşma süresini kısaltarak ödüllendirme amacıyla farazi hizmet süreleri eklenmektedir. Hizmet sürelerinin eklenmesiyle ağır, yıpratıcı ve tehlikeli işlerde çalışanların sigortalılık sürelerine fazladan belirli bir süre \"farazi sigortalılık süresi\" olarak eklenmekte bu suretle daha erken emekliliğe hak kazanmaları veya malûllük, ölüm sigortalarında kendilerine, benzerlerine göre daha avantajlı bir durum sağlanmaktadır. Burada, var olmayan fakat varsayılan bir sigortalılık süresi söz konusudur ve sigortalının eylemli çalışması artırımlı olarak işlem görmektedir. Bu anlamda “itibari hizmet süresi” ilgili olduğu yasaya özgüdür ve düzenlendiği alanla sınırlıdır. Nitekim 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na 11.08.1977 tarihli ve 2098 sayılı Kanun ile eklenen Ek 5. maddeyle insan sağlını ve ömrünü olumsuz yönde etkileyen bazı ağır ve yıpratıcı türden işlerde çalışan sigortalıların sigortalılık sürelerine farazi hizmet süresi eklenmesi öngörülmüştür. Fiili hizmete dayanmayan bu sigortalılık sürelerine “itibari hizmet süresi” denir (..., Aziz Can: Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, s.365).
24.08.1977 tarihli ve 16037 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2098 sayılı 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa Bazı Ek ve Geçici Maddelerle 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 32'nci Maddesine Bir Fıkra Eklenmesine Dair Kanun’un 1. maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na (506 sayılı Kanun) eklenen Ek 1. maddenin (I) numaralı bendinde 212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenleyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalılar ile, basın kartı yönetmeliğine göre basın kartına sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparken, kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilen sigortalılar; (II) numaralı bendinde ise basım ve gazetecilik işyerlerinde 1475 sayılı Kanun ve değişikliklerine göre çalışan, operatör mürettip, rotatifçi, roto ofsetçi, klişeci, tiftrukçu ve yardımcılarına belli çalışma koşullarının varlığına bağlı olarak hizmet sürelerine belli bir sürenin itibari hizmet süresi olarak eklenmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak basım işyerlerinde İş Kanunu’na göre çalışıp itibari hizmet süresinden yararlanabilecekler unvan belirtilmek suretiyle (operatör, mürettip, rotatifçi, klişeci vs.) sınırlandırıldığından aynı işyerinde hemen hemen aynı işi yaparak çalışan başka kişilerin unvan itibariyle sayılanlar arasında gösterilmemeleri nedeniyle 09.07.1987 tarihli ve 19512 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.1987 tarihli ve 3395 sayılı 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun’un (3395 sayılı Kanun) 13. maddesi ile yapılan değişiklik ile tek tek sayma yöntemi terk edilerek “Basım ve gazetecilik işyerlerinde 1475 sayılı Kanun ve değişikliklere göre çalışan sigortalılar” denilmek suretiyle bu işyerlerinde çalışanların tümü itibari hizmet süresinden yararlandırılmıştır.
Yine 3395 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile itibari hizmet süresinden yararlanan sigortalıların kapsamı genişletilmiş ve maddeye (III) ve (IV) numaralı bentler eklenmiştir. Daha sonra teselsül ettirilerek Ek 5. madde numarası alan 506 sayılı Kanun’un sözü edilen bu maddesinin (IV) numaralı bendinde; “Sigortalılar” başlığı altında “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar” ifadesine yer verilmiş, bu bendin “Hizmetin geçtiği yer” başlıklı kısmında;
“1.) Çelik, demir ve tunç döküm,
2.) Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde,
3.) Patlayıcı maddeler yapılmasında,
4.) Kaynak işlerinde çalışanlarda” sıralaması yapılmıştır. Anlaşılacağı üzere, itibari hizmet süresi hak ve olanağından yararlanmak için, maddede yazılı fiziksel koşullarla birlikte iş kolu ve işyeri şartlarının da gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 5. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 02.05.1989 tarihli ve 1988/51 E., 1989/18 K. sayılı kararıyla bazı sigortalıların madde kapsamında yer almamasının belli sigortalılara hak tanıyan ve özü bakımından Anayasa'ya aykırı bulunmayan hükmün iptalini gerektirmeyeceği gerekçesiyle maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.
Daha sonra itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek Ek 5. maddede yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesinin 27.03.2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 2002/157 E., 2006/97 K. sayılı kararıyla “…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır…” gerekçesiyle anılan bentte yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresi iptal edilmiştir.
Ne var ki 506 sayılı Kanun’un Ek 5. maddesinin (IV) numaralı bendindeki “Azotlu gübre ve şeker sanayinde” ibaresi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ise de sigortalıların sözü edilen bentteki hüküm kapsamında itibari hizmet süresinden yararlanabilmeleri için hükümde belirtilen tüm koşulların gerçekleşmesi, başka bir anlatımla (IV) numaralı bentte yer verilen işyerlerinde ve yine orada belirtilen fiziksel koşullara tabi olarak çalışmaları gereklidir.
Dosya içinde bulunan bilgi ve belgelere göre davalı işverene ait işyerinde, römork, yarı römork, mekanik hareket ettirici tertibatı bulunmayan araçlara karasör, kasa, aks vd, parçaların imalatının yapıldığı, davacının kaynakçı olarak çalıştığı, Mahkemece davacının 27.02.2006-30.09.2008 tarihleri arasındaki bildirimleri için itibari hizmet süresi verildiği anlaşılmaktadır. Karar eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır.
Mahkemece davacının talebi hakkında; 506 sayılı Kanun'un ek 5.maddesinin IV. Numaralı bendi kapsamında ve yukarıda belirtilen iptal kararının yürürlük tarihi olan 27.03.2007 tarihi ile bu düzenlemeyi yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihleri arasındaki hizmetler için inceleme yapılabileceği gözetilerek, davacının 27.03.2007-30.09.2008 tarihleri arasındaki bildirimleri için itibari hizmet süresi koşullarının bulunup bulunmadığı hususunda bir tahkikat yapılarak ve zaten bu kapsamda yapılan bildirim süresi var ise bu süre de dışlanarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Kurum ve davalı ... Makine Sanayi ... Anonim Şirketi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ..., ...'nın oyları ve oy çokluğuyla
02.04.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. TEMEL UYUŞMAZLIK:
1. 1. Çoğunluk ile aradaki uyuşmazlık, \"filli hizmet zammına ilişkin 506 sayılı Kanunun Ek. 5 nci maddesinde yer alan e ve eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edilen \"azotlu gübre ve şeker sanayi ibaresinin iptalinden sonra davacı sigortalının Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlüğe girdiği 27.03.2007 tarihinden önce aynı koşullarda gerçekleşen çalışmasına itibarı hizmet verilip verilmeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararının geriye yürütülüp yürütülmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. Çoğunluk görüşü ile yerel mahkemenin” 27.03.2007 öncesi de davalı işverene ait gaz altı kaynakçısı olarak aynı işte çalıştığı\" gerekçesi ile verdiği fiili hizmet zammı hizmetinin kabul kararı, “İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli, ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu düzenlemede yer alan “azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 27.03.20 07... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 04.10.2006 tarihli ve 2002/1 57... /97 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ise de, Anayasa’nın 153/5. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi de gözetildiğinde, davacının Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlük tarihi olan 27.03.2007 tarihinden önceki dönem yönünden itibari hizmetten yararlandırılmasının mümkün olmadığı, itibari hizmet süresi olanağından 27.03.2007 tarihinden önceki dönemde yararlanmak için, Yasa’nın öngördüğü biçimde, işkolu ve işyeri koşullarının birlikte gerçekleşmesi zorunluluğu bulunduğu, davacının 27.03.2007 tarihinden önce bu koşulları taşımadığı, 27.02.2006-27.03.2007 arası yararlanamayacağı” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
3. Anayasa Mahkemesine başvurmaktaki amaç, anayasaya aykırı olan yasaların bir an önce uygulanma sına son verilmesidir. Dolayısıyla açıkça Anayasa’ya aykırı olan bir kanunun uygulanması nedeniyle bireysel kazanılmış hakların ortaya çıkabilme ihtimali olduğu gibi, bireylerin temel haklarının çok ciddi zarar görmesi, ihlal edilmesi de gündeme gelebilir. Anayasa Mahkemesine başvurmaktaki amaç, anayasaya aykırı olan yasaların bir an önce uygulanma sına son verilmesidir. Dolayısıyla açıkça Anayasa’ya aykırı olan bir kanunun uygulanması nedeniyle bireysel kazanılmış hakların ortaya çıkabilme ihtimali olduğu gibi, bireylerin temel haklarının çok ciddi zarar görmesi, ihlal edilmesi de gündeme gelebilir. Mahkeme kararlarının geriye yürümemesi ilkesi, kanunların geri yürümemesi ilkesi ile benzer özellikler taşımaktadır. Burada temel amacın iptal edilen yasaya dayanılarak yapılan işlemlerin geçerliğinin korunmasıdır. Ancak bu ilkeyi mutlak kabul etmek mümkün değildir.
4. Özelikle Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümeyecekse somut norm denetimine başvurunun bir anlamı olmayacaktır. Zira somut norm denetiminde, iptal kararı durdurulan dava bakımından geriye yürür. Her ne kadar Anayasa'nın emredici hükmü gereği iptal kararların geriye yürümese de belli durumlar bakımından iptal kararlarını geçmişe yürümesinin bir gereklilik olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceğine ilişkin anayasal hükmün salt lâfzî yorumla uygulanmasının hakkaniyete, nesafete, eşitliğe ve adalete aykırı olacağı da öğretide vurgulanmaktadır.
5. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ile amaçlanan, kanunun uygulanması ile elde edilen kazanılmış hakların korunması ve hukuk güvenliğinin zedelenmemesidir. Ancak gerekli durumlarda geriye yürümenin kabul edilip, lehe hukuki durumların korunması ve ilgili kanuna dayanılarak yapılan ve kişilerin aleyhine olan durumların düzeltilmesi imkânının sağlanması gerekir. Aksi durumda iptal kararlarını geriye yürümemesi ilkesi aleyhe hukuki durumları meşrulaştırma amacına hizmet edecek ve hakkaniyete aykırı sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
6. Öğretide, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının somut olayın niteliğine göre geriye yürüyebileceği dile getirilmektedir. Aslında Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümeyecekse somut norm denetimine başvurunun bir anlamı olmayacaktır. Zira somut norm denetiminde, iptal kararı, durdurulan dava bakımından geriye yürümektedir. Anayasa Mahkemesi'nin anayasal uygunluk denetim yapması ve bunun neticesinde verilmiş olan iptal kararının işlevsel olarak uygulanması demokrasinin ve temel hakların gelişimine önemli bir katkıdır. (Mustafa BABAYİĞİT, Türk Hukukunda Anayasa Mahkemesi Kararlarının Geriye Yürümezliği Sorunu, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m 016-124-1573).
7.Somut norm denetimi ile sonrası iptal edilen hüküm sonrası uygulanan kural önceden oluşan güveni sağlıyor, kazanılmış hakları koruyorsa geçmişe uygulanmalıdır. Önceye etki yasağında istisna için gerekli sebep, hukuki işlemin inşası sırasında mevcut olmalıdır. Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise önceye etki kabul edilmelidir.
8. Mülkiyeti koruma kapsamına, edime hak sağlayan sigorta olayları dahildir. Önceden doğmuş bir sigorta olayının edim sağlayıcı etkisi kolaylıkla ortadan kaldırılamaz. Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar (..., A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. Https://journal. yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).
9. Önceye etki yasağının istisnaları değinmek gerekirse;
- Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise,
- Şeklen anayasaya aykırı bir yasa usulüne uygun olarak önceye etkili olarak yeniden kabul edilmişse,
- Önceye etki bir yasanın açıkça lafzından, amacından ve oluşumundan anlaşılmakta ise lehe hüküm geçmişe uygulanmalıdır. (..., A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. Https://journal. Yasar.edu.tr/wp-content/uploads/ 2014/01/9 s: 2477 vd.
10. Yasama organının genel, soyut nitelikte bir yasa yapmaktan ziyade daha çok kazanılmış hakları ortadan kaldıran, belli kişilere yönelik özel müsadere hükmü taşıyan bir yasanın iptal edilmesi ve bu iptal kararının geriye yürümesi adalet ve hakkaniyetin gereğidir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi verdiği bir kararında yasama organının böyle bir tasarrufunun hukukun ana prensipleriyle ve anayasayla bağdaşmayan ve bu nedenle meşru olmayan bir tasarruf niteliği taşıyacağı belirtilmiştir (AYM, 1963/124 E., 1963/243 K., 11.10.1963 T. (AMKD. C. I, s. 343).
11. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geri yürümezliği kuralı, hukuki güvenlik ilkesini gerçekleştirme amacına hizmet etmekte ve bu kural ile kazanılmış haklara dokunulamaması amaçlanmaktadır. Ancak bu ilkenin her durum için mutlak olarak kabul edilmesi hedeflenen amacın tam tersi sonuçların doğmasına sebebiyet verebilecektir. Çünkü iptal kararı doğası gereği geriye yürür. Kimi durumlarda adalet ilkesinin gerçekleştirilmesi ancak iptal kararının geriye yürümesi ile mümkün olabilmektedir.
12. Anayasanın 153. maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan, doğumu anında hukuka uygun olarak tamamlanmış ve böylece kişiye özgü, lehe sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği veya işlemin geri alınması gibi nedenlere rağmen, hukuk düzenince korunması gereken haklara yönelik olup, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş bir düzenlemeyle ilgili uyuşmazlıkların, Anayasaya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmeleri Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir (Danıştay 11. Dairesi. 17.02.2016 tarih ve 2016/223 E, 2016/583 K).
13. Önceye etki kavramı, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki zamana uygulanabilirliği konusu ile ilgili olduğu gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının da önceki zamana uygulanabilirliği içinde geçerlidir. Önceye etki özgürlükçü bir anayasanın temel koşullarına, hukuk düzeninin güvenilirliğine aykırı düşer ve bu yüzden kural olarak caiz değildir. Kişiler hukuka uygun davranışlarından dolayı daha sonra zarar görmeyeceklerinden ... olmalıdırlar. Önceye etki yasağı hukuk güvenliği ve vatandaş için güveninin korunmasını sağlar. Kazanılmış olan haklara saygı ancak bu şekilde gerçekleşir. Önceye etki yasağı, yaşamları Anayasal garanti altında olan fertlerin beklenmedik hak kayıplarına uğramasını engellemek için tanınmıştır. (..., A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).
14. Getirilen kuralın önceye etkili olmasında, sigortalı lehine yorum, amaca uygunluk yorumu, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun kamusal nitelikte olması, maddi hukukun yetersizliği (her zaman, hayatın değişen sosyal akışı içinde gelişen tüm olayları ve ayrıntıları kurallaştırma gücüne sahip olmaması), çıkarlar dengesi ve adalet duyguları gerekçe olarak dikkate alınmalı, ayrıca, süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış (ucu açık) hukuki durumlara yeni kanunun derhal uygulanması esası ölçü olarak alınmalıdır.
III. SONUÇ:
15. Somut uyuşmazlıkta davacı sigortalı, 27.03.2007 öncesi de gazlatı kaynak işinde ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerde çalışmaktadır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Sigortalar Kanununun Ek beşinci maddesinde iş koluna getirilen “azotlu gübre ve şeker sanayiinde” kısmı itiraz yolu ile İş Mahkemesince Anayasa’ya aykırılığı ciddi bulunarak getirilmiş ve Anayasa Mahkemesince 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararı ile Anayasa’ya aykırı bulunmuş ve “azotlu gübre ve şeker sanayiinde”ibaresi eşitlik ilkesine aykırı görüldüğünden iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesince somut norm denetimi yapılmış ve iş kolu sınırlaması getirilen düzenleme yasa maddesinden çıkarılmıştır. Bu bir hukuki durum tespiti olup, sigortalı lehine sonuç doğurmaktadır. Burada sigortalının korunan bir hakkı vardır. Bu durumda ise Anayasa Mahkemesi kararının önceye etkisi olmalıdır. Yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararının yayınlandığı tarihten önce aynı koşullarda çalışan davacı sigortalının fiili hizmet zammını kabul etmesi yerindedir. Karar onanmalı iken çoğunluk görüşü ile bozulması isabetli değildir. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne yukarda açıklanan gerekçelerle katılınmamıştır.