10. Hukuk Dairesi 2025/12071 E. , 2026/4218 K.
\n\"İçtihat Metni\"MAHKEMESİ\t: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI\t: 2024/1548 E., 2025/397 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ\t: İskenderun 2. İş Mahkemesi
SAYISI\t: 2023/66 E., 2024/165 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasında davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili ile davalılar ... vekili ve ... vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilince ileri sürülen temyiz talebinin kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle miktardan reddine dair 08.05.2025 tarihli ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı ... Nak. Tic. Ltd. Şti. işveren nezdinde 21.05.2013 tarihinden itibaren aylık 2.000,00 TL ücretle tır şoförü olarak çalıştığı, davalı işverenin müvekkilinin işten çıkışını hukuka aykırı olarak düzenlediği, müvekkilinin 12.09.2013 tarihinde kullandığı .. plakalı tır ile .. .. Çelik Sanayi ve ... Anonim Şirketine demir getirdiği, davacının tırın sağ yan kapağını kapatmaya çalıştığı sırada davalı ...'un kullandığı forklift ile tedbirsiz ve dikkatsiz şekilde davacıya çarparak sol ayağının üzerinden geçtiği ve sol ayak bileğini ezdiğini, bu şekilde davacının ağır şekilde yaralandığı, sayısız kez ameliyat olduğu, kırıkların halen kaynamadığı, ayağında sayısız platin ve plaka bulunduğu, davacının gündelik işlerini dahi yapamadığı, bu durumun yaşamı boyunca süreceği daha fazla güç sarf edeceği, bir yıldan fazla süredir herhangi bir gelirinin olmadığı, gerçekte çok daha fazla ücret almasına rağmen resmi kayıtlarda asgari ücret gösterildiğini, davacının tecrübeli tır şoförü olduğu ve kaza tarihi itibarı ile net maaşının 1500,00 TL olduğu ayrıca günlük 50-60 TL yol ücreti de verildiği, günde ortalama 4-5 saat mesai yaptığı, resmi tatiller ile iki haftada bir pazar günleri çalıştığı bu şekilde aylık gelirinin 3000,00 TL'yi geçtiği, davacının meslekte kazanma gücünü kaybettiği, sol ayağını kaybeden davacının artık şoförlük yapamayacağı, davalı işverenin kazadan önce 18.08.2013 tarihinde davacıdan habersiz işten çıkışını verdiğini, bu davacının davalı işveren yanında çalıştığının sabit olduğu, davacının manevi olarak da büyük acı ve üzüntü duyduğu, kazanın meydana gelmesinde davacının herhangi bir kusurunun olmadığı, kazanın meydana gelmesinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almayan davalı işverenin kusurlu olduğunu, davalının davacıyı ağır ve zor koşullarda çalışmaya mecbur bıkartığı, davacıyı tek şoför olarak uzun yola gönderdiği, davalı ...'un diğer davalı .. ... A.Ş.'nin işçisi olup meydana gelen zarardan sorumlu oldukları ileri sürülerek fihs tutularak 1000,00 TL maddi tazminat ile 51000,00 TL manevi olmak üzere toplam 76000,00 TL (ki toplam 52000,00 TL olması gerektiğini, davacının 51000,00 TL üzerinden nispi harç ödediğini) 12.09.2013 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Ltd Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında iş akdi bulunmadığından iş mahkemesinin değil asliye hukuk mahkemesinin görevli, İskenderun mahkemelerinin değil .. mahkemelerinin yetkili olduğunu, maddi tazminat davasının belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının müvekkili nezdinde 07.08.2013 tarihinde işe giriş yaptığı ve bankalara olan borçları nedeniyle haciz gelmesinden dolayı 18.08.2013 tarihinde ise işten kendisinin ayrıldığı, davacının kolluğa verdiği ifadesinde olay yerinde arkadaşına yardım etmek için bulunduğunu beyan ettiğini, olayda iş kazası unsurlarının bulunmadığı, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığı, davacının ve 3. şahsın ağır kusurunun bulunduğu, zarar ile davranış arasında illiyet bağının bulunmadığı, davacının çok ağır şekilde yaralandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, müvekkilinin sırf yardım amaçlı ve iyi niyetle 8 ay boyunca davacıya maddi yönden yardımcı olduğu ve toplamda 16000,00 TL para yardımında bulunduğu, müvekkilinin yanında şoför olarak çalışan işçilerin asgari ücretle çalıştığı bu nedenle davacının 18.08.2013 tarihinde işten ayrılmakla birlikte iddia edilen kazanç miktarının doğru olmadığı, fazla mesai yaptırılmadığı hafta sonu ve ubgt çalışmalarının olmadığı, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu savunularak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalı .. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevli ve yetkili mahkemede açılmadığı, davanın zamanaşımına uğradığı, belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, davacının diğer davalı ... Ltd. Şti'nin işçisi olmadığı, bu nedenle olayın iş kazası sayılamayacağı, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurlu olduğu, dava değerinin hatalı gösterildiği savunularak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı .. Demir Çelik Sanayi ve ... A.Ş. vekili; “..Öncelikle, Mahkemenin kararına dayanak yaptığı, bilirkişi Ek 2 raporu ve içeriği Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararına uygun değildir. Bilirkişi incelemesi Ek 2 rapor olarak yapılmıştır. Oysa Bölge Adliye Mahkemesi, yerel Mahkeme kararını kaldırmış, ayrıca bilirkişi raporundaki aykırılığa işaret etmiştir. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararına uygun yeni bir bilirkişi tarafından yeni bir inceleme yaptırılması gerekirken, 26... tarihli dilekçemizle de bu hususa itiraz etmiş olmamıza rağmen, Ek 2. rapor alınması hatalı olup, hüküm kurmaya elverişli değildir. Davalı müvekkil ... ... A.Ş.’ye atfedilen kusur oranına itiraz edilmiş, ancak bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa; Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/39537 Soruşturma - 2013/20581 K. sayılı soruşturma dosyasında, davacı ..., arkadaşına yardım için tırda bulunduğunu bizzat beyan / ikrar etmiştir. Görevi bulunmamasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde diğer davalıya ait aracı kullanması hatalı ve haksızdır. (Kabul anlamında olmamak üzere) SGK kurumu 30.03.2017 tarihli teftiş raporunda; (kazanın olduğu dönemde) müvekkil ... ... A.Ş'de çalışan ...'a %15 kusur izafe edilmiş olup ilgili teftiş raporu detaylı bir incelemeye dayanmaktadır. Ancak sayın Mahkemenin itibar ettiği bilirkişi raporunda; (kısaca) \"... Kazanın ... ... A.Ş.'nin sahasında meydana geldiği... ve bu firmanın alması gereken önlemler olmasına rağmen müfettişin değerlendirmeden kusur izafe etmesinden dolayı kusur oranlarına katılmadığımızı...\" şeklindeki değerlendirme hatalıdır. Zira SGK 30.03.2017 tarihli teftiş raporunun 11.sayfasında; diğer davalı ...’un ...’i 4 defa uyardığı, forkliftin ikaz sireninin çaldığını belirtilmektedir. Dolayısıyla, iddia edilen olay ...’in kendi kusurundan kaynaklanmış olduğu için MK md.2 ve md.3 kapsamında, böyle bir talepte bulunulması mevzuata aykırıdır. Bununla birlikte, kusur oranına ilişkin herhangi bir inceleme ve yasal dayanak içermeyen bilirkişi kanaati, HMK'ya aykırı olup, hükme dayanak alınması usul ve yasaya somut olaya, gerçeklere aykırı olup, Kararın, öncelikle kusur yönünden kaldırılmasını talep etmekteyiz. (Kabul anlamında olmamak üzere) Değerlendirme % 9,1 maluliyet oranı üzerinden yapılması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararında da işaret edildiği gibi işlemiş dönemin, ıslah tarihinin, hesaplamada ve zamanaşımında uygun şekilde değerlendirilmesinin yapılmadığı, yine Bölge Adliye Mahkemesi kararında Yüksek Sağlık Kurulunca verilen kararın Sosyal Güvenlik Kurumunu bağladığı, ilgililer yönünden bağlayıcılığı olmadığı YİBBGK 28.06.19 76... /6-4 sayılı kararı da göz önünde bulundurulduğunda, yeni bir bilirkişiden yeni bir rapor alınmasını akabinde ... A.Ş. Yönünden davanın reddini diliyoruz.... yasal olarak bulunmaması gereken bir yerde bulunmuş olduğundan, çelişkili beyanlarının yanısıra dikkatsiz ve tedbirsiz davranması nedeniyle bizzat bu olaya kendisinin sebebiyet vermiş olduğu, kendisine kusur yüklendiği de dikkate alındığında, davalı müvekkil ... ... A.Ş.’nin herhangi bir sorumluluğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bilirkişi tarafından tanzim edilmiş Ek 2 rapor ve önceki tüm raporlarda ... ... A.Ş.’ye ilişkin tüm değerlendirmeleri reddediyor, (kabul anlamında olmamak üzere) zamanaşımı ve maluliyet oranıyla, ıslah tarihi de gözetilerek, yeni bir bilirkişiden Bölge Adliye Mahkemesi kararına uygun yeni bir bilirkişi raporu alınmasını, akabinde işbu davanın ... ... A.Ş. yönünden reddini diliyoruz. Yargıtay içtihatlarında, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı, bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna dair bir zararın karşılanmasını da amaç edinmeyeceği, kabul görmekte olup, yerel Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı içtihatlara aykırıdır. Kararın bu yönden de kaldırılmasını diliyoruz. Yerel Mahkeme tarafından, davanın reddedilen bölümüyle ilgili olarak, davalılara ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tek vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Kararın bu yönden de kaldırılmasını diliyoruz. Kaza tarihi 12.09.2013 olup, zamanaşımı itirazımızın kabulüyle, yeniden kusur raporu ve gerekli görülürse, yeniden hesap bilirkişi raporu alınmasına, akabinde de davanın ... yönünden reddine karar verilmesini diliyoruz...” şeklinde beyanla istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davalı ... Tic. Ltd. Şti. vekili; “...Davada İskenderun 2. İş Mahkemesi görevli değildir. İş Mahkemesinin görevli olması için şu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi koşuldur. a-Uyuşmazlığın tarafları işçi ve işveren (yada işveren vekili ) olmalıdır. b-Uyuşmazlık iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanmalıdır. Davacının SGK kayıtları incelendiğinde ve davacının kolluğa vermiş olduğu 12.09.2013 tarihli ifade tutanağı incelendiğinde, davacı ile müvekkil arasında hizmet ilişkisi bulunmadığı açıktır. Başka bir anlatımla müvekkil, davacının işvereni değildir. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın iş akdinden veya İş Kanunundan doğmadığı davada, yukarıda sözü geçen Kanun'un 1. maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığı açık-seçiktir. 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesinin öngördügü koşulların ayrıca olayda gerçekleşmesi gerektiğide söz ötürmezdir. Dava konusu olayda görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. (Yargıtay 21.Hukuk Dairesi 29.04.2003 tarihli 2003/2434 Esas ve 2003/4036 Karar sayılı ilamı) Bu sebeple dava görevsiz Mahkeme açılmıştır. Yerel Mahkemenin dava dilekçesini görev nedeniyle reddine karar vermesi gerekirken, yapmış olduğumuz görev itirazımızın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Davada İskenderun 2. İş Mahkemesi yetkili değildir. İş Mahkemelerinde açılacak her dava açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği, 5521 sayılı Kanun'un 15. maddesinin yollamada bulunduğu HMK.'nın 7. maddesinde ise davalıların birden fazla olması halinde ise davanın bunlardan birinin ikametgahı mahkemesinde açılabileceği bildirilmiştir. Müvekkil şirketin ikamet adresi .. Mh .. Cd. .. İş Merkezi K.. No .. ../.'dır. Ayrıca dava dilekçesinde de müvekkilin adresinin Payas/Hatay gösterildiği açıktır. Bu nedenle yetkili mahkeme Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Yerel Mahkemenin dava dilekçesini yetki yönünden reddine karar vermesi gerekirken, yapmış olduğumuz görev itirazımızın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerel Mahkeme olayın iş kazası olduğunu belirtilmiştir. Bu durum yasaya açıkça aykırıdır. Şöyle ki; bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi için dört unsurun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar; a-Kazaya uğrayanın sigortalı olması, b-Kazalının hemen veya sonradan bedenen veya ruhen özüre uğramış olması, c-Sigortalının yer ve zaman itibariyle 5510/13. maddede sayılan hususlardan birine göre kazaya uğraması, d-Kazada nedensellik “illiyet” bağının bulunması gerekmektedir. Davacı 18.08.2013 tarihinde işten ayrılmıştır. Davacı olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinde müvekkilin yanında sigortalı olarak çalışmamakta olup müvekkilin işçisi değildir. Kaldı ki; davacının kolluğa vermiş olduğu 12.09.2013 tarihli ifadesinde olay günü arkadaşına yardım için olay yerinde olduğunu belirtmiştir. Yargıtay bir kararında “Olayın iş kazası sayılması için kazaya uğrayan ile işveren arasında BK. 313. maddesine göre hizmet sözleşmesinin mevcut olması gerekir” denmiştir. (Yargıtay 10. HD., 30.5.1995, 4641/5019,) Tüm bu sebeplerle olayın iş kazası olmadığı açıkken yerel mahkemenin olayı iş kazası olarak nitelendirmesi usul ve yasaya aykırıdır. İşverenin iş kazası nedeniyle tazmin sorumluluğunun doğması için her şeyden önce bir kazanın olması, bu kazanın bir iş kazası niteliğinde olması, işverenin kusurlu olması, iş kazası sonucunda bedensel veya ruhsal bir zararın ya da ölümün ortaya çıkması ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi için dört unsurun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar; a-Kazaya uğrayanın sigortalı olması, b-Kazalının hemen veya sonradan bedenen veya ruhen özüre uğramış olması, c-Sigortalının yer ve zaman itibariyle 5510/13. maddede sayılan hususlardan birine göre kazaya uğraması, d-Kazada nedensellik “illiyet” bağının bulunması gerekmektedir. Davacı 18.08.2013 tarihinde işten ayrılmıştır. Davacı olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinde müvekkilin yanında sigortalı olarak çalışmamakta olup müvekkilin işçisi değildir. Kaldı ki; davacının kolluğa vermiş olduğu 12.09.2013 tarihli ifadesinde olay günü arkadaşına yardım için olay yerinde olduğunu belirtmiştir. Yargıtay bir kararında “Olayın iş kazası sayılması için kazaya uğrayan ile işveren arasında BK. 313. maddesine göre hizmet sözleşmesinin mevcut olması gerekir” denmiştir. (Yargıtay 10. HD., 30.5.1995, 4641/5019,) Tüm bu sebeplerle olayın iş kazası olmadığı açıktır. Olayın iş kazası olmadığı açıkken bilirkişilerin bu hususa dikkat etmeden olayı iş kazası yönünden değerlendirip rapor tanzim etmeleri usul ve yasaya aykırıdır. Davacının, müvekkilin iş yerinde 07.08.2013 tarihinde işe başlamış olup 18.08.2013 tarihinde işten ayrılmıştır. İşten ayrılmasının sebebi de bankalara olan borçlarından dolayı gelen haciz yazılarına istinaden kendisi işten ayrılmıştır. Hatta müvekkil kendisine bankalara olan borçlarını ödedikten sonra yeniden işe başvurması halinde kendisini tekrardan işe alınma hususunun değerlendirileceğini belirtmiştir. İddia edildiği müvekkil davacıyı hukuka aykırı bir şekilde işten çıkarmamıştır. Ayrıca davacının kolluğa vermiş olduğu 12.09.2013 tarihli ifadesinde olay günü arkadaşına yardım için olay yerinde olduğunu belirtmiştir. Davacının vermiş olduğu bu ifade bile olay tarihinde davacının başlı başına müvekkilin işçisi olmadığının kanıtıdır. Davacının müvekkilin işçisi olmadığı açıkken, yerel Mahkeme tarafından aldırılan 18.06.2020 tarihli kusur raporunda bilirkişilerin davacıyı müvekkilin işçisi olarak gösterip gözetme yükümlülüğünü ihlal ettiğinden bahisle müvekkile kusur atfetmeleri usul ve yasaya aykırıdır. Müvekkil, İşveren İş Yasası m.73 vd. maddeleri ile ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün emredici hükümlerine uygun olarak çalışma ortamı sağlamaktadır. Olayda müvekkile atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmamakta olup, müvekkil kusursuzdur. Mersin C.Başsavcılığının 2013/39537 Soruşturma ve 2013/20581 Karar sayılı dosyasındaki ifade tutanakları incelendiğinde davacının vermiş olduğu ifadesinde olay günü arkadaşına yardım için orada olduğunu tırın yan kapağını açmak istediğini sırada forklift aracının kendisine çarptığına, olayın tamamen kaza olduğunu ve kimseden şikayet olmadığını belirtmiştir. ... ifadesinde ise tırdaki yükü boşaltacağını ve davacıya uzak durmasını söylediğini yükü boşlatmak için geri geldiği esnada olayın meydana geldiğini forklift aracının geri geri giderken ikaz lambalarının ve sireninin çaldığını belirtmiştir. İfadelerden anlaşılacağı üzere üzere müvekkilin olayda hiçbir kusuru bulunmamaktadır. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için sigortalının gördüğü “iş” ile meydana gelen “kaza” olayı arasında, “kaza” olayı ile “uğranılan özür” arasında uygun illiyet bağı bulunması gerekir. Dava konusu olayda birincisi davacı müvekkilin yanında sigortalı olarak çalışmamakta olup müvekkilin işçisi değildir, ikincisi ise olayda nedensellik (illiyet) bağı bulunmamaktadır. Çünkü olayın oluşumunda davacının ağır kusuru bulunduğu gibi üçüncü şahsın da ağır kusuru bulunmaktadır. Bu durum nedensellik bağının ortasından kalkmasına sebep olmaktadır. Olayda nedensellik bağı olmadığından, kazaya uğrayanın zararından müvekkilin sorumlu tutulamayacağından, zararın tazmini de kendisinden istenemez. Kaldı ki; olay diğer davalı ... ...'e ait iş yerinde ve onun sorumluluğunda çalışan ...'un kullanmış olduğu forklift aracından kaynaklı meydana gelmiştir. Diğer davalı ... ...'in iş güvenliğini sağlayıp sağlamadığı, ...'un forklift aracını kullanırken etrafta güvenliği sağlayıp sağlamadığı hususları bilirkişiler tarafından değerlendirilmemiştir. Üçüncü şahıs konumunda bulunan diğer davalıların olayın oluşumunda ağır kusuru olmasına rağmen davalı ...'a sadece %20 diğer davalı ... Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş.'ye sadece % 30 kusur atfedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bir başka hususta davacının olayın meydana gelmesinde ağır kusuru olmasına rağmen 18.06.2020 havale tarihli bilirkişi raporunda % 20 kusurlu gösterilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerel Mahkemenin aldırdığı 18.06.2020 tarihli kusur raporunda; risk analizinde belirlenen tehlikelere karşı alınması gereken tedbirleri çalışanlarına eğitimle bildirmediğinden bahisle ve de sırf bundan kaynaklı müvekkilin % 30 kusurlu olduğu yönündeki rapor usul ve yasaya aykırı olduğu sabitken yerel Mahkemenin belirtilen raporu hükme esas teşkil etmesi usul ve yasaya aykırıdır. Müvekkilin olaydan kaynaklı herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Bu sebeple yerel Mahkemenin müvekkil yönünden davanın reddine karar vermesi gerekirken aksi yöndeki kararı usul ve yasaya aykırıdır.Yerel Mahkeme tarafından davacının maluliyet oranını %9,1 olarak tespit etmesi ve bu maluliyet oranını hükme esas teşkil etmesi usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki\tAdana Bölge Adliye Mahkemesinin 8.Hukuk Dairesinin 2021/875 Esas ve 2023/324 Karar sayılı ilamında: \"Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Yapılacak iş, kontrol kaydı sonrasında davacının, yukarıda açıklanan 5510 sayılı Kanun'un 95. maddesinde düzenlenen prosedüre göre maluliyet oranı kesinleştirildikten sonra kesinleşen maluliyet oranını hükme esas alarak hesaptan çıkacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.\" şeklindeki kararına rağmen yerel mahkeme çelişkinin giderilmesi adına dosyanı Adli Tıp Üst Kuruluna göndermemiş ve yerel Mahkeme tarafından davacının maluliyet oranını %9,1 olarak tespit etmiştir. Bu durum usul, yasaya ve istinaf ilamına aykırıdır.\tAyrıca 12.09.2013 tarihinde meydana gelen olayda davacının sol ayağı yaralanmıştır. Davacının sağ ayağında da rahatsızlık bulunmaktadır. Bu rahatsızlık 12.09.2013 tarihli kazadan önceki döneme dayanmaktadır. Davacının meslekte kazanma gücünden kaybetme oranının belirlenmesinde davacının sağ ayağındaki rahatsızlığında da baz aldığı açıktır. Davacının sağ ayağındaki rahatsızlığın da baz alınması sebebiyle davacının meslekte kazanma gücünden kaybetme durumunun varlığı ve oranının belirlenmesinde hata yapılmıştır. Yerel Mahkeme tarafından aldırılan hükme esas teşkil eden 15.02.2024 tarihli maddi tazminat hesap raporu usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; Bilirkişi raporunda, müvekkilin dava konusu olaydaki kusur oranının %30 olduğunu ve bu oran üzerinden hesaplama yapıldığı belirtmiştir. Müvekkilin kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmamakta olup, ayrıca kusur raporunda müvekkile verilen kusur oranına itirazlarımızı yerel mahkeme değerlendirmeden dosyayı hesap bilirkişisine gönderilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeple düzenlenen hesap raporundaki hesaplamalarda hatalıdır.\tMahkeme davacının maluliyet oranını %9,1 olarak tespit etmiş ve bilirkişiden bu oran üzerinden hesaplama yapmasını talep etmişse de bilirkişi raporunda, 12.09.2023 - 23.05.2016 tarihleri arasını Geçici İş Görememezlik Dönemi olarak nitelendirmiş ve bu döneme ilişkin hesaplamasını %100 oranını baz alarak yapmış, 24.05.2016 - 23.09.20218 tarihleri arasını Sürekli İş Görememezlik Dönemi olarak nitelendirmiş ve bu döneme ilişkin hesaplamasını %27 oranını baz alarak yapmış, 24.09.2018 - Bakiye Ömer Sonu tarihleri arasını ilişkin hesaplamasını %9,1 oranını baz alarak yapmıştır. Bilirkişi Geçici İş Görememezlik Dönemi, Sürekli İş Görememezlik Döneminlerindeki hesaplamasında %9,1 oranını kullanması ve bu oran üzerinden hesaplama yapması gerekirken aksi yöndeki yapmış olduğu hesaplama usul ve yasaya aykırıdır. Aynı bilirkişi dosyanın istinaf incelemesinden önceki 02.02.2021 tarihli raporunda davacının maluliyetini %27 olarak baz almış ve bu oran üzerinden hesaplama yaptığında iş görememezlik zararını 136.164,39 TL, geçici iş görememezlik zararını 37.645,98 TL olarak hesaplamıştır. İş bu sefer aynı bilirkişi davacının maluliyetini %9,1 olarak baz almış ve bu oran üzerinden hesaplama yaptığında 15.02.2024 tarihli raporunda geçici iş göremezlik zararını 37.283,78 TL, sürekli iş görememezlik zararını 298.636,62 TL olarak hesaplamıştır. Davacının maluliyeti düşmesi nedeniyle rakamların düşmesi gerekirken tam tersi şekilde rakamlar artmıştır. İşbu sebeple hesaplama usul ve yasaya aykırıdır. Bilirkişi tarafından hesaplanan geçici iş görememezlik zararı olan 337.283,78 TL'ye ve sürekli iş görememezlik zararı olan 298.636,62 TL'ye itiraz ediyoruz.Dosyadaki tüm deliller dikkate alındığında rakamların fahiş olduğu bu sebeple de bilirkişinin hesabının hatalı olduğu açıktır. Yine raporda peşin sermaye rakamını gösteren hesap tablosu ve dayanakları yoktur ve celp edilmemiştir.Bu belgelerin incelenmeden, belgelere itiraz edilemeden bilirkişinin tek yanlı hesabı ile bulunan peşin sermaye değerli gelir hesabına ve rakam üzerinden hesaplanan geçici iş görememezlik zararı olan 337.283,78 TL'ye ve sürekli iş görememezlik zararı olan 298.636,62 TL'ye itiraz ediyoruz. Kaldı ki kaza tarihi 12.09.2013 olup alacak zamanaşımına uğramıştır. Yerel Mahkeme; sadır kusur raporlarına itirazlarımız doğrultusunda davalı şirketin kusuru bulunmadığı veya daha az kusuru doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yönündeki çelişkiyi gidermeden, ayrıca davacının istinaf ilamı doğrultusunda maluliyetin tespiti konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor almadan, Mahkeme davacının maluliyet oranını %9,1 olarak tespit etmiş ve bilirkişiden bu oran üzerinden hesaplama yapmasını talep ederek dosyayı hesap bilirkişine göndermiştir. Bu nedenlerle 15.02.2024 tarihli hesap raporundaki hesaplanan tazminat miktarı fahiş olup somut olaya ve hakkaniyete aykırıdır. Yukarıda izah edilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan 04.02.2021 tarihli hesap raporunun yerel mahkeme tarafından hükme esas teşkil edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerel Mahkeme tarafından belirlenen 25.000,00 TL manevi tazminat usul ve yasaya aykırıdır. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/39537 Soruşturma ve 2013/20581 Karar sayılı takipsizlik kararında davacının BTM ile giderilir şekilde yaralandığı belirtilmiştir. Yerleşik yargıtay içtihatlarında da manevi tazminatın zengileşme amacı olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir. Yerel Mahkeme tarafından hükmolunan manevi tazminat miktarı davacının zenginleşme amacı olarak kullanmasına yol açmaktadır. Yerel Mahkeme tarafından davacının manevi tazminat talebinin reddine karar vermesi gerekirken aksi yöndeki kararı usul ve yasaya aykırıdır. Olay tarihinde davacı müvekkilin işçisi olarak çalışmamaktadır. Davacının, müvekkilin iş yerinde 07.08.2013 tarihinde işe başlamış olup 18.08.2013 tarihinde işten ayrılmıştır. İşten ayrılmasının sebebi de bankalara olan borçlarından dolayı gelen haciz yazılarına istinaden kendisi işten ayrılmıştır. Hatta müvekkil kendisine bankalara olan borçlarını ödedikten sonra yeniden işe başvurması halinde kendisini tekrardan işe alınma hususunun değerlendirileceğini belirtmiştir. İddia edildiği müvekkil davacıyı hukuka aykırı bir şekilde işten çıkarmamıştır. Ayrıca davacının kolluğa vermiş olduğu 12.09.2013 tarihli ifadesinde olay günü arkadaşına yardım için olay yerinde olduğunu belirtmiştir. Davacının vermiş olduğu bu ifade bile olay tarihinde davacının başlı başına müvekkilin işçisi olmadığının kanıtıdır. \tDavacı vekili dava dilekçesinde maddi tazminat isteği yönünden belirsiz alacak davası olarak açtıkları belirtmiştir. Maddi tazminat isteği yönünden belirsiz alacak davası açılamaz. HMK 170. maddesinde belirsiz alacak davasının; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açılabileceğini belirtmiştir. Dava dilekçesi incelendiğinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ve yargılama sırasında toplanacak delillere mahkemece yapılacak incelemelere ve tazminat hukuku alanında uzman bilirkişilerden alınacak rapora göre belirlenecek tutarların hüküm altına alınmasını talep edildiği, bu durumun da davanın belirsiz alacak davası olarak değil kısmi dava olarak açıldığını göstermektedir. Çünkü dava konusu edilen alacak, yargılama sırasında hesap raporu alınmasını gerektiriyor veya miktar veya değerinin belirlenmesi yargılama sırasında başka bir olgunun tespit edilmesini gerektiriyor ise talep konusu alacağın tartışmalı veya açıkça belirlenemeyeceği kabul edilmeli ve kısmi dava olarak görülmelidir. Bu sebeple davacı vekilinin maddi tazminat isteği yönünden belirsiz alacak davası açması usul yasaya aykırı olmasına rağmen mahkemenin davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirip maddi ve manevi tazminat miktarlarının faiz başlangıç tarihini kaza tarihi olarak belirlemesi usul ve yasaya aykırıdır\tYerel mahkeme dava konusu olay nedeniyle davacı lehine 25.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiş ve faiz başlangıç tarihini kaza tarihi olarak belirlemiştir. Yerel mahkeme reddolan kısımdan kaynaklı davalılara ayrı ayrı vekalet ücreti hükmetmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmetmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerel Mahkeme tarafından belirlenen manevi tazminat miktarı fahiş olması nedeniyle itiraz ediyoruz. Ayrıca faiz başlangıç tarihi karar tarihi olması gerekirken yerel mahkemenin faiz başlangıç tarihi olarak kaza tarihini belirlemesi usul ve yasaya aykırıdır....” şeklinde beyanla istinaf yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; “...Müvekkilin maluliyeti yanlış tespit edilmiş olup, 20.05.2018 tarihinden sonra bakiye ömür sonuna kadar %9,1 SİD’ne göre hesaplama yapılmasın hiçbir hukuki gerekçesi bulunmamaktadır. Sayın Mahkeme, 14.06.2023 tarihli tensip zaptı ile ''Dosyanın ATK üst kuruluna gönderilerek Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı doğrultusunda işbu dosyadan alınan Adli Tıp Kurumu raporu ve YSK raporu arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde rapor düzenlenmesinin istenmesine, '' karar verilmiş ancak sayın mahkeme iş bu ara karardan dönerek adli tıptan dosyanın iadesine karar vermiştir. Sayın Mahkeme, kaldırma kararının gereğini yapmamıştır. Davacının maluliyetinde hata yapılmıştır. E cetveline göre %27,0 oran üzerinden hesaplama yapılmalıdır. Mahkememizce Mersin 1. İş Mahkemesinin 2017/484 Esas sayılı dosyasında müvekkilimiz taraf değildir ve işbu dosyadan alınan raporlar tarafımıza bağlamamaktadır. Müvekkil ... 12.09.2013 tarihli iş kazası neticesinde ağır şekilde yaralanmıştır. Yapılan incelemeler neticesinde davalılardan ... Demir Çelik San. Tic. A.Ş.'nin %30, ... Nakliyat ve ... Ltd. Şti.'nin %30, ...'un %20 ve davacı ...'in %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Adli Tıp Başkanlığı Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun 25.06.2019 tarih ve 1085 sayılı maluliyet raporunda ise davacı ...'in %27 oranında meslekte kazanma gücünün kaybedilmiş olduğu tespit edilmiştir. Müvekkilim ...'in 12.09.2013 tarihinde geçirdiği iş kazasında davalılar toplamda işveren %80 oranında kusurludur. İşveren işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine aykırı davranmıştır. Müvekkilim kaza sonrası ağır şekilde yaralanmış ve uzun süren tedavilere maruz kalmıştır. Bu süre zarfında manevi olarak çok ağır durumlar yaşamıştır. Yerel Mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminat tutarı müvekkilimin manevi huzuruna tekrar kavuşması için yeterli olamayacak derecededir. Zira manevi tazminat miktarı belirlenirken adaletli davranılmamıştır. Hakim takdir hakkını kullanırken paranın satım alma gücünü, tarafların kusur durumunu, olayın ağırlığını vb. hususları gözetmemiştir. Zira müvekkilimin kaza tarihi itibariyle aylık geliri 2000,00 TL olup asgari ücretin çok üzerindedir. Müvekkilimin gelir durumu göz önüne alındığında normal hayat koşullarının üzerinde yaşam sürdüğü anlaşılacak olup maluliyetine sebebiyet veren iş kazası sonrası tekrar aynı rahat ve huzura kavuşması imkansızlaşmıştır. Mahkeme tarafından hükmedilen 25.000 TL tutarındaki manevi tazminat az ve yetersiz olduğu gibi hakkaniyete de uygun olmadığından kabul edilemez. Müvekkilimin yaşadığı elem ve keder hükmedilen miktar ile tatmin edilemeyecek derecededir. Yine hükmedilen manevi tazminat miktarında müvekkilimin sosyal ve ekonomik durumu göz ardı edilmiştir. Dava dilekçemizde de görüleceği üzere talep ettiğimiz manevi tazminat miktarı makul seviyededir ve tamamına hükmedilmesi gerekmektedir. Davaya konu olan olayda tarafımızca talep edilmiş olan maddi ve manevi tazminatın doğru belirlenmemiş olduğu ortadadır. Zira hesaplamalara esas alınan bilirkişi raporunda müvekkilimin net geliri eksik tespit edilmiştir. Gerçek ücretin tespitinde müvekkilimin yaptığı işin niteliği ve ustalık gerektirdiği hususları değerlendirilmemiştir. 02.02.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda davacıya SGK tarafından bağlanan gelirin ve geçici iş göremezlik ödemesinin mahsubu kısmında yapılan hesaplamalarda peşin sermaye değerinin yarısı mahsup edilmesi gerekirken tamamı mahsup edildiğinden yapılan hesaplamalar ve dolayısıyla bilirkişi raporu açıkça hatalı ve hukuka aykırıdır. Müvekkilin kazanın meydana gelmesinde kusur bulunmamaktadır.\" şeklindeki beyanla istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile \"... Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla,\" gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından ileri sürülen temyiz talebinin miktardan reddine dair 08.05.2025 tarihli ek kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi.
3. Değerlendirme
A) Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden ;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar, reddine karar verilen tazminat miktarı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinin miktar nedeniyle kesinlikten reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir.
B) Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
1-Davacı vekilinin temyiz isteminin miktar nedeniyle reddine dair 08.05.2025 tarihli ek karara ilişkin yapılan incelemede; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince ek karar gerekçesinde reddedilen miktarın 2025 yılı temyiz incelemesine esas kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL'nin altında kaldığı belirtilmiş ise de davacı vekilince yargılama aşamasında ve istinaf ile temyiz aşamalarında maddi tazminatın tespitine dair hesap raporlarına itirazlarını ileri sürdüğü bu yönüyle davacı tarafça maddi tazminat istemi yönünden kabul olunan ve belirlenen tavan zarar miktarı bulunmadığı görülmekle ret olunan miktardan bahsedilemeyeceğinden ek kararın yerinde olmadığı anlaşılmakla, temyiz isteminin miktardan reddine ilişkin 08.05.2025 tarihli ek kararın kaldırılmasına,
2-Esasa ilişkin yapılan temyiz incelemesinde;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; davacının davaya konu kaza nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin Kurum Sağlık Kurulunun kararı ile 24.05.2018 tarihinde kontrol kaydı konulmak suretiyle %27,00 olarak belirlendiği, anılan karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun kararı ile sürekli iş göremezlik oranının değişmediği ve 24.05.2018 tarihine kontrol kaydı konulduğu, anılan karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine ATK 3. İhtisas Kurulunca 12.01.2018 tarihinde bu kez oranın %25,2 oranı olarak belirlendiği, çelişki üzerine Mahkemece dosyanın ATK 2. Üst Kuruluna gönderildiği, 2. Üst Kurul 25.06.2019 tarihli kararı ile oranın Kurul muayene tarihinden itibaren %27,00 oranı olarak belirlendiği, Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesinin 13.04.2023 tarihli kaldırma ilamı öncesi hükme esas alınan 02.02.2021 tarihli hesap raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranı %27,00 oranı kabul edilerek maddi zararın hesaplandığı anılan rapora taraf vekillerince itiraz edildiği ve devamla hüküm sonrası taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulduğu, 13.04.2023 tarihli kaldırma ilamında Kurumdan kontrol kaydı sonucu belirlenen oranın sorulması gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılarak dosyanın Mahkemesine gönderildiği, Mahkemece, kontrol muayenesi sonucu Kurum Sağlık Kurulunun kararı ile sürekli iş göremezlik oranının bu kez azalma kaydıyla (24.09.2018 tarihi itibariyle ) %9,00 oranı olarak belirlendiği Mahkemece yeniden hesap raporu aldırıldığı, 15.02.2024 tarihli hesap raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranı başlangıçta %27,00 24.09.2018 tarihi sonrası ile %9 esas alınmak suretiyle maddi tazminatın hesaplandığı, davacı kazalının hesaplamaya esas alınan sürekli iş göremezlik oranını kabul etmediklerinin beyan edildiği Mahkemece bu yöndeki itirazların değerlendirilmeksizin anılan raporun hükme esas alındığı anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.
5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre \"Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davacının sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin ATK 2. Üst Kurulunca alınan 25.06.2019 tarihli kararında davacının Kurul muayene tarihi itibariyle sürekli iş göremezlik oranıın %27,00 olduğu belirtilmekle birlikte hangi tarih itibariyle %27,00 oranının esas alınacağı ile bu tarih öncesi ise hangi oranın esas alınması gerektiği hususunda açıklık bulunmamakla eksik rapor sonucuna göre hüküm tesis hatalıdır. Yine her ne kadar eksik de işletilmiş olsa yukarıda açıklanan prosedür gereği sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak tespiti ATK Üst Kurulunca yapıldığına göre Üst Kurul kararına rağmen Kurumca belirlenen ve azalma kaydı bulunan %9,00 oranındaki sürekli iş göremezliğe itibarla hüküm tesisi hatalıdır .
Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranına ilişkin davacı vekilinin itirazı gereği dosyanın ATK 2.Üst Kuruluna tevdi ile davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek (hangi tarih itibariyle %27,00 oranının esas alınacağı ile bu tarih öncesi ise hangi oranın esas alınması gerektiği hususlarını açıklığa kavuşturmak) ve bu suretle kazalının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyerek davacının maddi zararının tespit ettirmek ile taraf vekilleri lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetecek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen 08.05.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA,
2.Davacı vekilinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden ;
Mahkemenin 08.05.2025 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.