10. Hukuk Dairesi 2024/10068 E. , 2024/11875 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/478 E., 2024/232 K.
KARAR : Ret
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin Rusya-Moskova'da yaptırdığı iş merkezi inşaatında kalıp ustası olarak çalışırken 23.06.2008 tarihinde iş kazası geçirdiğini, Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezine yapılan başvuru sonucunda kazanın meydana geldiği tarihte 506 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunması ve yasaya göre yurt dışında meydana gelen kazalarda anlaşmalarının olmadığı bir ülkede meydana geldiğinden, ayrıca müvekkiline kısa vadeli sigorta kollarına tabi prim yatırılmadığından, olayın SGK açısından iş kazası olarak değerlendirilemeyeceğinin bildirildiğini, kazanın üzerinden 4 yılı aşkın süre geçmesine rağmen müvekkilinin sağlık sorunlarının halen devam ettiğini, maluliyetinin tespiti için dava açma zorunluluğunun doğduğunu beyan ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak prim yatırılmadığından iş kazası kapsamında değerlendirilemeyeceğini, Kurumca yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı husumet nedeniyle reddettiklerini, müvekkili şirkete yöneltilebilecek herhangi bir yön bulunmadığından davada taraf ehliyetlerinin bulunmadığını, davada iş kazası sebebiyle maluliyet tespitinin yasal şartlarının oluşmadığını, haksız ikame edilen davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2015/871 Esas, 2018/354 Karar sayılı kararıyla Kurum hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı şirket yönünden açılan davanın kabulü ile davacının 23.06.2008 tarihinde maruz kaldığı iş kazası sebebiyle meslekte kazanma gücü kayıp oranının %37,2 olduğunun tespitine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2023 tarihli ve 2023/-1399 Esas, 2023/1439 Karar sayılı kararı ile somut olayda. Ankara 5.İş Mahkemesinde dava açıldığı ve Ankara 19.İş Mahkemesi 2014/438 E. sayılı dosyada davalı SGK açısından tefrik kararı verildiği ve daha sonra davalı şirket ile ilgili olarak açılan dava açısından yetkisizlik kararı verildiği, SGK açısından dava tefrik edildikten sonra Ankara 13.iş mahkemesince SGK hakkında açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği ve İlk Derece Mahkemesi tarafından davalı SGK hakkında husumet nedeni ile red kararı verildiği, kısa vadeli sigorta kolunu da kapsayacak şekilde yurt dışına götürdüğü işçiler için topluluk sigortası imzalanmadığından olayın Kurum yönünden iş kazası olarak değerlendirilmediği ve Kurum hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı şirket yönünden açılan davanın kabulü ile davacının 23.06.2008 tarihinde maruz kaldığı iş kazası sebebiyle meslekte kazanma gücü kayıp oranının %37,2 olduğunun tespitine, dair İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, istinaf kanun yoluna başvuranın sıfatına göre davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum ve davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce, 1- Davacı 23.06.2008 tarihinde Rusya-Moskova’da yapılan iş merkezi inşaatında kalıpçı ustası olarak çalışmakta iken geçirdiği iş kazası sonucu uğradığı sürekli iş göremezlik oranının tespitini talep etmiştir. Mahkemece, kaza tarihi itibariyle 5510 sayılı Kanun'un 5.1/g maddesinin yürürlükte olmadığı ve 506 sayılı Kanun hükümlerine göre ise sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan Rusya'da iş kazasının gerçekleşmesi ve davalı şirket ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında kısa vadeli sigorta kolunu da kapsayacak şekilde yurt dışına götürdüğü işçiler için topluluk sigortası imzalanmadığından olayın Kurum yönünden iş kazası olarak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
….Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, Rusya ile Türkiye arasında akdedilmiş sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmaması karşısında, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında Türkiye’de işe alınıp alınmadığı, 506 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi kapsamında geçici görevle yabancı ülkeye gönderilip gönderilmediği,davalı şirketin Türkiye’deki işyeri sicil dosyası ve ticaret sicili kayıtları ile davacının sigorta sicil ve işyeri şahsi sicil dosyaları getirtilmeli, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akti olup olmadığı araştırılmalı, davacının görevdeki geçiciliğine ilişkin koşullar yukarıda anlatılan çerçevede yöntemince araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, isabetsiz bulunmuştur.
2-Dava sonucu itibariyle 23.06.2008 tarihli iş kazasına dayalı sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi istemine ilişkin olması ve giderek bu tür davalarda Kuruma husumet düşmeyeceğinin gözetilerek karar verilmesi hatalıdır.
Eldeki davada, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Mahkemece, Türkiye ile Rusya arasında Sosyal Güvenlik Kurumunu yükümlülükler altına sokan herhangi bir Sosyal Güvenlik Sözleşmesi mevcut olmaması, davalı şirket ile davalı Kurum arasında topluluk sigortası sözleşmesinin de yapılmaması, davalı Kurum yönünden meydana gelen olayın bir iş kazası olmadığı anlaşıldığından Kurum hakkındaki açılan davanın Husumetten reddine, davalı işveren şirket yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar kendi içinde çelişkili ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
Mahkemece, 506 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi kapsamında meydana gelen bir olayın, işveren açısından ayrı, Kurum açısından ayrı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, iş kazası olup olmadığının, anılan madde kapsamında her iki davalı yönünden bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir, gerekçeleri ile karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerek bozma öncesi gerek bozma sonrası toplanan delillere göre Rusya ile Türkiye arasında akdedilmiş sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacı ile davalı şirket arasında düzenlenen iş sözleşmesinin yurtdışı şantiyesine yönelik yapıldığı, davacının geçici görevle Rusya'ya gönderilmediği, doğrudan buradaki inşaat için istihdam edildiği, davalı şirket ile davalı Kurum arasında topluluk sigortası sözleşmesinin yapılmadığı, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle iş kazası olarak değerlendirilemeyeceği sonuç ve kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının “32” kodu ile bildiriminin yapıldığını ve davacının, davalı işverenin üstlendiği ve Rusya Devletinde bu işi yapmak için Türkiye İş Kurumu vasıtası ile yapılan iş sözleşmesi kapsamında götürüldüğünün sabit olduğunu,davacı ile yapılan iş sözleşmesinin Türkiye’de imzalanmış ve davacının Türkiye İş Kurumu tarafından onaylanan sözleşme kapsamında yurt dışında çalıştırıldığının görüldüğünü, davacının yurt dışı işyerinde iken iş kazası geçirdiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sürekli iş göremezlik oranının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, dosya kapsamına göre kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Üye Bektaş Kar'ın muhalefetine karşı, Başkan Vekili ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
27.11.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davalının üstlendiği iş kapsamında davalı işveren ile Türkiye İş Kurumu onaylı yurt dışı hizmet akdi imzalanan sözleşme kapsamında yurt dışı işyerinde çalışırken 23.06.2008 tarihinde iş kazası geçiren o tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanun kapsamında sürekli iş göremezlik oranının tespitini talep edip edemeyeceği, yabancılık unsuru taşıyan bu uyuşmazlıkta 506 sayılı Kanunun uygulanıp uygulanmayacağı, 506 sayılı Kanun kapsamında olmadığının kurum yanında işvereni de etkileyip etkilemediği” noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince ilk kararda "5510 Sayılı Yasanın 5.1/g maddesinin yürürlükte olmadığı ve 506 sayılı yasa hükümlerine göre ise sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan Rusya'da iş kazasının gerçekleşmesi ve davalı şirket ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında kısa vadeli sigorta kolunu da kapsayacak şekilde yurt dışına götürdüğü işçiler için topluluk sigortası imzalanmadığından olayın Kurum yönünden iş kazası olarak değerlendirilmediği, kuruma husumet yöneltilemeyeceği, davacının işveren yönünden maluliyet tespitini istemekte hukuki yararının bulunduğu, davacının meslekte kazanma gücünden kaybetme oranının E cetveline göre % 37,2 oranında gerçekleştiği" gerekçesi ile kurum yönünden husumetten reddine, işveren yönünden ise kabulüne karar verilmiştir.
3. Kararın davalılar tarafından temyizi üzerine, Özel Daire tarafından "Rusya ile Türkiye arasında akdedilmiş sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmaması karşısında, davacının 506 sayılı Yasa kapsamında Türkiye’de işe alınıp alınmadığı, 506 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında geçici görevle yabancı ülkeye gönderilip gönderilmediği,davalı şirketin Türkiye’deki işyeri sicil dosyası ve ticaret sicili kayıtları ile davacının sigorta sicil ve işyeri şahsi sicil dosyaları getirtilmeli, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akti olup olmadığı araştırılmalı, davacının görevdeki geçiciliğine ilişkin koşullar yukarıda anlatılan çerçevede yöntemince araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerektiği, Sigortalı olma ve dar anlamda kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmanın şartlarının, 506 ve 5510 sayılı Kanunlarda sınırlı olarak belirtiltiği, kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmayan birisinin maruz kaldığı olayın, Sosyal Güvenlik Kurumu açısından iş kazası sayılmayacağı ancak işveren yönünden iş kazası sayılacağına da karar verilemeyeceği. İş kazasının tanımı ve unsurları 506 ve 5510 sayılı Kanunlarda yapılmış olup bu Kanun dışında iş kazası sayılabilen bir hal olmadığı, yurt dışında meydana gelen bir kazanın genel olarak adı iş kazası olsa da anılan Kanuna göre iş kazası sayılamayacağı durumda işveren yönünden de iş kazası sayılmasının mümkün olmadığı, 506 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında meydana gelen bir olayın, işveren açısından ayrı, Kurum açısından ayrı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, iş kazası olup olmadığının, anılan madde kapsamında her iki davalı yönünden bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
4. Bozma sonrası yapılan bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince "Rusya ile Türkiye arasında akdedilmiş sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacı ile davalı şirket arasında düzenlenen iş sözleşmesinin yurtdışı şantiyesine yönelik yapıldığı, davacının geçici görevle Rusya'ya gönderilmediği, doğrudan buradaki inşaat için istihdam edildiği, davalı şirket ile davalı kurum arasında topluluk sigortası sözleşmesinin yapılmadığı, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle iş kazası olarak değerlendirilemeyeceği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
5. Kararın temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
6. Yurt dışı işyerinde çalışmada işçi ile işveren arasındaki sözleşmeye uygulanacak hukuk:
6.1. Yabancılık unsuru taşıyan olayda, hakim iş kazası ve meslek hastalığını sözleşme ilişkisi doğrultusunda değerlendirir ise uygulanacak hukuk da Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak olan hukuki hükümler olacaktır. İş sözleşmelerine uygulanacak hukuku düzenleyen MÖHUK.’un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgari koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tabidir. Hukuk seçimi, iş sözleşmelerinin özel niteliği gereği zayıf taraf olan işçiyi korumak amacıyla ancak işçi lehine olmak kaydıyla sınırlı olarak tanınmıştır. Sözleşme tarafları, sözleşme ile irtibatlı olsun olmasın diledikleri bir ülkenin hukukunu seçebilme imkanına sahiptirler. Ancak, tarafların seçmiş oldukları bu hukuk düzeni işçiye, kanunlarda tespit edilmiş objektif iş akdi statüsünün emredici hükümlerince sağlanmış olan korumadan daha az bir koruma sağlayamaz. Seçilen hukuk, m.27/f.2 uyarınca uygulanacak olan hukukun sağladığı korumadan daha geride kalıyor ise, tarafların hukuk seçimi yapmış olmalarına rağmen, objektif iş akdi statüsünün işçiyi koruyucu hükümleri uygulanacaktır. MÖHUK m.27/f.3 uyarınca, işçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması halinde iş sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tabidir. Esas işyeri ile kastedilen işverenin işyeri merkezinin bulunduğu ülkedir.
6.2. Yabancı unsurlu iş kazası ve meslek hastalıklarında uygulanacak hukukun taraflarca seçilmesi ile seçim yapılmadan doğrudan objektif bağlama kurallarının tatbik edilmesine ilişkin olarak tercih yapmanın pek bir anlamı yoktur. Zira, işçinin mutad işyeri hukukunun, işçi lehine olan asgari koruma hükümlerinin taraflar arasında uygulanacak olan hukuk bakımından gözetilecek olması işçiyi koruyan bir düzenlemedir. Öte yandan Türkiye’den yurt dışına götürülen işçilerin, temelde mutad işyerinin Türkiye olduğu kabul edildiğinde Türk hukukunun koruyucu düzenlemeleri taraflar arasında seçilen hukuka karşı uygulama alanı bulacaktır.
6.3. Her devletin kendi ekonomik, sosyal ve toplumsal yapısının gereği olarak bazı konularda kabul ettiği kurallar, vatandaş yabancı ayrımı gözetilmeden o ülkede doğrudan doğruya uygulanır. Hakimin hukukunda yer alan bu nitelikteki kuralların, sözleşme statüsüne rağmen uygulanacağı kabul edilir (Mad.6). Doğrudan uygulanan kurallar, kanunlar ihtilafı kurallarından bağımsız olarak uygulanması gereken bir emredicilik niteliğine sahiptir. Sözleşme statüsünden bağımsız olarak yabancılık unsuru taşısın taşımasın, hukuk seçimi yapılmış olsun olmasın ilgili olay ve hukuki ilişkide mutlaka uygulanması gereken kurallardır. Bu kurallar, sadece tarafların menfaatine hizmet eden bir nitelikte olmayıp bir kamu menfaatine hizmet maksadı da taşırlar. Buna karşılık MÖHUK.’un 27/f.1 maddesinde yer alan emredici hükümler, sözleşme ile aksi kararlaştırılması mümkün olmayan iş hukukuna ilişkin hükümlerdir. Kanun koyucu, hangi hükümlerin 27. maddesi çerçevesinde emredici hüküm olarak değerlendirileceği konusuna bir açıklık getirmemektedir. Emredici hükümler, zayıf akit tarafı olan işçinin hukuki durumunu işveren karşısında korumak amacıyla kabul edilmiş ve iç hukuka göre aksi kararlaştırılamayacak olan hükümlerdir.
6.4. İş ve sosyal güvenlik hukuku bakımından hangi hükümlerin doğrudan uygulanan kural olarak kabul edilebileceğinin tespiti gereklidir. İş bu tespit, hâkim tarafından yapılacak ve ilgili hükümler yorumlanacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, iş kazasından kaynaklanan uyuşmazlıkta, iş kazasının sonuçları bakımından uygulanacak hukukta doğrudan uygulanan kural değerlendirmesi yapıldığı görülmektedir(07.06.1989 tarih ve 1989/10-316 E, 1989/411 K.).
6.5. İşçinin menfaati yanında kamu menfaatine de hizmet etme amacı taşıyan emredici hükümler, doğrudan uygulanan kurallar olarak nitelendirilip kanunlar ihtilafı kuralları dikkate alınmadan uygulanırlar. Örneğin, kamu hukuku nitelikli iş güvenliği hükümleri, özel işçi gruplarını koruyucu hükümler, yasal greve ilişkin hükümler(Tarman, Z. D. Yabancılık Unsuru Taşıyan İş Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, AUHFD, 59 (3) 2010: 521-550).
6.6. MÖHUK’un 5. maddesine göre, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır. Kamu düzeni müdahalesi sınırlı ve istisnaî niteliktedir. Türk kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller, çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli halinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, E. 2010/1 K. 2012/1 T. 10.02.2012). İş Sağlığı ve güvenliği hükümlerinin, doğrudan uygulanan kurallar niteliğinde olduğu gibi kamu düzeninden de sayılacağı açıktır.
6.7. İş ve sosyal güvenlik hukukunun kamusal tarafı ve emredici kurallar içermesi nedeni ile yabancılık taşıyan bir uyuşmazlıkta, taraflar yabancı hukukun uygulanmasını öngörseler dahi özellikle işçi veya sigortalının Türk vatandaşı olması halinde, uygulanacak yabancı hukuk kuralının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde Türk İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kuralları uygulanacaktır.
7. Yurt dışı işyerinde çalışan işçinin sosyal güvenlik ...:
7.1. Sosyal Güvenlik Hakkının niteliği: Anayasa’nın 60. Maddesi uyarınca “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Belirtmek gerekir ki; Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik ... vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir.
7.2. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik ... ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. ... ... Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd).
7.3. Kaza tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun 86. Maddesi uyarınca sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzere giden Türk İşçilerine istekleri halinde 85 nci madde (isteğe bağlı- sigorta) hükümleri uygulanır. Sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 5/g maddesi uyarınca “Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde, 50 nci maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.(Ek cümle: 13/2/2011-6111/24 md.) Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır”. Madde çok açık olup, kamu düzeninden olan ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkının, yabancılık unsuru taşıyan iş ilişkilerinde de Türk uyruklu sigortalı açısından korunduğudur. Bu hüküm gereğince Türkiye ile sosyal güvenlik anlaşması olmayan ülkelerde çalışmaya götürülen işçilerin sigortalı sayılacağı tespiti yapılmıştır. Türkiye ile sigortalının çalıştığı ülke arasında sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan sigortalının sosyal güvenlik ..., hükümde açıklandığı gibi önemli iki unsura bağlanmıştır. Bunlardan birincisi Türk mevzuatına göre kurulmuş işverenin yurt dışında iş üstlenmesi, ikincisi ise bu işverenin sigortalıyı(işçiyi) yurt dışındaki işyerine çalıştırmak üzere götürmesidir.
7.4. 506 sayılı Kanunu'nun 86 ve 85. maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 5/g maddesinin uygulanmasının temel koşulu ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkedeki işyerinde çalışan sigortalı bulunmasıdır. Ülkemiz ile iş üstlenilen ülke arasında ikili sosyal güvenlik sözleşmesi var ise sözleşme hükümleri kapsamında uyuşmazlığın değerlendirilmesi ve çözülmesi gerekir.
7.5. 506 sayılı Kanunun 7 ve sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 10. maddesine göre ise “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan sigortalıların işverenleri tarafından geçici görevle yurt dışına gönderilmeleri, (c) bendinde sayılan sigortalıların mevzuatlarında belirtilen usûle uygun olarak yurt dışına gönderilmeleri veya (b) bendinde sayılanların sigortalılığa esas çalışması nedeniyle yurt dışında bulunmaları halinde, bu görevleri yaptıkları sürece, sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülükleri devam eder”. Gerek 506 sayılı Kanunun 7. Maddesinin aynı Kanunun 85 ve 86, gerekse 5510 sayılı Kanunun 10. Maddelerinin 5/g maddesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Tamamen 4. Madde kapsamında zaten işyeri Türkiye içinde olan ve sigortalılığı devam edenleri ifade etmektedir. Burada zaten yabancılık unsuru içeren sözleşmeden de sözedilemez. Oysa yurt dışındaki işyerinde çalışmak üzere sözleşme imzalandığında, bir yabancılık unsuru vardır ve MÖHUK kuralları geçerlidir. Temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik ..., kamu düzenindendir. MÖHUK.’un 5. Maddesi uyarınca kamu düzeni olan yabancılık unsurlu uyuşmazlıkta Türk Hukukunun uygulanması gerekir.
7.6. Kanunun 23/1 maddesine göre ise “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir”. İşçi yurtdışındaki işyerine kuruma bildirilmeden götürülmüş ve burada iş kazası geçirmiş ise bu madde uyarınca işlem yapılması gerekir(Önal, A. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Yurt Dışında Meydana Gelen İş Kazalarında Uygulanacak Hukuk Sorunu. YUHFD Vol. XVII No.2 (2020). s: 665 vd., Aydın, ... (2017), Yargıtay'ın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Kararlarının Değerlendirilmesi Semineri 2015-İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Derneği, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, s. 557- 868).
8. Maddi hukukta iş kazası ve meslek hastalığı kavramının iki boyutu ele alınmaktadır: İlk olarak ikili ilişkinin tarafları arasında meselenin iş hukuku ve iş sözleşmesi boyutudur. İkinci olarak ise denetleme ve gözetleme yükümlülüğü çerçevesinde sosyal güvenlik hukuku bakımından konu ele alınmaktadır. Türk hukukunda TBK, İş Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu başta olmak üzere pek çok hukuki düzenlemede işçinin, işveren tarafından korunması ve gözetilmesine ilişkin hükümler kabul edilmiştir. İş Sağlığı ve İş Güvenliği hükümlerinin de doğrudan uygulanan kurallar olduğu unutulmamalıdır.
9. Türk Sosyal Güvenlik mevzuatına göre sözleşme ile kayıt ettirilmeyen ve sigorta ettirilmeyen bir çalışanın meydana gelen kaza sonrasında SGK’nın da sorumluluğunun doğacağından bahisle, karşılığı alınmayan bir işten sorumlu tutmak yerinde olmayacaktır. Yargıtay yabancı unsurlu hukuki ilişkinin meydana geldiği yer bakımından yabancılık unsuru değerlendirmesi yapmadan doğrudan Türk hukukunun maddi hükümlerini uygulayarak karar vermiştir(21 HD. 23.03.2015 tarih ve 2015/698 E, 2015/5904 K.).
10. Doktrin(Kusur sorumluluğu görüşleri: Oğuzman, M. .../ Öz, M. Turgut (2014) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş 11. Bası, C. 2, İstanbul: ... Yayıncılık, s. 247-248; Süzek, s. 434vd.; Sevimli, ... (2013), Türk Borçlar Kanunu m. 417 ve I s Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Işığında Genel Olarak İsçinin Kişiliğinin Korunması, Çalışma ve Toplum, S: 1/2013, C:36, s. 125 vd; Araslı, Utkan (2011), Yeni Borçlar Yasası’nın İş Kazası ve Meslek Hastalıklarından ... Maddi Tazminat Davalarında Getirdiği Sistem ve Hakkaniyet İndirimi, MESS Sicil I HD, S. 24, s. 150-159. Kusursuz sorumluluk görüşü için bkz. Ledün, s. 19; Centel, Tankut (2011), Türk Borçlar Kanunu’nda Genel Olarak İşçinin Kişiliğinin Korunması, MESS Sicil I HD, S. 24, s. 16; Aydınlı, ... (2005), İşçinin Kişiliğinin Korunmasına Yönelik Düzenlemeler ve Borçlar Kanunu Tasarısının Konuyla İlgili Maddelerinin Değerlendirmesi, TÜHI S İş Hukuku Ve İktisat Dergisi, C. 19, S. 6, s. 39.) ve uygulamada(Yargıtay HGK. 03.02.2010 tarih ve 2010/21-36 E, 2010/67 K) iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan zararların işveren ile SGK’ya rücu edileceği; SGK tarafından karşılanmayan zararlar bakımından ise doğrudan işverene rücunun mümkün olduğu savunulmaktadır. Bu durum uyuşmazlığın yabancılık unsuru içermesi halinde de geçerliliğini koruyacaktır.
11. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi yada şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk İş Hukuku uygulanmakta ve organik bağ içinde olan Türkiye’de kişi veya kişiler işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulmaktadır(Y. 9. HD. 22.01.2018 gün ve 2017/28074 E, 2018/916 K).
12. O halde yapılması gereken, ikili sözleşme ya da topluluk sigortası ya da bildirimde bulunulup bulunmadığına bakılmaksızın, koşulları gerçekleşen kazaları sadece iş kazası saymak ve 506 sayılı Kanunun 11, 5510 s. Kanun 13 madde ve devamındaki hükümleri uygulamaktır. En azından ortaya çıkabilecek Kurum zararını 5510 sayılı Kanun dönemi için bildirimde bulunmayan/prim ödemeyen işverene rücu edilmelidir(Önal, A. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Yurt Dışında Meydana Gelen İş Kazalarında Uygulanacak Hukuk Sorunu. YUHFD Vol. XVII No.2 (2020). s: 665 vd). Zira Türkiye’de sigortalılığı bulunan ve kayıt edilmeden yurt dışındaki işyerine götürülen işçinin, yurt dışı işyerinde iş kazası geçirmesi ve uğradığı maluliyeti, önceki sigortalılığından dolayı, 5510 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine neden olacaktır.
13. Diğer taraftan sigortalının ikili sözleşme kapsamında yurt dışı işyerinde, kısa vadeli sigorta kollarını kapsamadan Türkiye'de sigortalı olması, işveren açısından bu işyerinde geçirdiği iş kazasının veya sürekli iş göremezlik oranının tespitini istemede hukuki yararı vardır. Bu istem 506 veya 5510 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmese bile kaza tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 ve devamı, Borçlar Kanunu'nun 49 ve devamı ile hizmet akdi hükümleri kapsamında incelenmelidir. Zira hukuki nitelendirme hakime ait olup, maddi vakıaya uygulanacak kuralları hakim resen uygulayacaktır.
14. Dosya içeriğine göre; davacı ile davalı arasında işveren tarafından Rusya Devletinde üstlenilen iş karşılığı çalıştırılmak üzere Türkiye İş Kurumu onaylı 02.04.2008-02.10.2008 tarihlerini kapsayan 6 aylık sözleşme imzalandığı, sözleşmenin 11. maddesinde sözleşme imzalanmayan ülkeye gönderilmesi halinde Türk Sosyal Güvenlik Mevzuatının uygulanacağının belirtildiği, bu madde de açıkça topluluk sigortasına yer verilmediği ve davalı işveren tarafından Rusya Devletinde üstlenilen işyerinde çalışmak üzere 02.04.2008 tarihinde işe giriş bildirgesi verildiği, bu bildirgede davacının tabi olacağı sigorta kolunun belirtilmediği, davacının bu sözleşme kapsamında 03.04.2008 tarihinde yurt dışına çıktığı ve 23.06.2008 tarihinde iş kazası geçirdiği anlaşılmaktadır.
15. Sonuç itibari ile kamu düzeninden ve vazgeçilmez olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde sigortalı aleyhine yorum yapılarak kararının onanması görüşüne katılınmamıştır. Davacının topluluk sigortası kapsamında kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmadığı ve kurum yönünden önceki bozma gerekçesi doğru kabul edilse dahi davacının davalı işveren yönünden arada iş sözleşmesi ilişkisi olduğundan ve sürekli iş göremezlik oranının (meslekte kazanma gücü kaybı) tespitinde 4857 ve 818 sayılı TBK hükümleri uyarınca hukuki yararı bulunduğundan, işveren yönünden de davanın esastan reddi hatalı olmuştur.