10. Hukuk Dairesi 2023/8285 E. , 2024/11304 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2082 E., 2023/1927 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karabük İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/248 E., 2022/16 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ..., Karabük Orman Müdürlüğünün muhtelif bölgelerinde orman içi alanda saha bakım ve temizliği, seyreltme işinde 02.10.2006 ile 13.09.2007 tarihleri arasında işçi olarak çalışmıştır. 13.09.2007 tarihinde Karabük Orman İşletmesi Müdürlüğüne bağlı Safranbolu ilçesi Çıraklar Köyü Orman içi alanda çalışma saatleri içinde işini yapmakta iken ağaç dalının yüzüne çarpması sonucunda sağ gözünden yaralanmış, tedavisinde SGK sigortalı olmadığı ve olayın iş kazası sayılamayacağını ileri sürerek tedavi giderleri ve maluliyet geliri bağlanması talebini kabul etmediğini, Karabük İş Mahkemesinde açmış olduğu 2008/178 Esas sayılı dava ile olayın iş kazası olduğunun, çalışılan günlerin sigortalılığımızdan sayılmasının tesbitini talep ettik 2008/178 E. 2013/86 K. sayılı başlangıçta davanın reddine karar verilmiş, Karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.06.2015 tarih 2014/26583 E. 2015/12108 K. ile bozulmuş, bozmadan sonra verilen 2015/284 Esas sayı ile yapılan inceleme sonucunda Mahkemece; 26.04.2016 tarih 2015/285 Esas 2016/246 K.sayılı karar Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 17.10.2016 tarih 2016/1050E Esas 2016/12537 Karar sayılı karar ile bozulmuş olup, Mahkemece; bozma kararına uyularak yapılan araştırma sonucunda 20.12.2019 tarih 2017/42 E.2019/530 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne, davacının 13.09.2007 tarihinde iş sahasında işin yapımı sırasında geçirdiği kazanın 506 sayılı Kanun'un 11.maddesi uyarınca iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, belirlenen günlerin sigortalılığının belirlenmesine ilişkin kararı sonrası Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.10.2021 tarih 2021/7254 E., 2021/12218 K. sayılı kararı ile kesinleşmiştir. Fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL (onbin lira) maddi tazminat talep etmek zorunda kalmış bulunduklarını, TBK 46.md. karşısındaki insanlar ile göz göze gelmekten kaçınmak zorunda kaldığını, bu acılarının bir nebzecik azalması için 150.000 TL (yüzellibin TL) manevi tazminat talep etmek zorunda kalmış bulunduklarını, maddi tazminat alacağının tam olarak belirlenebilmesi mümkün olmaması sebebiyle HMK. 107/2 düzenlemesi uyarınca davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL.si maddi tazminat alacağının olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, manevi tazminat talebimiz olarak 150.000 TL.sinin kabulü ile olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 40. maddesi gereğince orman köylülerine ve köyde kurulmuş kalkındırma kooperatiflerine yaptırılmakta olup, bu usul 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesi a bendi gereği yapılacak hizmet alımları istisnalar kapsamına alındığından söz konusu iş ihale kanununa tabi olmadığını, ...'ün yaralanmasına sebep olan olayda, Kuruma izale edilebilecek bir kusurda yoktur. Davacı, kendi kusuru ile orman içinde bulunduğu sırada, dikkatsizliği sonucu, kendi kusuru ile yaralanmıştır. Orman içinde her hangi bir sebeple bulunan insanların ağaç dalları sebebiyle uğradığı zarardan Kurumun sorumlu olası düşünülemez. Özelde ise istisna akdi ile vahidi fiyat usulü kendisine verilen işi yapan, bir kişinin uğradığı zarardan, Kurumun sorumlu tutulması mümkün olmadığını, olay tarihi olarak, dava dilekçesinde, 23.10.2007 tarihi gösterildiğini, haksız fiile dayalı tazminat davalarında, zamanaşımı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlendiğini, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." denildiğini, olay tarihi nazara alındığında, 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğini, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini, öncelikle Mahkemenin görevsizliğine karar verilmesini ve dosyanın yetkili ve görevli Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini, sonrasında, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmış olması sebebiyle zaman aşımından reddine karar verilmesini, ayrıca dosyada müvekkili Kuruma izafe edilebilecek bir kusur olmaması, davacının müvekkil Kurum ile iş ilişkisi olmaması nedeniyle davanın esastan da reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " ...Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde (6098 sayılı TBK'nun 49. md) haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir. Hukukumuzda iş kazası tespiti davasının maddi manevi tazminat davası açısından zamanaşımını keseceği veya durduracağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. İş kazası 13.09.2007 tarihinde meydana gelmiş tazminat davası ise 18.11.2021 tarihinde açılmıştır. Davalı vekilinin zamanaşımı defi nedeniyle 10 yıllık zamanaşımının dolduğu kanaatine varılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine.." dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "...Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarih ve 2016/21-1600 Esas, 2017/937 Karar sayılı ilamında da işaret olunduğu üzere, bazı hallerde gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Bu bağlamda herhangi bir eylemden ... zararın tümü bir birlik teşkil eder, birbiriyle ilgisi olmayan bağımsız zararların bir toplamı olarak görünmez, dolayısıyla zararın kapsamı ve tutarının belli olmaması zamanaşımının başlamasına engel oluşturmaz. Başka bir ifadeyle, zararın öğrenilmesi onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. Bu durumda, somut olayda, 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davacının istinaf talebinin reddine.." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin geçirdiği iş kazasının ve çalıştığı sürenin tespitine ilişkin taleplerinin 18.09.2008 tarihinde açtıkları davanın çok uzun süren yargılama süreci sonrasında 13 yıl sonra 2021 tarihinde sonuçlandığını, Mahkemenin, davanın başından itibaren tespit taleplerinin reddine ilişkin kararının, her seferinde Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından bozulduğunu, haklılıklarının kabulünün 14.10.2021 tarihinde kesinleştiğini, Yargıtay onama kararının akabinde ise iş bu davayı açtıklarını, olayın iş kazası olduğunun tespiti yapılmadan maddi ve manevi tazminat taleplerini içeren davanın zamanaşımı süresi içinde açılmasının beklenemeyeceğini, maddi ve manevi tazminat davalarında, iş kazasına uğrayan davacının ne oranda kalıcı sakatlık nedeniyle çalışma gücünü kaybettiği (maluliyeti) henüz belirlenmediğini, maluliyet tespiti belirlendikten sonra 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlayacağını, iş kazasına ilişkin maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, kaza meydana geldiğinde, ... tarafından SGK’ya bildirilmesi gerektiği halde, böyle bir bildirim yapılmadığını beyan ederek mahkemenin kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazası sonucu maluliyeti nedeniyle maddi ve manevi tazminatın davalı taraftan tahsili istemine ilişkindir.
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161. (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125. maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146. (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.
Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.
Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.
Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.
Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.
Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).
Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E. - 2024/104 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."
Somut olayda, davacının 13.09.2007 tarihinde geçirdiği kaza nedeniyle davalı Kurumun da taraf olduğu iş kazası tespit ve hizmet tespit davasını 18.09.2008 tarihinde açtığı, iş bu dava dosyasının Yargıtay denetiminden geçerek 14.10.2021 tarihinde kesinleştiği hususları dikkate alındığında, iş kazası nedeniyle tazminat davasında zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren zamanaşımı süresinin başlayacağı, davacı faili öğrenmiş ise de zararı öğrendiğinden bahsedilemeyeceği, olayın Kurum tarafından iş kazası sayılıp sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesinden sonra başlayacağı hususu göz önüne alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Ayrıca davalının Orman Genel Müdürlüğü olmasına rağmen karar başlığında taraf ehliyeti olmayan Orman İşletme Müdürlüğünün gösterilmesi hatalıdır.
O halde, davacı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,
3.Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.