T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
57. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1580
KARAR NO: 2026/1882
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/05/2026
NUMARASI: 2024/362 Esas, 2026/396 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak
DAVA TARİHİ: 14/06/2024
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 17/07/2026
KARAR
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, yapılan müzakerede dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'nın 28.06.2016 tarihli, 29756 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 6721 sayılı ... Kanunu ile yurt dışında insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla kurulduğunu, davacı Vakfın, eğitim faaliyetleri görüntüsü altında yurtdışında yıkıcı terör faaliyetleri yürüten .../... ile mücadelede etkin rol üstlendiğini, Vakfın, yurtdışında Türkiye Cumhuriyeti adına eğitim hizmetleri vermek üzere yetkilendirilmiş olup, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti adına tek yetkili kurum olduğunu, kuruluş görev ve amaçları ve temsil ettiği değerler bağlamında ülkenin yurt dışındaki yüzü de kabul edilebilecek kurum, kamu yararına faaliyet gösteren bir vakıf niteliğinde teşekkül ettirildiğini, ...'nın 6721 sayılı Kanun ile kurulduğunu ve kuruluş kanunu uyarınca bütçesinin büyük bir kısmını kamu kaynağından almakta olduğunu, bu nedenle yapmış olduğu harcamalarda son derece titizlikle hareket ettiğini, Kuruluş Kanunu uyarınca da yapabileceği faaliyetler ve harcamalar belirtildiğini, bu hükümlerin emredici olması sebebiyle bu hükümlere aykırı faaliyetlerde ve harcamalarda bulunamayacağını, davalı ... A.Ş. ticari bir işletme olmakla birlikte davacı Vakıf ile arasında imzalanmış olan sözleşmenin ticari bir iş niteliğinde olup işbu davanın Ticaret Kanunu gereği huzurda açılmış olması zaruretini doğurduğunu, 14 Mart 2023 Tarihinde 8 Mayıs 2023 tarihinden itibaren geçerli olması amacıyla İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili olarak danışmanlık veren firmalardan hizmet alınması amacıyla teklif istendiğini, davalı tarafından yazılı olarak belirlenen şartlar dahilinde hizmet teklifi verildiğini, işbu tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda en uygun olan teklifin seçildiğini ve firmanın davet edildiğini, işin teknik şartnamesi ve sözleşmesinin davalı firmaya sunulduğunu ve 01.05.2023 tarihinde imzalandığını, 26 Temmuz 2023 tarihinde Davalı tarafından 2023 Temmuz ayı ödemesi için fiyat güncellemesi talep edildiğini, davalının fiyat teklifine ilişkin sözleşme hükümleri gereğince fiyat artışı yapılmayacağını bildirir mail gönderildiğini, 29 Temmuz 2023'te davalı tarafından yılda 2 kez ara zam yapılacağı bu yüzden fiyat artışının kabulü isteği ile ilgili talepleri yineleyen bildirimin davacı Vakfa ulaştığını, 11 Ağustos 2023 tarihinde işbu bildirim ile ilgili taleplerini yinelendiğini ve cevap beklendiğinin ifade edildiğini, 23 Ağustos 2023 tarihinde fiyat artışına ilişkin bildirimlerin yenilendiğini ve bildirim için davacı Vakfa süre verildiğini, 28 Ağustos 2023 tarihinde davacı Vakıf tarafından verilen cevap ile fiyat artışı yapılmayacağını yineleyen bildirimin tarafına iletildiğini, 29 Eylül 2023 tarihinde davalı arttırım taleplerini yineleyen olumsuz dönüş durumunda sözleşmenin feshedileceği bildirimi içeren maili davacı Vakfa ilettiğini, 02 Ekim 2023 tarihinde sözleşme edimlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle Elektronik Belge Sistemi tarafından ihtarname gönderildiğini, 12 Ekim 2023 tarihinde davalı tarafından bildirime ilişkin cevap verildiğini ve mesai bitimi itibari ile artık hizmet ifasında bulunmayacaklarını ifade ettiklerini, bu tarihten itibaren davacı Vakfa hizmet verilmediğini, 13 Ekim 2023'te işbu bildirimi imzalı ve kaşeli olarak davacı vakfa iletilmesi hususunda bildirim yapıldığını, 15-25 Ekim 2023 tarihinde işbu fesih bildirimine ilişkin cevabı içeren yazı yinelenerek talep edildiğini ve cevap alınamadığını, 24 Ekim 2023 tarihinde Elektronik Belge Sistemi üzerinden sözleşme şartlarına uyulmadığından ötürü ihtarnamenin davalı tarafa iletildiğini, fesih sonrasında yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla yeni bir teklif süreci ile teklif toplamak için başka firmalara 18.04.2024 tarihinde bildirim yapıldığını, toplanan tekliflerin (EK-10) değerlendirildiğini, 06.05.2024 Tarihinde aynı sözleşme şartlarının ancak daha yüksek bedelle yeni bir sözleşme imzalandığını, davacı Vakıf tarafından İstanbul Arabuluculuk Bürosu 2024/... dosya numarası, arabuluculuk numarası 2024/11588 ile 24.01.2024 tarihinde ticari iş niteliğindeki hizmet sözleşmesinden doğan zararlar için arabuluculuk müessesesi işletildiğini, bir anlaşmaya varılamadığını, Feshedilmiş olan sözleşme karşılığında davacı Vakfın yasal zorunluluklar nedeniyle yeni bir sözleşme yaptığını, işbu sözleşme ile belirlenen bedeller karşılığında hizmet alımı yapıldığını, 9 aylık olarak imzalanan bu sözleşmede; 8 Mayıs 2024'e kadar davalıya ödenecek ücret ile arasında aylık olarak işyeri hekimi için aylık 15.000,00 TL+KDV ve iş güvenliği uzmanı için 16.000,00 TL+KDV olmak üzere toplamda 31.000,00 TL+KDV ödendiğini, neredeyse iki katı ödeme yapılmak zorunda bırakıldığını, davalı tarafın yükümlülüklerine aykırı davranmasına rağmen sözleşmenin ve eklerinin içerdiği hükümlere uygun olarak hareket edildiğini, bu nedenlerle (dava değeri şimdilik 1.000TL gösterilerek) davanın kabulüne, hüküm altına alınacak tazminata, dava tarihinden itibaren devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faiz oranının uygulanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında, 01.05.2023 tarihinde 1 yıl süreli olarak "Ortak Sağlık Güvenlik Hizmetleri Alımı Sözleşmesi" imzalandığını, bu sözleşmenin, 6331 sayılı İş sağlığı ve Güvenliği kanunu uyarınca, İş yeri hekimliği ve İş güvenliği uzmanı istihdam edilmesini içerdiğini, İş yeri Hekimi için aylık 9.537,00 TL olacak şekilde 12 aylık 114.444,00 TL, İş güvenliği uzmanı için aylık 5.491,00 TL olacak şekilde 12 aylık 65.892,00 TL olmak üzere toplam 180.336,00 TL olduğunu, iş güvenliği ve iş yeri hekimi uygulaması, fiziki olarak, davacı kurumun iş yerinde istihdam edilmek koşulu ile gerçekleştiğini, yakıt ücretlerinde güncellemeler olmuş, araç kullanım maliyeti arttığını, 2023 yılında çalışanların enflasyon karşısında mağdur olmaması için yıl içinde iki kez asgari ücret güncellemesi yapıldığını, dolayısı ile, personel ücretleri de arttırılmak zorunda kalındığını, müvekkilinin 26/07/2023 tarihinde davacıya, iş güvenliği hizmeti için aylık; 10.115,00 TL ve iş yeri hekimi için de 14.739,00 TL olacak şekilde ücret güncellemesi talebini elektronik posta yolu ile ilettiğini, davacı vakıf yetkilisi revizyon talebini 28.07.2023 tarihli cevabi maili ile reddettiğini, 28.08.2023 tarihinde "....org" adresinden cevabi mail ile, fiyat güncellemesi olmayacağı bildirildiğini, müvekkilinin 29 eylül 2023 tarihinde, gelişen piyasa koşullarından kaynaklanan artışlardan söz etmiş ve güncellemenin "en dip" olarak; iş güvenliği uzmanı için 9.614,50 TL ve iş yeri hekimi için de 14.350,00 TL olacak şekilde güncellenmesinin zorunluluğundan bahsettiğini, davacı 12/10/2023 tarihinde sözleşmenin 20.1.1 maddesi gereğince fesih edileceğini, ve bildirimin sözleşmenin 20.1.1. Maddesi hükümlerince gönderildiğini, yani sözleşmenin fesih edildiğini, aynı tarihte ihtarname göndererek, bildirdiğini, 2 Ekim 2023 tarihli fesih bildirimi üzerine sözleşmenin 20.1.1. Maddesinde yer alan 10 günlük süre dolduğunda müvekkilinin 12/10/ 2023 tarihinde, davacıya sözleşmeye göre 10 günlük fesih bildirim süresinin dolduğunu, bugün mesai bitimi itibarı ile, iş yeri hekimi ve İş Güvenliği uzmanı atamasını yapmayacaklarını bildirdiğini, müvekkilinin davacıdan fiyat güncellemesi dışında bir talebi olmadığını, sözleşme, davacı tarafından 02.10.2023 tarihinde fesih edilene kadar da, iş yapılmayacağı, personel atamasının sonlandırılacağına dair bir ihtar veya ihbarda da bulunmamış ve kesintisiz hizmet verilmeye devam edildiğini, müvekkilinin, piyasa koşulları altındaki fiyat teklifini reddeden davacı kötü niyetli hareket ettiğini, müvekkilinin 29 Eylül 2023 tarihinde davacıya gönderdiği e-posta içeriğinde, artan maliyetlerden bahsetmiş, ve en dip rakamlardan fiyat revizesi talebini ilettiğini, iş güvenliği uzmanı için aylık, 9.614,50 TL, İş yeri Hekimi İçin; 14.350,00 TL fiyat teklifinde bulunduğunu, davacının bu fiyatları kabul etmeyip haksız şekilde sözleşmeyi fesih ederek, yeniden ihale açtığını, davacının 06.05.2024 tarihinde, başka bir firma ile anlaştığını, yeni sözleşmede, müvekkilinin 29.09.2023 tarihinde teklif ettiği rakamların da oldukça üstüne çıktığını, bir tarafın ücret güncelleme talebinde bulunması tek başına haklı fesih sebebi olmadığını, fesih gerekçesi de sunamadığını, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 23/02/2026 tarihli ıslah dilekçesiyle, 1.000,00 TL olan talebinin bilirkişinin hazırlamış olduğu rapor doğrultusunda 186.000,00TL olarak ıslah edilmesi ve dava tarihinden itibaren devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizi uygulanarak davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesi, yargılama harç ve giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; " 1-Davanın kabulü ile 49.804,00 TL'nin 1.000,00 TL'sine 14/06/2024 tarihinden itibaren, 48.804,00 TL'sine 23/02/2026 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiş olup, bu karara karşı taraflarca süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi heyetinin 18.10.2025 tarihli ek raporunda müvekkilinin müspet zararını açıkça 186.000,00 TL olarak tespit ettiğini, bu itibarla asıl taleplerinin bilirkişi ek raporuyla tespit edilen ve müvekkilince fiilen ödendiği belgelerle sabit olan 186.000,00 TL zararın tamamına hükmedilmesi olduğunu, davanın 1.000,00 TL esas değer üzerinden açıldığını ve sonradan 186.000,00 TL'ye yükseltildiğini, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde ise, sonradan belirlenen alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken; Mahkeme artırılan kısma ıslah tarihinden faiz işletmekle hataya düştüğünü, alacağa devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizinin uygulanması gerektiğini, ikame hizmet bedeline ait KDV (toplam 27.600,00 TL) müvekkilince indirim/iade yoluyla telafi edilemiyorsa gerçek zarara dahil edilmesi, hizmetin zorunlu niteliği gereği fesih sonrası oluşan ve incelenmeyen diğer harcama kalemleri yönünden de zarar hesaplamasına gidilmesi gerektiğini, Mahkeme gerekçesinde davayı "kısmen kabul" ettiğini belirtmesine rağmen, hüküm fıkrasının 1. bendinde "davanın kabulü" ifadesini kullandığını, bu çelişki kararın denetime elverişliliğini zedelediğini, zarar miktarı eksik/hatalı tayin edildiğinden, kabul/ret oranına bağlanan yargılama giderleri, harçlar ve vekalet ücretleri de hatalıdır; zararın doğru miktar üzerinden belirlenmesi hâlinde bunların müvekkili lehine yeniden tayininin gerektiğini belirterek istinaf başvurularının kabulü ile, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/362 E., 2026/396 K. sayılı ve 12/05/2026 tarihli kararının, müvekkil davacı aleyhine olan kısımları yönünden kaldırılmasını, Mahkemenin kendi atadığı bilirkişinin ek raporuyla tespit ettiği ve müvekkilince fiilen ödendiği belgelerle sabit olan 186.000,00 TL zararın tamamına hükmedilmesini, hükmedilecek alacağa dava tarihinden (14.06.2024) devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faizi işletilmesini, indirilemeyen KDV ile fesih sonrası oluşan diğer ek harcama kalemleri yönünden zarar hesabının genişletilmesini, yargılama gideri, harçlar ve vekalet ücretinin yeniden, müvekkili lehine belirlenmesini, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın 14.06.2024 tarihli dava dilekçesinde müspet zarar iddiasını, müvekkili şirket ile sözleşmesinin bitiminden çok sonraki bir tarihi kapsayan 13.05.2024 tarihli sözleşmeye dayandırdığını, Mahkemece alınan 01.03.2025 tarihli kök bilirkişi raporunda, davacının dayandığı bu sözleşmenin müvekkili ile olan dönemi kapsamadığı ve bu nedenle fiyat farkından kaynaklı bir maddi zarar hesabı yapılamayacağının kesin olarak tespit edildiğini, bu aleyhe tespit üzerine davacı tarafın dava dilekçesinde hiç bahsetmediği ve yasal süresinde sunmadığı 08.11.2023 tarihli bambaşka bir sözleşmeyi ve faturaları, kök rapora itiraz dilekçesi ekinde (22.03.2025 tarihinde) dosyaya sunduğunu, yerel mahkeme, HMK'nın emredici kurallarını hiçe sayarak bu durumu "davacının sehven ileri tarihli sözleşmeyi ibraz ettiği" şeklinde yorumladığını ve iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında görmeyerek hükme esas aldığını, bu durum açık bir usul ihlal olduğunu, dava dilekçesinde yer almayan tamamen yeni bir maddi vakıaya ve sözleşmeye dayalı talebin kısmi ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğini, yerel mahkemenin, muvafakatleri olmamasına ve HMK'nın 141. maddesindeki iddianın genişletilmesi yasağına rağmen bu usulsüz ıslaha dayanarak hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafıni müvekkilinin haklı ve makul uyarlama talebini reddettiğini, ardından sözleşmeyi 02.10.2023 tarihinde tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkilin salt fiyat revizesi talebinde bulunulmasının sözleşmenin feshi için haklı bir neden oluşturmayacağını, müspet zararın yalnızca sözleşmede kusursuz olan ve haklı nedenle fesheden tarafça talep edilebileceğini, sözleşmeyi haksız fesheden davacının müspet zarar (fiyat farkı) talep etme hakkı bulunmadığını, kaldı ki, davacının zararının bizzat kendi eylemiyle (daha yüksek bedelli sözleşme imzalayarak) artırmış olmasının TBK'nın 52. maddesi kapsamında tazminat talebini tamamen ortadan kaldıran bir neden olmadığını belirterek istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/362 Esas 2026/396 Karar sayılı kararın icrasının geriye bırakılmasını, istinaf başvurularının kabulünü, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.05.2026 tarihli, 2024/362 E. ve 2026/396 K. sayılı kararının kaldırılmasını ve davanın esastan reddini, yargılama ve istinaf giderleri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Değerlendirme:
Dava, sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece dosyaya kazandırılan rapor muvacehesinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.
İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;
Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır.
Görev hususu da kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır ve görev hususunda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Somut uyuşmazlıkta öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmelidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 4. maddesinin birinci fıkrası;"(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./l.md.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
a) Bu Kanunda,
b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkmdaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,
c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,
d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, fınansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K/l.md.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. " hükmünü içermektedir.
Yasanın mevcut düzenlemesi kapsamında oluşturulan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.06.2020 tarih ve 2019/4-231 Esas - 2020/487 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır.
Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak, mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi;“(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari (Değişik ibare: 26/06/2012-6335 S.K/2.md.) davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
(3) (Değişik fıkra:26/06/2012-6335 S.K./2.md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.
6102 Sayılı TTK'nın 16/2.maddesi;" Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.
(2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar. " hükmünü içermekte olup aynı yasanın 19/2.maddesi ise "Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır." hükmünü içermektedir.
6102 sayılı TTK'nın 4/1.maddesine göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.
Nitekim, ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğinden, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Tüm bu açıklamalar ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; eldeki uyuşmazlıkta taraflar arasında akdedilen sözleşmenin niteliği gereği mutlak ticari davadan söz edilmesinin mümkün olmadığı, davacının Vakıflar Kanunu'na göre kurulmuş kamu yararına faaliyet gösteren bir mülhak vakıf olduğu, tacir olmadığı, bu hali ile nispi ticari davanın varlığından bahsedilmesinin de mümkün olmadığı, dava konusunun ticari iş niteliğinde olmasının, diğer bir ifade ile, ticari iş karinesinin davayı ticari dava haline getirmeyeceği açık olup, bu sebeple taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde genel nitelikli Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme neticesinde işin esasına girerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
KABULE GÖRE DE;
Dava alacak davası olduğu halde mahkemece itirazın iptali olarak nitelendirilmesi ve davacı davasını 186.000TL'ye ıslah ettiği halde verilen kararla bu bedelden düşük bir bedele hükmedilmesine rağmen davanın kabulüne dair hüküm kurulması da HMK m.26.31 ve 297.maddelerine aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla; davalı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada esasına girilmeksizin ve incelenmeksizin usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesince işin esasına girilerek verilen kararın HMK m.353/1-a-3 uyarınca kaldırılmasına, Dairemizce "Görev dava şartının eksikliği nedeniyle davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-c maddesi yollamasıyla 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, Dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine" şeklinde karar verilmesi sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada esasına girilmeksizin ve incelenmeksizin USULEN KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../05/2026 tarih, 2024/... Esas, 2026/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin GÖREVSİZLİĞİNE,
3-Görev dava şartının eksikliği nedeniyle davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-c maddesi yollamasıyla 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, Dosyanın görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine,
4-Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren, taraflarca 6100 s.HMK'nın 20.maddesine göre 2 haftalık kesin süre içinde ilk derece mahkemesine DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİ İÇİN müracaat edilmesi halinde, davanın esastan görülmesi için DOSYANIN görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE,
5-Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde taraflarca DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, ilk derece mahkemesince 6100 s.HMK'nın 20.maddesi gereğince işlem yapılmasına ve karar verilmesine,
6-İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
7-Davalının yatırmış olduğu istinaf karar harcının talep halinde iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
8-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 17/07/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.