T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/445 Esas
KARAR NO: 2024/1115 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2019/44 Esas - 2021/838 Karar
TARİHİ : 25/11/2021
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ: 28/06/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin, davalı şirket nezdinde azınlık pay sahibi konumunda olduğunu, TTK'nın 531. maddesi kapsamında davalı şirketin haklı nedenle fesih şartlarının gerçekleştiğini, TTK'nın 531.maddesi uyarınca, müvekkilinin payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenmesi sureti ile davalı şirketten çıkarılmasına veya davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesi gerektiğini, davalı şirketin çoğunluk pay sahiplerinin şirketi tek elden yönetmekte, azınlık pay sahiplerine yönetim ve idare konusunda hiçbir bilgi vermedikleri ve gerekli bilgileri paylaşmadıkları gibi, denetim yetkilerini de tek elden kendi idarelerinde tuttuklarını, ayrıca uzun süre boyunca kar dağıtımı yapılmadığı gibi, müvekkilinin şirket nezdindeki hak ve alacaklarının da sebepsiz şekilde ödenmeyerek mağdur edildiğini, çoğunluk pay sahiplerinin şirket yönetimini tek başına ele geçirmeleri, azınlık pay sahiplerini yönetim ve denetimden dışlamaları, azınlık pay sahiplerine bilgi ve belge vermemelerinin tek başına TKK'nın 531. maddesi kapsamında haklı neden sayılması gerektiğini beyanla öncelikle yargılama süresince ve yargılamanın başında şirketin aktiflerinin elden çıkarılmaması ve paylarının değerlerinin düşürülmemesini teminen şirket malvarlığının satılmaması ve malvarlığında takyidat doğurucu işlemler yapılmaması kapsamında teminatsız şekilde tedbir kararı verilmesini, sonuç olarak davalı şirketin haklı sebeple feshini, feshin son çare olması ilkesi kapsamında bu talebin kabul edilmemesi durumunda, haklı nedenle fesih koşullarının gerçekleştiği nazara alınarak müvekkilinin sahip olduğu payların değerinin ödenmesi ile davalı şirketten çıkarılmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, huzurdaki davada haklı sebebin varlığının kabulü için, azınlığın pay sahibi sıfatına bağlı haklarının ihlal edilmiş olması, meşru menfaatlerinin açık ve ağır bir şekilde zarar görmesi ve bu hususların da davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, takdir edileceği üzere, şirketler hukukunun bir gereği olarak, anonim ortaklıkların çoğunluk prensibi ile yönetildiğini, şirket nezdinde yalnızca azınlık pay sahibi konumunda kalmanın ortaklığın feshini gerektirmediğini, TTK'nın 531. maddesine esas ilkeler olan; süreklilik ölçüsü, ölçülülük prensibi, dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkesinin somut olayda mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini, davacının bilgi alma talebinin haksız olarak reddedildiği iddiaları doğru olmamakla birlikte, bir defa bu hakkın reddedilmiş olmasının, açıklanan ilkeler çerçevesinde, huzurdaki davanın haklı gerekçesi olamayacağını, kaldı ki davacının bilgi alma hakkı, genel kurula katılma, bilançoların kendisi ile paylaşılması yönündeki taleplerinden usuli olarak TTK'ya aykırı olanların reddedilmesi kanun gereği olup, davacı tarafa herhangi bir hak bahşetmediğini, aksine kanuna aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ya da şirket personelinin sorumluluğunu doğuracağını, bahse konu talepler hukuka uygun şekilde ileri sürüldüğünde, elbette müvekkili şirket nezdinde gerekli değerlendirmenin yapıldığını ve bundan sonra da talepler hukuka uygun olduğu müddetçe gereğinin yapılacağını, gerek arz ve izah edilen, gerekse de Mahkemece resen tespit edilecek nedenlerle, ortaklığın devamının sağlanmasının hem şirket, hem ortaklar, hem de kamu menfaati açısından daha uygun olduğunu, ekonomik yönden bir ortaklığın sona erdirilmesindense devam ettirilmesinde daha çok fayda bulunduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 25/11/2021 tarih 2019/44 Esas - 2021/838 Karar sayılı kararında; " Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 531. maddesi uyarınca anonim şirketin haklı nedenle feshi, aksi halde gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılma talebine ilişkindir.Mahkememizce davalı şirketin ticaret sicil dosyası, celp edilmiş, resmi ve özel kurumlar nezdinde malvarlığı araştırılmış, tanıklar duruşmada dinlenmiş ve dosya tarafların iddia ve savunmaları kapsamında davalı şirketin ticari defterleri de incelenmek suretiyle rapor tanzim edilmek üzere bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. Bilirkişi heyeti 01/09/2020 tarihli raporunda özetle; davalı şirketin otel faaliyetleri konusunda iştigal etmek üzere 31/05/2011 tarihinde kurulduğunu, sermayesinin 7.715.000 TL ve her bir payın değerinin nominal 25 TL olarak 308.600 paydan oluştuğunu, sermayesinin tamamının ödendiğini, davacının 81.532 adet, dava dışı ...'in ise 227.068 adet payının bulunduğunu, yönetim kurulu başkanının ..., başkan yardımcısının ise ... olduğunu, davalı şirketin incelemeye sunulan ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulduğunu, 2017 yılında yaptığı sermaye artışı ile borca batıklıktan kurtulduğunu, 2018 yılı sonu itibariyle özvarlığını koruduğunu, son 2 yılda kara geçtiğini, mali açıdan feshinin istenmesini gerektirecek bir durum olmadığını, davacının şirketin feshini talep etmekteki temel gerekçesinin azınlık pay sahibi konumuna düşmüş ve yönetime seçilmemiş olması olduğunu, buna karşılık anonim şirketlerde çoğunluk ilkesinin geçerli olduğunu, çoğunluk pay sahiplerinin şirketin yönetim gücünü elde etmelerinin doğal olduğunu, davacının ilaveten bilgi alma hakkının engellediği gerekçesini ileri sürdüğünü, bu hususta şirkette pay sahipliği haklarının arızi olarak ihlalinin istisnalar dışında şirketin feshine sebebiyet vermeyeceğini, sermaye ortaklığı olan, ekonomik değeri bulunan bir anonim şirketin feshinin son çare olduğunu, somut olayda şirkette pay devri sayesinde çoğunluk pay sahipliği ve yönetimin el değiştirme tarihinin 2018 yılında, dava tarihinin ise 22/01/2019 olduğunu, 1 yıllık kısa bir zaman içerisinde azınlığın diğer yöntemlere başvurmaksızın şirketin feshi talebinde bulunmasının hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında değerlendirilebileceğini tespit ve mütalaa etmiştir. Rapor taraflara tebliğ edilmiş, davacı vekilinin itirazları kapsamında heyetten ek rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti ek raporunda kök rapordaki tespitlerini tekrar etmiştir.Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 531. maddesi uyarınca davalı ...'nin haklı sebeplerle feshi, aksi halde pay sahibi davacının gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılması taleplerine ilişkindir. TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." düzenlemesini içermektedir. Davalı şirketin merkezinin "..., Beyoğluİstanbul" adresinde bulunması sebebiyle anılan düzenleme kapsamında Mahkememizin yetkili ve görevli olduğu anlaşılmıştır. Davalı şirketin sermayesi 7.715.000 TL ve her bir payının değeri 25 TL olup toplam 308.600 adet payı bulunmakta ve davacı 81.532 adet paya sahip olmakla sermayenin en az %10'u koşulu sağlandığından aktif dava ehliyeti bulunmaktadır. Davacı, davalı şirketin haklı sebeple feshi talebini; çoğunluk pay sahiplerinin şirket yönetimini tek başına ele geçirmeleri, azınlık pay sahiplerini yönetim ve denetimden dışlamaları, azınlık pay sahiplerine bilgi ve belge vermemeleri, kar payı ödenmemesi, bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmesi, genel kurulda taleplerinin karşılanmaması vakıalarına dayandırmıştır. TTK'nın 531. maddesinde haklı sebeple fesih sebepleri düzenlenmemiş ve bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemelere bırakılmıştır. Buna göre mahkemeler dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, şirketin feshinin son çare olup olmadığını, dava açan pay sahibinin gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılmasının daha adil bir sonuç yaratıp yaratmayacağını ve somut olaya göre şirketin ayakta tutulması daha hakkaniyetli ve adil bir sonuç doğuracak ise alternatif bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verecektir. Mahkememizce öncelikle davacının ileri sürdüğü vakıaların gerçekliği ve haklı sebep teşkil edip etmedikleri değerlendirilmiştir. Davacı, davalı şirketin yönetiminin çoğunluğun elinde olduğunu ve bu durumun azınlık pay sahiplerinin durumunu olumsuz şekilde etkilediğini iddia etmiştir. TTK'nın 359. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve 364. maddesi uyarınca görevden alınmaları genel kurula ait bir yetkidir. Genel kurul tarafından kanunen kendisine tanınmış olan bir yetkinin kullanılmış olması şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmez. Davalı şirketin, davacı dışında tek paydaşı bulunmakta olup çoğunluk paya sahip olan paydaş tarafından seçilen yönetim kurulunun, davalı şirketi, çoğunluğun menfaatleri çerçevesinde ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine yönettikleri sonucuna ulaşılacak somut bir vakıa bulunmamaktadır. Kaldı ki 2016 yılı sonuna kadar davacı da, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. Davacının 02/02/2018 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda taleplerinin nazara alınmadığı iddiası kapsamında, alınan kararlara karşı başvurulacak yol, TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptal davası olup şirketin haklı sebeple feshine gerekçe oluşturması mümkün değildir. Davacı azınlık pay sahibi TTK'nın 437/5. maddesinde kendisine tanınan bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında Mahkemeye müracaat ettiğine dair somut bir delil sunmamıştır. Alınan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere, davalı şirket 2017 yılında yaptığı sermaye artışı ile borca batıklıktan kurtulmuş, 2018 yılı sonu itibariyle özvarlığını korumuş ve son 2 yılda kara geçmiş olmakla, ekonomik yönden faaliyetinin devamında davacı yönünden de fayda bulunmaktadır. Davalı şirket kuruluş amacına uygun şekilde faaliyette bulunmakta ve kar elde etmekte olduğundan amacının gerçekleşmesi de imkansız hale gelmemiştir. Netice olarak Mahkememizce açıklanan gerekçelerle, davacının ileri sürdüğü iddia ve vakıaların kısmen gerçek olmadığı, gerçek olan vakıaların haklı sebep olmadıkları kanaatine varılmıştır. Davacı her ne kadar şirketin feshi talebinin kabul edilmemesi halinde pay değerinin ödenmesi ile paydaşlıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiş ise de, Mahkememizce, bu talep yönünde karar verilebilmesi için de şirketin haklı sebeple feshi şartlarının oluşması gerekmekte olduğundan, bu şartlar oluşmadığından davanın tümden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile,Davanın REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, görülen davada, Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesinde düzenlenen yasal şartların gerçekleştiğini; buna karşın, yerel mahkemenin, somut durumu ve delilleri hatalı şekilde değerlendirerek, kanunu yanlış tatbik ettiğini, neticeten hukuka aykırı şekilde ret kararı verdiğini, Türk Ticaret Kanunu’nun 531 inci maddesinde, “haklı sebep” konusunda herhangi bir tanımlama yapılmamış ise de, “Şirketin, çoğunluk pay sahibi tarafından kötü yönetilmesi sebebiyle, mali sıkıntı içinde bulunması”, “Mali açıdan hiçbir geçerli sebep bulunmamasına rağmen, en az 3-4 yıl boyunca kâr payı dağıtılmaması”, “Azınlık pay sahiplerinin haklarının sistematik bir şekilde ve sürekli olarak kısıtlanması, “genel kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesi” örnekler arasında sayıldığını; somut durumda ve davalarında; azınlık pay sahiplerinin haklarının devamlı şekilde ve sürekli şekilde kısıtlanması, süregelen biçimde pay sahiplerine bilgi/belge verilmemesi, sali açıdan hiçbir geçerli sebep bulunmamasına rağmen, 5 yılı aşan bir süredir kâr payı dağıtılmaması ve şirket pay sahiplerinin şirketten olan alacaklarının talebe rağmen gerekçesiz şekilde ödenmemesi, daimi şekilde, genel kurulun toplantıya davet edilmemesi ve toplanmaması, bu mihvalde son 4 yılın Genel Kurul toplantılarının yapılmaması, durumlarının hepsinin gerçekleştiğini ve dolayısı ile haklı sebeplerin oluştuğunu; buna karşın, Yerel Mahkemenin hükmüne esas aldığı kök raporda; "fesih ve çıkma talebimize dair temel gerekçenin azınlık pay sahibi konumuna düşmemiz ve yönetime seçilmemiş olmamızdan kaynaklandığı, bilgi hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirme yapılacak olduğunda ise pay sahipliği haklarının arızi olarak ihlalinin feshe ve çıkma talebine gerekçe olamayacağı” şeklinde açıklanarak, “şirketin feshini talep etmemiz için haklı sebeplerin gerçekleşmediği” içeriğinde açıkça hatalı bir kanaate ulaşıldığını; ek raporda da, yine yönetime katılmayışları ile bağlantı kurularak "yönetimin el değiştirme tarihinin 2018, dava tarihinin 2019 olduğu, azınlığın diğer yöntemlere başvurmadan fesih talebinde bulunmasının son çare kuralına aykırı olduğu" şeklinde hukuki dayanağı olmayan bir gerekçe ile haklı sebebin olmadığı sonucuna varıldığını; dolayısı ile, mahkemece hükme gerekçe teşkil eden kök ve ek rapor görüşünün, TTK 531 hükmü ve somut durum karşısında, açıkça hatalı ve mesnetsiz olduğunu, raporda yer bulan; "fesih ve çıkma talebimize dair temel gerekçenin azınlık pay sahibi konumuna düşmemiz ve yönetime seçilmemiş olmamızdan kaynaklandığı, bilgi hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirme yapılacak olduğunda ise pay sahipliği haklarının arızi olarak ihlalinin feshe ve çıkma talebine gerekçe olamayacağı” yönündeki görüşün, somut duruma mugayir hatalı bir görüş olduğunu; davalarında böyle bir gerekçelendirme yapmadıkları bir yana, müvekkillerinin, yönetime girmek gibi bir amacı-arzusu dahi bulunmadığını; hisse devirleri sonrasında çoğunluğu tek başına ele geçiren hissedar ve yönetime seçtiği yakınının, azınlığı tamami ile etkisiz hale getirdiğini ve pasifize ettiğini; yasal olarak, sadece çoğunluğun değil, tüm şirket hissedarlarının yönetime aktif şekilde katılma hakkı, şirketi denetleme, bilgi edinme/bilgi alma hakları bulunuyor ise de davalı şirketin, çoğunluğun verdiği gücü ve yetkisini kötüye kullanarak, azınlık haklarının kullanılmasını engellediğini; çoğunluğu elde tutan tek hissedarın, şirketi kendi özel şirketiymişcesine tek başına yönetmekte, şirket nezdinde azınlık hissedar konumunda kalan müvekkillerine hiçbir belge/bilgi vermemekte ve müvekkilinin haklarını kullanmasını engellemekte olduğunu; tek elden çoğunluğu ele geçiren hissedarın, müvekkillerini baskılayarak ve yıldırarak, en başından bu yana arzuladığı üzere, müvekkilimizin hisselerini bedelsiz şekilde elde etmeye çalışmakta olduğunu; haliyle, ortaklığın; müvekkili yönünden çekilmez bir hal aldığını, müvekkilinin ortaklığı sürdürmesinin müvekkili açısından beklenebilir olmaktan çıktığını, müvekkilinin, davalı şirketteki tek azınlık hissedar olarak tamamen pasifize edildiğini, yönetimin tek başına ve keyfince aldığı kararlara mecburi şekilde boyun eğmeye mahkum, “işlevsiz-kukla” bir hissedar konumuna düşürüldüğünü; müvekkilinin, ortağı olduğu şirkete ve işleyişine dair hiçbir bilgiye sahip olmadığını; müvekkilin hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığı, bilgilendirilmediği, işleyişini ve hangi kararların nasıl ve niçin alındığını bilmediği ve denetleyemediği bir şirkette, salt ortak olması nedeni ile sorumlu olması ve şirkette kalmaya mecbur bırakılmasının hukuken kabul edilemeyeceğini; haliyle, Yerel Mahkeme gerekçesinde açıklanan "Davalı şirketin, davacı dışında tek paydaşı bulunmakta olup çoğunluk paya sahip olan paydaş tarafından seçilen yönetim kurulunun, davalı şirketi, çoğunluğun menfaatleri çerçevesinde ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine yönettikleri sonucuna ulaşılacak somut bir vakıa bulunmamaktadır" içeriğindeki görüş, somut duruma açıkça aykırı, mesnetsiz bir görüş olmaktan öteye gidemediğini, anonim şirketlerde istisnai durumlar haricinde çoğunluk ilkesinin geçerli olduğu malum ise de, bu ilkenin, azınlığın haklarının kısıtlanmasına ve engellenmesine bir dayanak teşkil edemeyeceği de şüphesiz olduğunu; aksi düşünce, çoğunluk hissedarın, azınlığın haklarını dilediğince kısıtlayabileceği, çiğneyebileceği ve dilediğince karar alabileceği anlamına gelir ki, böyle bir sonucun bir şirket yapısına ve azınlık hissedarların haklarını koruyan emredici hükümlere uygun düşmeyeceğini; buna karşın, Yerel Mahkemenin, "TTK'nın 359. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve 364. maddesi uyarınca görevden alınmaları genel kurula ait bir yetkidir. Genel kurul tarafından kanunen kendisine tanınmış olan bir yetkinin kullanılmış olması şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmez" içeriğindeki gerekçesi ile somut durumu açıkça hatalı değerlendirdiğini ve mesele-i maddiyenin takdirinde hataya düştüğünü, Haklı sebeplerin gerçekleşmediğini değerlendiren yerel mahkemenin, genel kurul toplantılarının son 5 senedir yapılmadığını nazara almadığını; oysa, bir şirketin genel kurul toplantısı, şirket ortaklarının en temel bilgi ve belge alma platformundan birisi olduğunu; şirket toplantılarının yapılmayışı ile ortakların bilgi ve belge alma hakkının daimi şekilde engellendiği ortada iken, yerel mahkemenin bu gerçeği göz ardı etmesinin, açıkça hukuka aykırı olduğunu, şirket hisselerinin devrinden sonra, şirket toplantılarının süresinde yapılmadığını ve genel kurulun son 5 senedir yapılmayışının haklı bir sebep oluşturduğunu, şirketin en son yapılan Genel Kurul toplantısının, 2017 senesine ait olduğunu, 2017 senesinin Genel Kurul toplantısının ise, olması gereken tarihten 2 yıl sonrasında ancak 26/04/2019 tarihinde yapılabildiğini, şirketin 2018, 2019 ve 2020 senelerine ait Genel Kurul toplantılarının ise kağıt üzerinde usulen yapılmış görüntüsüne büründürüldüğünü, ancak bu toplantıların usulüne uygun ve geçerli olmadıklarının, tescil ve ilan edilmemelerinden dahi ortaya çıktığını, şirketin, 2018-2019 ve 2020 senelerine dair toplantılarının usulden kağıt üzerinde yapılmaya çalışıldığını, toplantı tutanaklarında, toplantı tarihinin dahi bulunmadığını, pay sahiplerinin tümü adına imzaya açılması gereken tutanaklarda tüm pay sahiplerinin isimlerine dahi yer verilemediğini, bu hususunda dosyaya sundukları tutanak örneklerinden anlaşıldığını, oysa ki, anonim şirketlerin olağan genel kurul toplantılarının, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılması gerektiğini, basit bir genel kurul toplantısının süresinde ve hatta hiç yapılamaması dahi Şirketin ne denli kötü yönetildiğini, yönetimsel eksikliğin olduğunu, Şirketin olması gereken şekilde idare edilmediğini açıkça ortaya koyduğunu, hal böyle olmasına karşın, Yerel Mahkeme, Şirketteki genel kurul toplantılarının süresinde yapılmadığına, bu kapsamda ortaklara gerekli bilgi ve belge verilmeyişinin süreklilik arz ettiğine dair itirazların tamamen göz ardı ettiğini, Mahkeme gerekçesinin hiç bir bölümünde, Şirket genel kurul toplantılarının süresinde yapılmadığı konusu üzerinde durulmadığını, Müvekkilinin, 2017 tarihli genel kurul toplantısında “şirketin geçmiş yıllara ilişkin temel ve ek mali tablolarının genel kurul toplantısını takiben pay sahiplerine 10 gün içinde gönderilmesini, ayrıca sonraki süreçte de 3’er aylık periyotlarla bu tabloların gönderilmesini” talep ettiğini, müvekkilinin bu konudaki haklı talebinin reddedildiğini ve mali tabloların, müvekkili ile 2017 yılından bu yana paylaşılmadığını, kaldı ki, ihlalin süresine dair, yasa koyucunun bir düzenleme de getirmediğini, TTK madde 531 hükmüne göre, önemli olan konunun; azınlığın bilgi alma hakkının engellenmesi olduğundan, bilgi alma hakkının ya da sair azınlık haklarının kısıtlanma süresinin az ya da çok olmasının değer taşımadığını, keza, müvekkilinin azınlık hissedar konumuna geldiği tarihten itibaren süregelen bir hak ihlali olduğunu, pay sahipliği haklarının daimi şekilde engellendiğini, genel kurul toplantılarının süresinde yapılmadığını ve hak ihlallerinin pay sahipliğini çekilmez hale getirdiğini, fesih koşullarının oluştuğunu, TTK Madde 531 kapsamında haklı sebep olgusuna gerekçe teşkil edebilecek diğer bir nedenin de, 4 yılı aşan bir süredir kâr payı dağıtılmaması ve şirket pay sahiplerinin şirketten olan alacaklarının talebe rağmen gerekçesiz şekilde ödenmemesi olduğunu; buna karşın, yerel mahkemenin, bu konuya da değinmediğini, haklı nedenle fesih koşullarının tamamını kanuna mugayir şekilde göz ardı ettiğini, şirketten kar payı alınması şöyle dursun, müvekkilinin, 5 seneyi aşan bir süredir şirketten olan alacaklarını dahi alamamadığını, alacaklarını alıp alamayacağını, alabilecekse alabileceği tarihi dahi bilmediğini, başka bir anlatımla, davalı şirketin, müvekkiline olan borçlarını dahi 5 yılı aşan bir süredir ödemediğini, ödemeyi kanuna aykırı şekilde geciktirerek ve faiz tahakkukuna sebep vermek suretiyle de pasif kalemini çoğalttığını, ayrıca, şirket, kira borçlarını ödeyememesi nedeniyle, tek faaliyeti olan otelcilik faaliyetini yaptığı Otel'den dahi tahliye edildiğini, haliyle, şirketin, salt müvekkiline değil, bir çok kişiye, kuruma borcu bulunduğunu, basiretsiz davranarak sürekli borca batak hale geldiğini, Azınlık pay sahibinin fesih davası açmadan önce, haklı sebep teşkil eden durumu engellemeye yönelik tedbirlere başvurmuş olmasının hukuken zorunlu olmadığını, yerel mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin, kanuna açıkça aykırı olduğunu, Yerel Mahkemenin; "Davacının 02/02/2018 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda taleplerinin nazara alınmadığı iddiası kapsamında, alınan kararlara karşı başvurulacak yol, TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptal davası olup şirketin haklı sebeple feshine gerekçe oluşturması mümkün değildir. Davacı azınlık pay sahibi TTK'nın 437/5. maddesinde kendisine tanınan bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında Mahkemeye müracaat ettiğine dair somut bir delil sunmamıştır." içeriğindeki gerekçesi ile, kanunu yanlış tatbik ettiğini ve müvekkili aleyhinde yasal hükmün dışına çıkmıştır. Zira, yerleşmiş yargı kararları ve doktrin görüşlerinde de kesinlik kazandığı üzere, iptal davaları ya da sorumluluk davalarının, TTK madde 531 hükmündeki davanın bir ön koşulu olmadığını, ek olarak, TTK madde 531'de, bu davanın ikamesi için özel ve belirli bir süre geçmesi şartı da aranmadığını, tüm bunların yanısıra, müvekkiliniz, dava öncesinde, bilgi/belge hakkı kapsamında 2017 Genel kurul toplantısında talepte bulunduğunu, bu talebinin gerekçesiz şekilde reddedildiğini, ayrıca davalıya ihtar keşide ederek de bir çözüm arayışına girdiğini, haliyle, müvekkilinin ilk aşamada, dava yolunu tercih etmediğini, davalı şirketteki tek çoğunluk hissedar, müvekkiline çıkış yolu sunmadığından ve baskıcı/yıldırmacı bir tutumla bedelsiz şekilde hisseleri devralma anlayışını sürdürdüğünden, hakları daimi şekilde engellenen müvekkilinin huzurdaki davayı açmak zorunda kaldığını, Yerel mahkemenin, davalı şirketin faaliyetini sürdürdüğüne dair gerekçelendirmesi de açıkça hatalı ve somut duruma aykırı olduğunu.; davalı şirketin, tek ticari faaliyeti olan otelcilik faaliyetini yürüttüğü adresten kasım 2021 tarihinde tahliye edildiğini ve otelin tüm eşyaları da mal sahibi üçüncü şahsa bırakıldığını; dolayısı ile, davalı şirket, ticari faaliyetini sürdüremez noktaya geldiğini; buna karşın, yerel mahkeme, bu gerçekliği de göz ardı ettiğini, davalarında haklı olduklarının, davalı Şirketin güncel durumuyla da sabit olduğunu, davalı ... A.Ş., adından da anlaşılacağı üzere otelcilik, otel konaklaması ve turizm hizmeti faaliyetiyle iştigal eden bir firma olduğunu, ne var ki, Kasım 2021 tarihi itibari ile, davalı Şirketin, otelcilik ve konaklama kapsamındaki ticari faaliyetini sürdürebileceği herhangi bir Oteli ya da Otel binası kalmadığını, davalı şirketin, faaliyetini yürüttüğü Otel'den tahliye edildiğini, davalının otelcilik işini yaptığı tek adresi olan ... Mahallesi, .... Sokak, No: 2/1, Beyoğlu-İstanbul adresindeki bina, davalı şirkete ait olmadığından ve davalı şirket, otelin (mecurun) birikmiş kira bedellerini ödeyemediğinden, mal sahibinin, davalı şirkete karşı tahliye davası açtığını, ikame edilen davada, davalının, binadan yani halihazırda işlettiği otelden tahliyesine karar verildiğini, davalı yanın istinaf talebinin de reddedildiğini, dahası, "davalı ile mal sahibi arasında akdedilen kira sözleşmesinde, davalının otelde kullandığı tüm teçhizat ve malların, olası bir tahliye ya da akdin feshi durumunda mal sahibinde kalması" yönünde sözleşme hükmü de olduğundan, tahliye kararı ile birlikte, otelin malları yani davalı şirketin otelde kullandığı tüm malların da, sözleşme gereğince mal sahibine geçtiğini, müvekkilinin talebine rağmen kendisine hiç bir bilgi, belge verilmediğinden ve ortağı olduğu şirkete ve işleyişine dair hiçbir bilgiye sahip olamadığından, tahliye kararı ve tahliye sürecine dair de bilgilendirilmediğini, şirketin tek yöneticisi ...'in, otelin tüm mal varlığını, müvekkiline haber vermeksizin alıp götürdüğünü, malların nerede olduğunun, nasıl ve hangi amaçla kullanıldığının taraflarınca bilinmediğini, şirketin, amaçsız kaldığını ve faaliyet konusunu kaybettiğini, yerel mahkemeye, karar duruşmasından önce, davalı şirkete müzekkere yazılarak, "ilgili tahliye kararının, bu kararın kesinleşme şerhinin ve davalının şu an ... Mahallesi, ... Sokak, No: ..., Beyoğlu, İstanbul adresindeki binada faaliyetini sürdürüp sürdürmediğinin" sorulması ve ilgili belgelerin celbedilmesi talep edilmiş ise de, yerel mahkemenin, bu talebi karşılıksız bıraktığını ve davanın seyrini değiştirecek bu konuda araştırma yapmadığını, gelinen son durumda, davalının tek ticari faaliyeti olan otelcilik faaliyetini yürütebileceği oteli kalmadığından ve otelde bulunan tüm eşyalar da mal sahibine geçtiğinden ve bir kısmı da şirketin yöneticisi tarafından alınıp götürüldüğünden, davalı Şirketin doğru şekilde yönetilmediği ve fesih koşullarının gerçekleştiğinin sübut bulduğunu, ne var ki, yerel mahkemenin, tüm bu hususları açıklamalarına karşın, " .. davalı şirket son 2 yılda kara geçmiş olmakla, ekonomik yönden faaliyetinin devamında davacı yönünden de fayda bulunmaktadır ... Davalı şirket kuruluş amacına uygun şekilde faaliyette bulunmakta ve kar elde etmekte olduğundan amacının gerçekleşmesi de imkansız hale gelmemiştir" şeklinde somut duruma mugayir bir gerekçelendirme yaptığını, TTK Madde 531. uyarınca, azınlık paylarının gerçek değerinin ödenmesi sureti ile davacı azınlığın şirketten çıkarılmasına karar verilebilmesi mümkün olduğundan ve ortaklar arasında güvensizlik doğduğundan, şirketin feshine karar verilmeyecek olsa dahi, pay bedelleri ödenerek müvekkilimizin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunu, hisse devrinden sonraki süreçte ortaklığın devamının müvekkili açısından çekilmez bir hal aldığı ve ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmadığının sabit olduğunu, davalı şirketin, müvekkiline yönelik cevap dilekçesine yansıyan; “fırsatçı”, “hakkını kötüye kullanan”, “hayal ettiği tutarla hisseleri devretme niyetindeki tacir kişi” içeriğindeki asılsız beyanlarının dahi, davalı şirketin, azınlık hissedar olan müvekkiline karşı ne denli kötü niyetli ve olumsuz bir bakış taşıdığını gösterdiğini, müvekkilinin kendisini fırsatçı ve kötü niyetli olarak değerlendiren bir şirkette “ortak” olarak kalmasının beklenmesinin; hakkaniyetli bir yaklaşım da olmadığını, kaldı ki, davalı şirketin yöneticisi ve çoğunluk hissedarının, otelden tahliye süreci sonrasında, otel mallarını alıp götürerek ve bu konuda müvekkile hiç bir bilgilendirmede bulunmayarak, güven ilişkisini tamamen zedelediğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re’sen de gözetilecek nedenlerle; fazlaya ilişkin tüm talep ve haklarının saklı kalmak kaydıyla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, TTK madde 531 kapsamında haklı sebepler gerçekleştiğinden davanın kabulüne, şirketin feshine karar verilmeyecek olsa bile, TTK madde 531 gereğince, fesih yerine, karar tarihine en yakın tarihteki pay bedelinin müvekkillerine ödenmesi suretiyle müvekkillerinin şirketten çıkarılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı uhdesinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nun 531 maddesi kapsamında anonim şirketin haklı nedenle feshi, olmadığı takdirde güncel pay değerinin ödenmesi suretiyle davacı ortağın şirketten çıkarılması istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan 2101/2019 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde; davacının davalı şirketin önceki dönem yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketin diğer hissedarlarının 2017 yılında paylarını dava dışı diğer ortak ...'e devretmeleri akabinde, davacının azınlık hissedar konumuna düştüğünü, iki ortaklı şirkete dönüşen davalı şirketin 02/02/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında dava dışı çoğunluk hissedarın kendisi ile bir yakınını yönetim kurulu üyesi seçtirdiğini, davacının yönetim dışında ve etkisiz hale getirildiğini, bu toplantıda şirketin geçmiş yıllara ait temel ve ek mali tablolarının on gün içerisinde pay sahiplerine gönderilmesi, davacının şirketten olan alacaklarının ödenmesi, üçer aylık periyotlarla pay sahiplerine mali tabloların gönderilmesi taleplerinin haksız olarak reddedildiğini, böylece bilgi alma hakkının engellendiğini, bu durumun haklı fesih nedeni olduğunu, 2017 yılına ilişkin finansal tabloların davacı bilgi ve incelemesine sunulmadığını, hakim hissedarın davacı paylarını bila bedel devralmaya çalıştığını, şirketin TTK 531 maddesi uyarınca haklı nedenle feshi veya davacının, paylarının güncel değerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılması kararı verilmesi gerektiğini, çoğunluk hissedarının şirket yönetimini el geçirmesi ve azınlık hissedarının yönetim ve denetimden dışlamasının haklı sebep teşkil ettiğini, dava açılmadan önce davalı şirkete 04/01/2019 tarihli ihtarname gönderilerek paylarının gerçek değerinin kendisine ödenmesi durumunda hisselerini devredebileceği ve fesih davası açmayacağı hususunda ihtar çekildiğini, kendisine geri dönüş yapılmadığını, davalı şirket yönetim ve denetim kurullarına güveni kalmayan davacı yönünden haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğunu ileri sürmüştür. Davalı yan cevap dilekçesi ile; davacının şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğu dönemde şirketin mali durumunun kötü olduğu ve kar elde edilemediğini, davacının diğer ortaklar tarafından pay devri yapılması akabinde yeni ortaklar arasında uyuşmazlık olduğu görüntüsü çizmek istediğini, böyle bir durumun söz konusu olmadığını, davacının önce haklı sebebin varlığını ispat etmesi gerektiğini, davacının paylarını devreden diğer dört ortak ile birlikte dava dışı ... pay devri yapacak iken son anda vazgeçerek ortak olarak kalmak istediğini, esasen davacının teklif ettiği yüksek devir bedelinin kabul edilmemesi nedeniyle bu davayı ikame ettiğini, çoğunluk prensibi ile yönetilen anonim şirketlerde, azınlık hissedarı olmanın tek başına haklı fesih sebebi sayılamayacağını, davacının 2018 yılı olağanüstü genel kurul toplantısına dek üç yıl süre ile yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını ve şirketin mali açıdan geldiği kötü durumdan müterafik kusurlu olduğunu, Aralık 2017 tarihinde ortaklık durumunun değişmesi akabinde şirketin mali durumunun yeni yönetim tarafından düzeltilmeye çalışıldığını, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının reddedildiği iddiasının doğrul olmadığını, olsa dahi bu durumun tek başına haklı fesih sebebi teşkil etmeyeceğini, davacının TTK 531 maddesinde düzenlenen hakkı dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davalı şirketin tüm sicil kayıtları, vergi beyannameleri, SGK tarh dosyası celbedilmiş, davacı tanıkları dinlenilmiş, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak rapor ve ek rapor alınmış, TTK'nın 359. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve 364. maddesi uyarınca görevden alınmalarının genel kurula ait bir yetki olduğu, bu yetkinin kullanılmış olmasının şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği, iki ortaklı şirkette hakim ortak oyları ile seçilen yönetim kurulunun, davalı şirketi, çoğunluğun menfaatleri çerçevesinde ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine yönettiğini gösterir somut vakıa bulunmadığı, davacının da, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, 02/02/2018 tarihli genel kurul toplantısında ileri sürülen taleplerinin karşılanmadığı iddiasını ileri süren davacının TTK'nun 445 maddesi uyarınca iptal davası açabileceği veya TTK'nun 437/5 maddesi uyarınca bilgi alma ve inceleme hakkını mahkemeye müracaat ederek kullanabileceği, şirketin mali açıdan kötü yönetildiğine ilişkin bilirkişi raporuna göre somut veri bulunmadığı, şirketin 2018 yılı sonu itibariyle öz varlığını koruduğu ve son iki yılda karar geçtiği, ekonomik yönden faaliyetinin devamında davacı yönünden de fayda bulunduğu, davacının ileri sürdüğü vakıaların haklı sebep teşkil etmediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, şirketin 2017 yılında gerçekleşen pay devri akabinde beş yıl boyunca genel kurul toplantılarını yapmadığı, yine devirden sonra dört yılı aşan süre boyunca kar dağıtımı yapılmadığı, davacının azınlık pay sahibi olarak şirket yönetim ve denetiminden uzaklaştırıldığı, bilgi alma ve inceleme haklarının kullanılmasının 2017 yılından bu yana engellendiği, kendisine mali tabloların verilmediği, mahkeme kabulünün aksine davacının, şirket yönetiminin hakim hissedarın eline geçmiş olmasını ve davacının yönetim kuruluna seçilmiş olmasını haklı sebep olarak ileri sürmediği, davacının bu davayı açmadan önce TTK'nun 437 maddesi kapsamında mahkemeye başvuru zorunluluğu bulunmadığı, şirketin 2021 yılı kasım ayında işlettiği otel binasından kiraların ödenememesi nedeniyle tahliye edildiği, şirketin mali durumuna ilişkin mahkeme gerekçesinin de gerçeği yansıtmadığı, ortaklar arasındaki güven ilişkisi bozulduğundan fesih yerine çıkma kararı verilmesi gerektiği yönündedir. Huzurdaki dava; 6102 Sayılı TTK'nun 1521/1 maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabidir. 6100 Sayılı HMK'nun 319 maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi davalarda iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı davanın açılması ile savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ise cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Davacı yan dava dilekçesi ile haklı nedenle fesih sebebi olarak; 02/02/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında dava dışı çoğunluk hissedarın kendisi ile bir yakınını yönetim kurulu üyesi seçtirmesi nedeniyle davacının etkisiz hale getirilmesi, bu toplantıda ileri sürülen bilgi alma ve inceleme talebi ile şirketten olan alacaklarının ödenmesi taleplerinin kabul edilmemesi, 2017 yılına ilişkin finansal tabloların davacı bilgi ve incelemesine sunulmaması, hakim hissedarın davacı paylarını bila bedel devralmaya çalışması, çoğunluk hissedarının şirket yönetimini el geçirmesi sonucu davacının yönetim ve denetimden dışlaması vakıalarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla mahkemece dava, ıslah veya karşı tarafın muvafakati de söz konusu olmadığından, bu iddialar çerçevesinde görülüp sonuçlandırılmıştır. Davacının 2017 tarihli pay devirlerinden sonra şirket genel kurulunun beş yıl süre ile toplanmadığı, yine pay devri akabinde dört yılı aşkın süre kar payı dağıtımı yapılmadığı, şirketin kötü yönetildiği, şirketin bulunduğu binadan 2021 yılı Kasım ayında kira bedellerinin ödenmemesi nedeniyle tahliye edildiği yönündeki, iddianın genişletilmesi mahiyetindeki iddiaları mahkemece dinlenemeyecekleri gibi, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceğinden dava tarihinden sonraki dönemde gerçekleştiği ileri sürülen vakıalar da tahkikatın konusunu teşkil etmeyeceklerdir. Davacının büyük kısmı dava tarihinden sonraki döneme ilişkin olan ve iddianın genişletilmesi mahiyetinde bulunan yukarıdaki vakıaların mahkemece değerlendirilmediği yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanak ve gerekçe içeriğine göre; mahkemece ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, şirket ortaklık yapısının değişmesinden sonra hakim ortağın oyları ile genel kurul tarafından seçilen yeni yönetim kurulu seçilmesinin tek başına haklı sebep teşkil etmeyeceği, TTK'nun 531 maddesinde öngörülen dava hakkının, anonim şirketlerde çoğunluğun gücünü sürekli olarak kötüye kullanması ve azınlık pay sahiplerinin haklarını ihlal etmesi durumunda ve azınlığın yasal veya sözleşmeye dayalı başkaca hukuki yol bulaması veya başvurulan yolların sonuç üretmemesi halinde, azınlığın menfaatleri yönünden hukuki güvenliği sağlama işlevine sahip olduğu nazara alındığında, davacının çoğunluğun bu gücünü davacı haklarını ihlal eder şekilde ve sürekli olarak kötüye kullandığını ispat eder delil sunamadığı, 02/02/2018 tarihli yalnızca yeni yönetim kurulunun seçilmesi gündemi ile yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davacı tarafından ileri sürülen şirketin geçmiş yıllara ait temel ve ek mali tablolarının on gün içerisinde pay sahiplerine gönderilmesi ve üçer aylık periyotlarla pay sahiplerine mali tabloların gönderilmesi taleplerinin reddine yönelik karara karşı davacının TTK'nun 437/5 maddesi kapsamında mahkemeye başvuru hakkı bulunduğu, bu yola başvurulmadığı, bunun dışında davacının bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli olarak ihlal edildiğini ispata yarar delil sunmadığı, dinlenen tanıkların davacı ile davalı şirket ve şirketin diğer ortağı arasındaki ilişkilerle ilgili bilgilerinin de bulunmadığı, yalnızca 02/02/2018 tarihli toplantıda ileri sürülen taleplerin, bu taleplerin yerinde olup olmadığı bir yana, reddedilmesinin haklı sebep teşkil etmeyeceği, kaldı ki şirketin 2017 yılı öncesinde de ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacının geçmişe dönük temel ve ek mali raporların içeriğine vakıf olduğunun fiili karine teşkil ettiği, yine davacının şirketten olan alacağı bulunduğu ve bu alacakların ödenmediği yönündeki iddiasının da haklı nedenle fesih davasının konusunu oluşturmadığı, davacının azınlık haklarının ihlal edildiğine dair başkaca bir somut iddia ve delili bulunmamasına göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/06/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.