T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/995 Esas
KARAR NO: 2024/756
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/12/2023
KARAR TARİHİ: 03/10/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; -------- ----------- ilçesinde meydana gelen sel hadisesinin ardından --------- kullanıcı adına sahip davalı ------- 06/12/2023 tarihinde -------- platformunda müvekkili şirketin bölgede yapmış olduğu ----------- çalışmaları ile sel hadisesi arasında bağlantı olduğuna ilişkin müvekkili şirketin kişilik haklarına ve ticari itibarına suç isnadı içeren paylaşımlarda bulunduğunu, işbu sebeple davalının, müvekkiline yönelik tahkir edici sözleri ve gerçeğe aykırı suç isnadı ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan işbu saldırının durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, kişilik haklarına yönelik saldırının tespiti ve kınanmasına davanın kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı cevap dilekçesinde özetle; Dava şartı olan Arabuluculuk başvurusu bulunmadığından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu edilen sosyal medya mesajlarına, ifadelere, yazım diline, mesajların amacına bakıldığında davacıyı hedef alan, davacıya yönelik hiçbir hususun bulunmadığını, o mesajlarda kamuya, kamu otoritelerine, düzenleyici kurumlara bir uyarı ve vatandaş olarak bir bilgi talebi olduğunu, işbu sebeple davanın reddine karar verilerek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle haksız rekabetten kaynaklanan tazminat davasıdır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise; sosyal medya hesabındaki paylaşımlarının haksız rekabet teşkil edip etmediği ve tazminat miktarı konusunda uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir.Dava dilekçesi ile duruşma davetiyesinin davalı tarafa tebliğ edildiği, davalı cevap dilekçesi ile birlikte bir kısım ekler ve uzman görüş raporları sunulduğu görülmüştür.Bilindiği üzere, 7155 sayılı Kanunun 20. maddesi ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa 5/A maddesi eklenmiştir. Anılan maddenin 1. fıkrası ile "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü getirilmiştir.Yine aynı kanunun 23. maddesi ile 6325 sayılı Kanuna eklenen “Dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 18/A maddesinde " (1)İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmünün yer almaktadır.Davacın taleplerinden birisi manevi tazminat istemine ilişkin olup, yukarıda belirtildiği üzere alacak davaları zorunlu arabuluculuğa tabidir. Davacı tarafça dava açılmadan öne arabuluculuk dava şartı yerine getirilmemiştir. Hal böyle olunca; açılan davanın 6102 Sayılı TTK'nun 5/A maddesi ve 6100 Sayılı HMK'nun 115/2 maddesi gereğince arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; davalının sosyal medya platformu üzerinden yapmış olduğu paylaşımda davacı şirketi doğrudan hedef almadığı, davalının doğrudan davacı şirkete karşı haksız rekabet teşkil edecek eyleminin olmağı, davacı şirketin isminin zikredilmediği veya bu şirketi anımsatıcı herhangi bir söylemin olmadığı, DAVACININ SUNMUŞ olduğu uzman görüşü raporunun incelenmesinde ---------- İnternet çalışmalarının iklim ve doğaya zararlarına ilişkin bilimsel çalışmalar ve makalelerin yayınlandığının belirlendiği, davalının -------- çalışmalarının iklim ve doğa olayları üzerinde olumsuz etki yaptığına dair beyanlarının bilimsel çalışmalara dayandığı ve afaki söylemler olmadığı, yapılan paylaşımın fikir ve basın hürriyeti kapsamında olduğu anlaşıldığından davacının haksız rekabetin tespitine ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının haksız rekabetin tespiti talebinin REDDİNE,
2-Davacının manevi tazminata ilişkin talebinin 6102 Sayılı TTK'nun 5/A maddesi ve 6100 Sayılı HMK'nun 115/2 maddesi gereğince arabuluculuk dava şartı yokluğu sebebiyle usulden REDDİNE,
3-Haksız rekabetin tespiti için alınması gerekli 427,60 TL ve manevi tazminat talebi için alınması gerekli 427,60 TL harç toplamı olan 855,20 TL harcın davacı tarafından yatırılan toplam 1.707,75 TL peşin harçtan mahsubu ile artan 852,55 TL 'nin talep halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinden bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Artan gider avansı bulunması ve talep etmeleri halinde gider avansının ait olduğu tarafa iadesine,
7-Haksız rekabetin tespiti talebi yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Manevi tazminat talebi yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne, gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.03/10/2024