1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşmedi

İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/925 E., 2026/661 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 04.08.2026 Sayı: 2026/925 E. - 2026/661 K. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

T.C.

İSTANBUL

1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/925 Esas

KARAR NO : 2026/661

DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 19/11/2025

KARAR TARİHİ : 04/08/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... tarafından davacıya ait ... satış paneline hukuka aykırı şekilde müdahale edildiğini, davacının bilgisi ve rızası olmaksızın farklı markalara ait ürünlerin yüklendiğini, bu ürünlerin rayiç bedelin çok altında fiyatlarla satışa sunulduğunu, platform üzerinde elde ettiği hak edilmiş gelirlerine haksız ve keyfi biçimde el konulduğunu, gelir akışının kesildiğini, sahte ürün göndermediği için mağazanın gerekçesiz olarak kapatıldığını, trendyolun izinsiz tanımladığı ve satışa sunduğu ürenleri müşterilere sahte ürün göndermediği için dayanaksız ceza puanı uygulandığını, mağaza ve marka itibarının zedelendiğini, müşteri güveninin sarsıldığını, bunların sonucunda ticari itibar kaybı ile uzun vadeli maddi zarara uğratıldığını, zararın tam ve kesin miktarının ... panel kayıtları, sipariş raporları, gelir blokaj listeler, haksız fiyatlama işlemleri, mağaza kapatma süreleri ileri performans gelirleri ve bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağını beyanla, davanın HMK'nın 107.maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak kabulü ile, şimdilik 10.000,00-TL'nin fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava; taraflar arasındaki satış platformuna dair sözleşmeden kaynaklı olarak davalının davacıya kestiği faturalardan ve gelirlerini bloke etmesinden kaynaklı davacının uğradığı zararın tazmini talebine yönelik alacak davası niteliğindedir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.

Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.

Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.

Davacının alacak talebinin taraflar arasındaki sözleşmeden ve davalının davacıya kestiği faturalar nedeniyle davacının uğradığı zarardan kaynaklandığı anlaşılmakta olup, bu suretle taraflar arasındaki alacağa konu ilişkinin münhasıran 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ticari işlerden olmadığı gibi havale, vedia ve fikri haklardan kaynaklı davalardan da olmadığı bu suretle eldeki dava bakımından nispi ticari dava yönünden değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmıştır.

Mahkememizce İTO'ya müzekkere yazılarak davacının gerçek kişi tacir olarak ticaret sicilde kayıtlı olup olmadığı sorulmuş olup, İTO tarafından verilen müzekkere cevabında davacının gerçek kişi tacir olarak ticaret sicilde kaydının olmadığı bildirilmiştir.

Mahkememizce davacının bağlı olduğu Esenyurt vergi dairesine müzekkere yazılarak davacının işletmesinin VUK 176 - 177 maddesinde belirtilen parasal sınırları aşıp aşmadığı sorulmuş, vergi dairesi verdiği müzekkere cevabında davacının işletmesinin parasal sınırları aşmadığı, işletme defterine göre defter tuttuğunu, ikinci sınıf tüccar olduğunu bildirmiş, davacının son beyannamesini göndermiştir.

Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir."

İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.

Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir."

İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir.

6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır:

"İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır."

6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır.

Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının ... sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159)

İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir.

6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur.

Mahkememizce davacının işletmesinin gelir düzeyinin tespiti için adresinin bağlı bulunduğu Esenyurt vergi dairesine müzekkere yazılmış olup, Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabı incelendiğinde; davacının VUK 176 -177. maddesinde belirtilen sınırları aşan düzeyde gelir elde etmediği 2. sınıf tüccar olduğu ve işletme hesabına göre defter tuttuğunun bildirildiği bu suretle davacının işletmesinin esnaf işletmesi sınırında olduğu anlaşılmaktadır.

Vergi Usul Kanunu uyarınca bir kişinin işletmesinin ticari işletme kabul edilebilmesi için Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddesinde belirtilen limitlerin aşılması ve bilanço esasına göre defter tutulması gerekmekte olup, vergi dairesinden gelen müzekkere cevabına göre davacının ilgili limitleri aşmadığı, işletme esasına göre defter tuttuğu bu suretle işletmesinin ticari işletme değil esnaf işletmesi olduğu yani davacının tacir değil esnaf olduğu vergi dairesinin müzekkere cevabından anlaşılmıştır.

Nitekim ... vergi dairesinden gönderilen müzekkere cevabındaki davacının vergi beyannamesi incelendiğinde; davacının alınan emtiasının 42.000,00-TL civarında olduğu, giderlerinin 45.000,00-TL civarında olduğu, hasılatının ise 130.000,00-TL olduğu ve davacının işletmesinin 2024 ve 2025 yılları için VUK 176 -177. Maddelerinde belirlenen parasal sınırları aşmadığı gibi ilgili sınırların çok altında olduğu anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda davacının işletme defteri tuttuğu ve tacir olmadığı esnaf statüsünde olduğu, ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarına göre davacının; gerçek kişi tacir olarak ticaret sicil kaydının olmadığı ve davaya konu alacak talebinin münhasıran 6102 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan mutlak ticari işlerden olmadığı anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı alacak davasının genel mahkeme niteliğinde olan Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenerek sonuçlandırılması gerektiği, Ticaret Mahkemesinin eldeki davada davacıların tacir olmaması, davacının esnaf olması sebebiyle görevsiz olduğu anlaşılmıştır.

Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi ...E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:

"Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.

Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.

Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün 06/08/2019 tarihli cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, ticaret sicil müdürlüğü cevabi yazısına göre gerçek kişi tacir olduğuna ilişkin veya şirket ortağı olduğuna dair bir kaydın bulunmadığı, bu haliyle davalının tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, takibinin cari hesap ekstresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir."

Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi ...Esas, ... Karar sayılı ilamında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:

"Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.

Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.

Somut olayda davacı, otoyol geçiş hizmeti nedeniyle alacak talebinde bulunmuş olup dosya kapsamına ve vergi dairesinin yazı cevaplarına göre davalının tacir sıfatının bulunmadığı, ticari işletme kaydının bulunmadığı, faaliyetinin esnaf boyutunda olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." (aynı yönde İstanbul BAM 37.HD. ... Esas, ...Karar, İstanbul BAM 37.HD.... Esas,... Karar sayılı ilamları)

Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan bir alacak davasının ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince alacağın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği, buna karşılık davacının işletmesinin gelir düzeyinin Mahkememizce yapılan araştırmalara göre Vergi Usul Kanunu'nun 176. - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırlarını aşmadığı (davacının birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasına göre defter tutmadığı, ikinci sınıf tüccar olduğu ve işletme esasına göre defter tutarak işletmesinin esnaf işletmesi boyutunda kaldığı) dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı, bu suretle davacının tacir olarak kabul edilemeyeceği ve işbu eldeki davanın da 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacının ticari işletmesinden kaynaklanma koşulunu yerine getirmediği dolayısıyla davacının tacir statüsünde olamayacağı anlaşılmakla işbu davanın ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Tarafları tacir olmayan sözleşmeden kaynaklı alacaklara yönelik tarafı esnaf işletmesi olan davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, Mahkememizin KARŞI GÖREVSİZLİĞİNE,

2-Görevli mahkemenin ... 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğuna,

3-Mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde daha önce de ... 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ tarafından görevsizlik kararı verildiğinden olumsuz görev uyuşmazlığının halli merci tayini için dosyanın HMK 22/2 maddesi uyarınca İSTANBUL BAM 37. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,

Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 04/08/2026

Katip

¸e-İmzalıdır.

Hakim

¸e-İmzalıdır.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı