T.C. BURSA BAM ... HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ..
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
... HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA...ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : .. Esas, ...Karar
KARAR TARİHİ :
DAVA : Genel Kurul Kararının Butlanı/İptali
KARAR TARİHİ : 25/12/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 25/12/2025
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkilinin murisi Mehmet Yıldırım’ın 14/10/2017 tarihinde vefat etmiş olup geriye mirasçısı olarak müvekkili .... ve dava dışı kardeşi ....ın kaldığını, müvekkilinin babası Mehmet Yıldırım’ın davalı şirkette 1/3 hissedarlığı bulunmakta olup buna karşılık şirkette 206.333.333 adet nama yazılı payı bulunduğunu, müvekkili ve kardeşi tarafından davalı şirkete.... Noterliği’nin ... tarih ve .... yevmiye sayılı ihtarnamesi keşide edilerek “..açık ünvanı belirtilen şirketler başta olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında Yıldırım Holding AŞ ve/veya diğer bağlı Holding şirketler ile her türlü gurup ortaklıklarındaki payların/hisselerin miras yolu ile müvekkilleri adına tescil ve intikallerinin gerçekleştirilmesi, söz konusu intikallerin pay ve karar defterine yazılması ve derhal hak sahibi olan şirket mali hakların kullandırılarak kar paylarının müvekkilleri adına ödenmesi…” şeklinde murisin pay sahibi olduğu hisselerin mirasçılar adına devrinin yapılması hususunun ihtar edildiğini, davalı şirket tarafından ise ihtarnameye Beyoğlu ..... Noterliği’nin 16/03/2018 tarih ve ... yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesi ile "..Keşideci şirketin pay defterinin incelenmesinden muris .....’a ait....adet nama yazılı payın bulunduğu saptanmış olup keşideci şirketin bu paylara isabet eden gerçek değeri 344.438.581 TL olarak belirlendiğini, keşideci şirket TTK'nun 493/4 maddesi kapsamında payları gerçek değerinden satın alarak Mehmet Yıldırım’a ait şirket paylarının mirasçılara intikaline onay vermemeye ve mirasçıları pay defterine yazmamaya karar vermiştir….”şeklindeki beyanıyla mirasçıların paylarının TTK.nun 493. maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağını ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacaklarını ihtar ettiğini, mirasçılar tarafından iş bu ihtara ..... Noterliği'nin 26/03/2018 tarih ve 12307 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile cevap verilerek ihtarnamede yer alan şirket gerçek değeri olduğu iddia edilen bedelin gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz edildiği hususunun davalı tarafa çok açık bir şekilde ihtar edildiğini, TTK.nun 493/5 maddesi uyarınca “..Devralan paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden isteyebilir, bu halde mahkeme karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır.Değerleme giderlerini şirket karşılar.” şeklindeki düzenleme gereği davalı şirket tarafından mirasçılara yapılan fiyat teklifinin şirket gerçek değerinin çok altında olması sebebiyle ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı davasının açılmış olup şirket ile ilgili gerçek değer hesaplamalarının halen devam etmekte olduğunu, muris Mehmet Yıldırım’ın vefatı ile birlikte murise ait şirket paylarının mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı haklarının TTK.nun 494/2 maddesi gereğince herhangi başka bir işleme gerek olmaksızın derhal müvekkili mirasçı ve dava dışı kardeşine geçmiş durumda olup oy hakları ve genel kurula katılma hakkının ise şirketin onayıyla mirasçılara geçeceğinin hüküm altına alındığını, kanun hükmü uyarınca müvekkili ve kardeşinin kar payı başta olmak üzere paya bağlı mali haklardan yararlanabilecekleri ve bu bağlamda şirket genel kurulda alınan kararlara karşı yokluğun butlanının tespiti amaçlı hükümsüzlük davaları ile bu kararların iptali için dava açabileceklerini, bu kapsamda dava konusu 2018 yılı hesap dönemine ait 20/12/2019 tarihinde yapılan 2018 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında alınan bazı kararların kanuna, ana sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kurallarına aykırı olup iptali gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin ibrası başlıklı ( 6.) Nolu kararın usul ve yasaya aykırı olup TTK.nun 436/2 maddesi uyarınca “Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.” şeklindeki düzenleme gereği yönetim kurulu üyelerinin yalnızca kendi ibrasında değil diğer yönetim kurulu üyelerinin de ibrasında oy kullanamayacakları açık olup dava konusu genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin yalnızca kendi ibralarıyla ilgili oylamada oy kullanmadıkları ancak diğer üyelerin ibrasında oy kullanmak suretiyle birbirlerini açıkça ibra ettikleri anlaşılmış olup bu durumda TTK.nun 436/2 maddesi hükmüne aykırı olarak ibra kararının alındığını, genel kurul toplantısının (8) numaralı “2018 yılı karının dağıtılmaması” kararının da dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, TTK. nun 508. madddesi ile “Şirket ana sözleşmesinde aksine hüküm yok ise kar ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir…” hükmü ile TTK.nun 509. maddesindeki “Kar payı ancak net dönem karından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir.” hükmü ve şirket ana sözleşmesinin 20. maddesi ile “ şirketin net dönem karı yapılmış her türlü masrafların çıkartılmasından sonra kalan miktardır. Net dönem karından her yıl % 5 genel kanuni yedek akça ayrılır., kalan miktarın % 5’i pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Kar payı, pay sahibinin esas sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Net dönem karının geri kalan kısmı Genel Kurulun tespit edeceği şekil ve surette dağıtılır. Pay sahiplerine % 5 oranında kar payı ödendikten sonra pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın % 10’u genel kanuni yedek akçeye eklenir.” düzenlemesi gereği kar payının davalı şirketin geçmiş yıllar karlılığına ve 2015 yılı ve sonrasında kar payı dağıtımına ilişkin hiç karar alınmamasına göre net dönem karının kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısmının dağıtılmama sebebinin araştırılarak buna göre alınan kararın dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığının araştırılması gerekmekte olup karlılığı bu kadar yüksek bir şirketin kar payı dağıtmamasının müvekkilinin ortaklıktan kaynaklı mali haklarını da zedelediğini, netice itibariyle kar payı dağıtılmamasına ilişkin davalı şirketin 2018 yılı olağan genel kurulunda alınan (8) no.lu kararın şirketin temel yapısına, müvekkilinin ortaklıktan kaynaklanan haklarına, objektif iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, genel kurul toplantısının (10) numaralı yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396. maddelerinde yazılı işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi kararının da usul ve yasaya olduğunu, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin de iş bu karara katılmış ve olumlu oy vermiş olduğunu, davalı şirket tarafından gerçekleştirilen 2018 yılı olağan genel kuruluna ilişkin olarak müvekkili hissedara toplantıya ilişkin herhangi bir bildirim veya tebligat yapılmadığını, toplantı ve karar yetersayısının da sağlanamadığını ileri sürerek davalı şirket tarafından gerçekleştirilen 20/12/2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı takdirde ise TTK'nın 445.maddesi uyarınca iptaline, genel kurul toplantısının 6 (altı) numaralı "Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası" kararının, genel kurul toplantısının 8 (sekiz) numaralı "2018 yılı kârının dağıtılmaması" kararının ve genel kurul toplantısının 10 (on) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396.maddelerinde işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi" kararının butlan ile sakat olduğunun tespitine, mümkün olmadığı takdirde iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili şirket nezdinde pay sahipliği dolayısıyla da taraf ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davacının genel kurulda alınan kararların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmadığını, TTK.’nun 446. maddesi ile genel kurul kararlarının iptali istemli davayı kimlerin açabileceği hususunun düzenlenmiş olup anılan düzenlemeye göre genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davaların yalnızca şirkette hissedar sıfatına sahip kişiler, yönetim kurulu veya kararın icrası şahsi sorumluluğunu doğuracak ise yönetim kurulu üyeleri tarafından açılabileceğini, davacı tarafın ise muris Mehmet Yıldırım’ın yasal mirasçısı olduğundan bahisle dava açılmış ise de davacının müvekkili şirkette pay sahipliği sıfatının bulunmadığını, müvekkili şirketin davacı mirasçıların pay sahipliğini onaylamayı reddetmesi ve pay senetlerini alma önerisinde bulunmasıyla birlikte hisse senetlerinin mülkiyetinin müvekkili şirkete geçtiğini, bu nedenle pay sahipliği olmayan davacı tarafın genel kurul kararlarının iptali isteminde bulunmayacağını, davacı yanın aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, davacının hissedar olduğu varsayılsa dahi huzurdaki davayı açma hakkının bulunmadığını, TTK.nun 494/2 maddesinde genel kurula katılma ve oy haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceğinin düzenlendiğini, müvekkili şirket tarafından hisselerin devrine onay verilmemiş olması sebebiyle ise davacı yanın yalnızca malvarlığına ilişkin paya bağlı hakları kulanabileceğini ancak genel kurula katılma oy kullanma hakkını ise iktisap edemeyeceklerini bu nedenle genel kurul toplantısına katılma hakkı bulunmayan mirasçının da genel kurul kararları aleyhine dava açma hakkının bulunduğundan da söz edilemeyeceğini, bu kapsamda müvekkili şirketin davacı paylarının gerçek değerinden satın alınması talebini davacı taraf bildirmesi ile payların mülkiyetinin müvekkili şirkete geçtiğini, payların mülkiyetinin davacı yana geçtiği kabul edilse dahi genel kurula katılma ve oy kullanma haklarının bulunmadığından aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, öte yandan davacının bu davayı açmakta hukuki yararı da bulunmadığı, müvekkili şirketin muris paylarını gerçek değerinden satın alma iradesini bildirmesi karşısında davacı tarafın yalnızca payların gerçek değerinin tespitine yönelik bir talebinin olabileceğini, bu konuda da davacı mirasçı tarafından müvekkili şirket aleyhine muris hisselerinin hisse değerinin tespiti istemli olarak açılmış bir dava bulunmakta olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirkette pay sahibi bulunmayan davacının genel kurul kararının iptalini ya da butlanını talep etmesinde hukuki yararı mevcut olmayıp davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan elbirliği ile mülkiyet hükümleri gereği davacı tarafın bu davayı murisin yasal mirasçıları olarak birlikte açması gerektiğini, davanın esası yönünden ise, davacı tarafça genel kurulda alınan tüm kararların geçersizliğinin tespiti ve iptali talep edilemeyeceğini, bununla birlikte geçersizliğinin tespiti ve iptali istenen 6,8 ve 10 no.lu kararların kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına uygun olduğunu, (6) no.lu kararında yer alan “…Yönetim Kurulu Üyelerinin hiç birisi kendi ibrasında oy kullanmadı” ibaresinden yola çıkılarak yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibrasında oy kullandıklarından bahisle kararın geçersizliği iddia olunmuş ise de genel kurulda hiçbir yönetim kurulu üyesinin gerek kendi ibrasında gerekse diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanmadığını, müvekkili şirketin iki tane paydaşı olup bunların da Yıldırım İnternational Holding B.V ile muris Mehmet Yıldırım olup, müteveffa ... mirasçılarının pay iktisabı müvekkili şirket tarafından kabul edilmediği ve hisse değerinin tespiti davası hali hazıra devam ettiği için murise ait paylardan doğan oy haklarının genel kurul toplantı ve karar nisabına dahil edilmediğini ve kararların bu şekilde alındığı ve yönetim kurulu üyelerinin hiç birisinin ibra oylamasına katılmadığı dolayısıyla ibra kararının bu şekilde usulüne uygun olarak alındığını, genel kurulun (8) nolu kararı ile şirket net karının dağıtılmayarak öz kaynaklarda bekletilmesi kararının da yasaya uygun olmadığı iddiasının da gerçeklikten uzak olduğu, kar dağıtımına ilişkin karar alma yetkisinin de münhasıran genel kurulda olduğu, ana sözleşmenin 20. maddesindeki düzenlemenin kanuni yedek akçe ayrılmasına ilişkin hükümleri içerdiğini, müvekkili şirket genel kurulunun ise TTK.nun 523. maddesi uyarınca kanuni yedek akçe yanında ihtiyari yedek akçe ayrılmasına da karar verme yetkisinin bulunduğunu, genel kurulda alınan karın öz kaynaklarda bekletilmesi kararının TTK.nun 523/2 maddesine uygun olarak alınmış bir karar olduğunu, bunun da yatırım yönetimine ilişkin alınan kararlar ve finansman ihtiyaçlarının göz önünde tutularak yapıldığını, yönetim kurulu üyelerinin TTK.nun 395 ve 396 maddelerinde yazılı işleri yapabilmelerine izin verilmesine dair (10) numaralı kararının da yerinde olup karar nisaplarına uygun olduğunu, TTK.nun 436/1 maddesinde bahsedilen oydan yoksunluğun pay sahipleri için geçerli olduğunu yönetim Kurulu üyeleri Ali Rıza Yıldırım ve Yüksel Yıldırım’ın müvekkili şirkette pay sahipliği bulunmaması sebebiyle oydan yoksunlarından söz edilemeyeceğini, genel kurulda oy kullanan diğer pay sahibi tüzel kişi olan Yıldırım İnternational Holding BV hakkında yine oydan yoksunluk hükümlerinin uygulanamayacağını, öte yandan anılan kararın da TTK.nun 436 maddesinde sözü edilen türden bir karar olmadığı son olarak da davacı yanın genel kurul toplantısının kendisine bildirilmediğinden bahisle mutlak butlanla geçersiz ya da iptali gerektiği isteminde bulunmuş ise de müvekkili şirketin genel kurula katılma ve oy hakkı bulunmayan davacı tarafa bildirim yapma yükümlülüğünün bulunmadığını, davaya konu genel kurulda TTK.nun 416. maddesine uygun olarak toplantıya katılma ve oy hakkına sahip tek ortağın Yıldırım İnternational Holding BV olup bu hissedarın takdiri doğrultusunda çağrısız olarak yapılmış olan genel kurula katılma ve oy kullanma hakkına tek sahip hissedarın katılımıyla toplantının toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak gerçekleştirildiğin,i ve kararların alındığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı yanın davalı şirket ortaklığının askıda bulunduğu dönem içerisinde genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı bulunmuyor ise de ortaklıktan kaynaklanan mali haklardan mahrum edilmemesi gerektiği ve en azından bu süre içerisinde ortaklıktan kaynaklanan mali haklarını kullanması ile genel kurula katılmasa bile kar payı dağıtılmamasına ilişkin kararın iptalini dava edebilmesi gerektiğini, yapılan tüm incelemeler ile karın dağıtılmayarak bekletilmesinin şirketin mali yapısı, özkaynakları, kanunen ayrılması gerekli yedek akçeler karşısında haklı bir gerekçesinin bulunmadığını, bu nedenle 20/12/2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararlardan "2018 yılı net dönem karının dağıtılmayarak özkaynaklarda bekletilmesine oy birliği ile karar verildi" maddesinin esas sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği, iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle, davalı ... AŞ'nin 20/12/2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan (8) numaralı "2018 yılı net dönem karının dağıtılmayarak öz kaynaklarda bekletilmesi" maddesinin iptaline, diğer genel kurul kararlarının iptali isteminin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf talebinde bulunan davalı vekili, mahkemenin dava konusu genel kurul toplantısına katılmamış olan davacının, toplantıya katıldığı ve iptaline karar verilen karara muhalefet ettiği ve bu suretle davacının dava açma hakkı bulunduğuna dair tespitinin hatalı olduğunu, davacının müvekkili şirkette pay sahibi olmadığını, şirket tarafından TTK m. 493/4’te tanınan hakkın kullanılması sonucunda davacının şirketin eski ortaklarından (babası) Mehmet Yıldırım’ın mirasçısı sıfatıyla da şirkette pay edinmediğini, bu durumun doğal sonucu olarak genel kurula katılıp oy kullanmadığını ve muhalefetini tutanağa da geçirmediği için davacının genel kurul kararlarının butlanın tespiti veya iptalini istemesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin kaçış klozunu kullanması ile mirasçıların müvekkili şirkete karşı sahip oldukları hakkın, payların gerçek değeri tutarında bir hakkından ibaret olduğunu, bu durumda davacının, şirkette pay sahibi olmadığını, TTK m. 446/1-a uyarınca iptal davasının ise ancak pay sahibi tarafından açabileceğini ve söz konusu davanın açılabilmesi için pay sahibinin toplantıya katılmış ve iptali talep edilen karara ilişkin olarak olumsuz oy kullanmış olması gerektiğini, pay sahibi olmayan bir kimsenin iptal davası açmakta aktif husumet ehliyeti olmadığını, davacının pay sahibi olmamasının hem dava ehliyetinin hem de hukuki yarar şartının bulunmaması sonucunu doğurduğunu, açılan davanın usulden reddi gerektiğini, yine dosyada mübrez hazirun cetvelinden davacının dava konusu genel kurul toplantısına katılmadığı açık olduğu halde mahkemece vakıaların tespitinde açıkça hataya düşerek davacının genel kurula katılmış ve muhalefette bulunduğunu kabul ederek hatalı tespit üzerinden dava şartının gerçekleştirdiği sonucuna ulaştığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için davacının, pay sahibi olduğu kabul edilse dahi, TTK m. 446/1-a amir hükmü gereği davacı genel kurula katılmadığı için huzurdaki davayı açamayacağını, somut olayda çözümü teknik bilgi gerektiren herhangi bir uyuşmazlık noktasının bulunmadığı halde mahkemece dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiğini ve isabetsiz değerlendirmeler içeren bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, genel kurulun şirketin geleceğini ve pay sahiplerinin menfaatini düşünerek kârın öz kaynaklarda bekletilmesine, bir başka deyişle yedek akçe ayrılmasına karar verdiğini, şirketin menfaati ve sürekli gelişimi için kâr payının dağıtılmayarak ek yedek akçelerin ayrılabileceği hususu Yargıtay kararlarıyla da sabit olduğunu, anonim şirketlerde bir “kâr dağıtımı zorunluluğu” bulunmadığını, cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde açıklanan nedenlerle Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik durum, ekonomik durgunluk ve kur dalgalanmaları dikkate alındığında, kâr dağıtımı yapılmaması ve ilgili dönem net kârının öz kaynak içerisinde korunmasının davalı şirketin sürekli gelişimi ve öz kaynak yapısının güçlü kılınması için adeta “zorunlu” bir tedbir niteliğinde olduğunu ve alınan bu tedbirin TTK m. 523’ün lafzına ve ruhuna uygun olup diğer genel kurul kararları gibi (8) numaralı kararın da kanuna, esas sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına uygun olduğunu, dava dosyasına sunulan bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasında çelişki bulunduğunu ve bu çelişkinin giderilmesi için yeni bir inceleme yapılması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, TTK 494/2 maddesinde şirketteki paylardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal mirasçıya geçeceğinin düzenlendiğini, genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı şirketin onayına tâbi olsa dahi müvekkilinin davalı şirketin hisselerinin 1/6’sına sahip olup bunun sonucunda da genel kurul ve oy hakları dışında diğer pay sahipleri ile aynı haklara sahip olduğunun kabulü gerektiğini, bu durumun doğal sonucu olarak da müvekkilinin genel kurul kararlarının butlan veya iptalini talep etme hakkının mevcut olduğunu, müvekkilinin dava konusu genel kurula katıldığına dair mahkeme tespitinin maddi hatadan kaynaklandığını, kar payının dağıtılmamasına ilişkin genel kurul iptali konulu davalarda mali kayıtların da incelenerek rapor düzenlenmesi gerektiğinden mahkemece bilirkişi raporu alınmasında hukuka aykırılık bulunmayıp bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu, kar payının dağıtılmasının esas, yedek akçeye ayrılmasının ise istisna olduğu ve istisnai yola başvuran şirketin haklı nedenleri hem genel kurul kararında hem de ilgili yargılama kapsamında beyan ve ispat etmesi gerektiğini belirterek davalı tarafın istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Davacı taraf, davalı şirketin 20/12/2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı takdirde iptaline, genel kurul toplantısında alınan 6 (altı) numaralı "Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrası" kararının, genel kurul toplantısının 8 (sekiz) numaralı "2018 yılı kârının dağıtılmaması" kararının ve genel kurul toplantısının 10 (on) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396.maddelerinde işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi" kararının butlan ile sakat olduğunun tespitine, mümkün olmadığı takdirde iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile davalı ....AŞ'nin 20/12/2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan (8) numaralı "2018 yılı net dönem karının dağıtılmayarak öz kaynaklarda bekletilmesi" maddesinin iptaline, diğer genel kurul kararlarının iptali isteminin reddine karar verilmiş olup, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Dosya kapsamı uyarınca eldeki davada davalı ... AŞ'nin %33.33 hissedarı olan Mehmet Yıldırım’ın 14/10/2017 tarihinde vefat ettiği, murisin 2 pay olarak belirlenen mirasının 1 payının davacı ....'a, 1 payının da dava dışı kardeşi ...'a kaldığı, muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı üzerine mirasçılar tarafından davalı şirkete 25/12/2017 tarihinde başvurularak murisin sahip olduğu hisselerin miras hisseleri oranında davacı ve kız kardeşinin adına pay defterine kaydedilmesinin talep edildiği, davalı şirket tarafından 16/03/2018 tarihli ihtarname ile TTK'nın 493/4.maddesi kapsamında payların gerçek değerinden satın alınarak murise ait olduğu tespit edilen 206.333.333 adet nama yazılı payın mirasçılara intikaline onay verilmediği, bu paylara tekabul eden gerçek değerin 344.438.581 TL olarak belirlendiğinin belirtildiği, mirasçıların da 26/03/2018 tarihli ihtarname ile belirlenen bedelin şirketin gerçek değeri olmadığı belirtilerek yapılan teklifin reddedildiği, mirasçılar tarafından teklifin kabul edilmemesi üzerine TTK'nın 493/5. maddesi uyarınca hisselerin gerçek bedelinin tespitine yönelik... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında dava açtığı, yapılan yargılama neticesinde davalı şirketin kayıtlarını ve gerekli tüm verilerini inceleme için açmaması ve buna müsaade etmemesi nedeniyle talebin reddine karar verildiğini, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğu, .... Ticaret Mahkemesinin 25/02/2021 tarihli ....Karar sayılı ilamı ile kardeşlerin babalarından kendilerine intikal eden paylar üzerindeki elbirliği halindeki mülkiyet haklarının paylı mülkiyete çevrildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının aktif husumet ehliyetinin ve hukuki yararının bulunup bulunmadığın, davalı şirketin 20/12/2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 8 numaralı kararın iptali koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Zira somut olayda, davalı şirket, davacının miras bırakanın paylarının kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı talebini reddetmiş olup TTK'nın 493/4 maddesi kapsamında payların gerçek değerinden satın alınarak murise ait şirket paylarının mirasçılara intikaline onay verilmediğini bildirmiştir. Davalı, şirketin kaçış klozunu kullanarak miras yoluyla intikal eden payların devrine onay vermediğini bildirmesi durumunda davacının pay sahipliği durumunun ve aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.
Bedeli tamamen ödenmiş paylara ilişkin olarak TTK'nın 491.maddesinde öngörülen yasal sınırlamanın haricinde, anonim şirketlerde kural payların serbestçe devredileceği yönündedir. Bu kuralın istisnasını, pay sahiplerinin çevresini korumak ve yabancıların şirkete ortak olarak girmelerini önlemek üzere şirket esas sözleşmesinde nama yazılı paylara ilişkin olarak devir sınırlamasına (bağlam) yer verilmesi oluşturmaktadır.
TTK'nın 492/1.maddesi uyarınca, esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle nama yazılı payların devri şirketin devre onay vermesine bağlanabilir. TTK'nın 493/1.madde hükmü çerçevesinde şirket, iradi devrilerde ana sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma hakkına sahiptir. Pay sahipleri çevresinin bilişimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, ancak şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı göstermekte ise önemli sebep oluşturduğu kabul edilir (TTK m.493/2). Şirkete, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma yönünde tanınan imkan kaçış klozu olarak adlandırılmatadır. Bu iki olasılık dışında ayrıca devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmediği takdirde de şirket, devri pay defterine kaydını reddedebilir (TTK m.493/3). Payların devri için gerekli olan onay şirket tarafından verilmediği sürece payların mülkiyeti ve paylara bağlı haklar devredende kalır (TTK m.494/1).
Ancak payların iradi devir dışında miras, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla da iktisabı da mümkündür. TTK'nın 493/4.maddesi hükmü uyarınca, payların, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği devredenin iradesi dışında iktisap edildiği hallerde şirket payları edinen kişiye ancak payların gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği takdirde devre onay vermeyi reddedebilmektedir. Yani, payların devredenin iradesi dışında edinilmesi halinde şirketin esas sözleşmesinde yer verdiği önemli sebebi ileri sürerek payları edinen kişiyi pay defterine kayıttan kaçınma hakkı yoktur. Şirket ya devre onay vermek ya da kaçış klozunu kullanmak zorundadır.
Mirasçı, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince derhal kazanır (TMK m.599). TTK'nın 494/2.maddesinde de anonim şirketlerde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimleri hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal, genel kurula katılma haklarıyla oy haklarının ise ancak şirketin onayıyla birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır. Kanunda açıkça, payların miras yoluyla geçişinde, malvarlığına ilişkin hakların derhal, yani murisin ölümü anından itibaren mirasçılara geçeceği, oy kullanma ve genel kurula katılma hakkının ise ancak şirketin onayı ile birlikte mirasçılara geçeceği düzenlenmiştir. Şirketin onay vermemesi halinde ise yönetsel haklar yani oy kullanma ve genel kurula katılma hakkı mirasçılara geçmez.
Kanunda iradi satışa uygulanacak kaçış klozu hükümleri ile miras, miras paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri ile cebri icra gereği iktisapta uygulanacak kaçış klozu hükümleri ayrı ayrı düzenlenmediğinden TTK'nın 493 ve 494. maddede yer alan düzenlemeler karışıklığa sebebiyet vermekte ve doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Tartışma en çok kaçış klozunun niteliği ile kaçış klozunun kullanılmasının sonucunda hisselerin şirkete geçip geçmediği noktasındadır.
Kanuni düzenleme yoruma muhtaç olmakla birlikte kaçış klozunu kullanarak yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunmasını amaçlayan şirket ile payı iktisap eden mirasçı arasındaki menfaat dengesinin gözetilmesi gerekmektedir. Zira şirketin menfaati yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunması iken mirasçının da mülkiyet hakkı söz konusudur.
TTK'nın 493/4. maddesinde şirkete tanınan kaçış klozu yani "payların gerçek değeri ile devralmayı önermesi" kendine özgü, kanundan kaynaklanan bir ön alım hakkıdır. Şirkete tanınan bu hak, her ne kadar bir ön alım hakkı olarak nitelendirilmiş ise de söz konusu hak sui generis niteliktedir. Bu nedenle bu ön alım hakkının TMK'nın 732 vd. maddelerinde yer alan şufa hakkı ile karıştırılmaması gerekmektedir.
Şirket, TTK'nın 493/4.maddesi hükmünde kendisine tanınan kaçış klozunu kullanarak payları gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği yani ön alım hakkını kullandığı takdirde taraflar arasında payların değeri konusunda ihtilaf olmadığında şirket, payların bedelini ödediğinde mirasçılara geçen payların mülkiyetini kazanır.
Ancak, şirketin teklifinin, payların gerçek değerini kapsadığı hususunda ihtilaf doğduğunda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ihtilaf çözülecek olup payların gerçek değerinin belirlenmesi mahkemeden talep edilecektir. Mahkemece, şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değeri esas alınarak payların gerçek değeri belirlenecektir.
Mahkemece, payların gerçek değerinin tespiti ile payların bedelinin mirasçılara ödenmesine kadar miras yoluyla mirasçılara intikal eden payların mülkiyetinin oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mirasçıda kalacağının kabulü gerekmektedir. Şirketin onay vermemesi, hissenin mirasçıya tüm haklarıyla birlikte geçişini engellemekte olup payların mülkiyetinin şirkete geçmesi sonucunu doğurmamaktadır. Payların, şirkete geçişi ancak gerçek değerinin ödenmesi ile mümkündür. Zira, ölümle payları iktisap eden mirasçıya karşı kaçış klozunu kullanan ve ortak olmasını engellediği mirasçıya payların gerçek değeri ödenmeden payların mülkiyetinin şirkete geçtiğinin kabulü menfaatler dengesine de aykırıdır.
Eldeki davada, davalı şirketin davacı mirasçıya karşı kaçış klozunu kullandığı ancak payların gerçek değeri hususunda taraflar arasında ihtilaf çıktığı ve mahkemece davalı şirketin gerekli defter ve belgeleri ibraz etmemesi nedeniyle bir değer tespiti yapılamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirlenen olgular itibariyle, davacının, davalı şirketteki hissedarlığının payların gerçek değeri tespit edilip bedeli ödenene kadar oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mali haklar yönünden devam ettiği, miras yoluyla intikal eden hisselerin mülkiyetinin davacıda olduğu ve hisse devrinin gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu durumda davacı mirasçının sadece payların mülkiyetine sahip olduğu ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakları kullanabileceği, bu paylara ilişkin olarak, yönetsel haklarını kullanamayacakları, yasanın açık hükmünde de belirtildiği üzere genel kurula katılma hakları ile oy haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, dolayısıyla davacı mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığından ve onay verilmediği için şirket ile mirasçılar arasında pay satım sözleşmesi de kurulmadığı yani davacının pay defterine kaydı yapılmış pay sahibi sıfatı da bulunmadığından TTK'nın 446 maddesinde sayılan "iptal davası" açabilecek kişilerden de olmadığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, mirasçının oydan yoksun olarak hissenin mülkiyet hakkı ve bu hissenin sağladığı kanuni mali haklara yönelik olarak ve bunlarla ilgili müktesep haklara karşı mutlak butlan veya yoklukla hükümsüzlüğün tespiti yönünden dava açma hakkı vardır.
Ancak somut olayda, dava konusu genel kurulda alınan kararlar, davacının sahip olduğu bu hissenin verdiği mali haklara yönelik kararlardan değildir. Alınan kararlar, şirketin yönetsel faaliyetlerine yönelik kararlardan olup davacının oydan yoksun hissesi, iptal davası açma hakkı vermediğinden davacının, genel kurul kararlarının iptal talebine yönelik talebinde aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır (Benzer yönde Yargıtay 11. HD.nin 2024/5836 E., 2025/5782 Karar).
Diğer yandan, davacı taraf dava dilekçesinde dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların yokluk ve butlanını da talep etmiş ise de; dava konusu genel kurul toplantısının davacının murisi dışında davalı şirketin tek ortağı olan Yıldırım International Holding BV temsilcisinin katılımı ile yapıldığı, alınan kararların yokluk ve batıl olmasını gerektirecek bir hukuki nedenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava hakkında 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince açılan davanın reddine dair yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-) Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, ilk derece mahkemesinin yukarıda anılan kararının KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK m. 353/1-b-2 hükmü gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre;
1-) Davanın REDDİNE,
2-) Harçlar Yasasına göre alınması gerekli...TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan ...TL karar harcının mahsubu ile bakiye ...TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-) Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-) Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-) Karar kesinleştikten sonra artan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
II-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca peşin alınan istinaf karar harcının davalıya talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,
III-) Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.683,10 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
IV-) Kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 361/1 hükmü uyarınca Dairemiz kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 25/12/2025
Başkan ...
¸(e-imzalıdır)
...
Üye ...
¸(e-imzalıdır)
...
Üye ...
¸(e-imzalıdır)
...
Katip ...
¸(e-imzalıdır)