1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşmedi

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2021/2936 E., 2025/58 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 07.02.2025 Sayı: 2021/2936 E. - 2025/58 K. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

T.C.

ANTALYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

11. HUKUK DAİRESİ

KARAR TARİHİ : 07/02/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

KARAR TARİHİ: 19/10/2021

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

GEREKÇELİ KARAR

YAZIM TARİHİ: 07/02/2025

İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.

Üye hakimin görüşü değerlendirildi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili; müvekkili aleyhine...(V.N. ...) tarafından Antalya 9. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığını, takip başlatıldıktan sonra alacağın temliki ile asıl hakkın temlik alan davalı ...'na devredildiğini, başlatılan söz konusu icra takibine dayanak olarak gösterilen senet "bono" vasfını taşımamakta olup yapılan takibin açıkça hukuka aykırı olduğunu, söz konusu senedin TTK 776/1-(b) maddesinde belirtilen "kayıtsız şartsız belli bir bedel ödemek" kaydını içermediğinden "bono" vasfını taşımadığını, senet içeriğinde yazılı kefalet sözleşmesinin de; kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihi el yazısı ile yazılı olmadığından TBK 583. maddesi uyarınca şeklen geçersiz olduğunu, dolayısı ile müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını belirterek Antalya 9. İcra Dairesi'nin.. Esas sayılı icra dosyasında vezneye giren paranın alacaklıya ödenmemesine ve icra takibinin durdurulmasına, davanın kabulü ile Antalya 9. İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davalı vekili; davacının daha önce kötü niyetli olarak imzaya itiraz ettiğini, Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin...E. sayılı dosyasından yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ile imzanın kendisine ait olduğunun tespit edildiğini, daha öncesinde de Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca resmi belgede sahtecilik suçundan işbu bonoya ilişkin şikayette bulunduğunu, Bilişim, Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosu .. soruşturma nolu savcılık dosyasındaki bilirkişi raporuna göre de imzanın davacıya ait olduğunun ortaya çıktığını, Savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, şimdi de davacının menfi tespit davasını açarak temlikle alacağı devir alan müvekkilinin alacağının tahsilini geciktirmeye, zaman kazanmaya çalıştığını, davaya konu bononun, kambiyo senedi için geçerlilik şartlarını sağladığını, TTK 776. maddesinde senedin geçerlilik şartları sayılmış olup, işbu davaya konu senet için tüm şartların mevcut olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece; "Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadine ilişkin şekil şartının var olup olmadığı hususunun değerlendirilmesinde; bonoda yazılı bedel tartışma konusu olmadığı gibi, ibarede ismi geçen şirketlerin borç miktarı da esasen tartışma konusu değildir, davacının sahibi bulunduğu şirketlerin borç miktarlarını kabul ettikten sonra, bu borçları ödemek amaçlı olarak senet düzenleme kasıt ve iradesini açıkça belirterek bonoyu tanzim ettiği görülmektedir. Nitekim senet metninin içeriğinde "Birmilyonbeşyüzyetmişikibin sekizyüzondokuz TürkLirasıkırksekizkuruş ödeyeceğim" ifadesi yazılıdır ve bu ifadede her hangi bir kayıt ve şart yoktur. Bononun bilerek ve istenerek düzenlendiği ortada iken, temel ilişkinin ne olduğu, şeklen geçerli olup olmadığı hususlarının incelenmesi kambiyo senedinin " sebepten mücerretlik - temel borç ilişkisinden ayrı, bağımsız varlığı " ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu yüzden, davacının kefalet sözleşmesinin şeklen geçersiz olması nedeniyle senedin bono vasfını taşımadığı yönündeki itirazlarına da itibar edilmemiştir.

Sonuç olarak, anlatılan nedenlerle Mahkememizce davaya konu senedin kambiyo senedi vasfını taşıdığı kabul edilmekle; davacının Antalya 9.İcra Müdürlüğünün... E sayılı icra takibine dayanak belgenin kambiyo senedi vasfına haiz olmadığının tespiti ve alacaklı görünen tarafa borçlu olmadıklarının tespiti ile icra takibinin iptaline yönelik açtığı davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; takibe dayanak belgeden açıkça anlaşıldığı üzere davacı müvekkilinin söz konusu belgeyi kefil olmayı kabul etmesinden mütevellit imza altına aldığını, TBK m. 583 uyarınca, bir kefalet sözleşmesinin geçerli şekilde akdedilebilmesi için, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu, bu şartın yerine getirilmediği bir kefalet sözleşmesinin hüküm doğurmayacağını, müvekkilinin dava konusu belgede geçen kefalet beyanı (senedin temel ilişkisi) hem kefalet tarihini hem de kefil olunan bedeli el yazısı ile içermemesi nedeniyle geçersiz olduğunu, borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmamasının doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine ilişkin nedenlere de dayanabileceğini, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında, "temel ilişkinin ne olduğu, şeklen geçerli olup olmadığı hususlarının incelenmesi kambiyo senedinin "sebepten mücerretlik - temel borç ilişkisinden ayrı, bağımsız varlığı" ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu yüzden, davacının kefalet sözleşmesinin şeklen geçersiz olması nedeniyle senedin bono vasfını taşımadığı yönündeki itirazlarına da itibar edilmemiştir" şeklindeki açıklamasının olsa olsa işin esasına girmesi yasa gereği mümkün olmayan İcra Mahkemelerince verilecek bir kararın gerekçesi olabileceğini, şayet, şekli inceleme yapmayan genel mahkemelerce, keşideci ile lehtar arasındaki temel ilişki irdelenmeyecek ise, yasalarımızda vücut bulan menfi tespit davasının açılmasının da bir önemi kalmayacağını, takibe konu senet üzerinde, lehtar ile keşideci arasındaki temel borç ilişkisinin açıkça belli olduğunu, bu kapsamda temel ilişkinin herhangi bir şekilde geçersizliğinin, açıkça ilgili senedi "bedelsiz" niteliğe büründüreceğinin ortada olduğunu, ilgili temel ilişkide, davacı müvekkilinin kefalet sözleşmesi akdetmiş olup kefalet beyanının (senedin temel ilişkisinin) hem kefalet tarihini hem de kefil olunan bedeli el yazısı ile içermemesi nedeniyle geçersiz olup temel ilişkinin geçersiz olması sonucu, takibe konu senedin bedelsiz olduğunu ve dolayısıyla davacı müvekkilinin davalıya karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını ve nihayetinde açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, dava konusu icra takibine dayanak belgenin bono vasfına haiz bir belge niteliğinde olmadığını, bononun hangi amaçla düzenlendiğinin senet üzerinde yer almasının TTK m. 7761-(b)'ye aykırı olarak ödeme vaadinin kayıt ve şarta tabi kılınması anlamına gelmekte olup söz konusu belgenin kambiyo senedi vasfını ortadan kaldırır nitelikte olduğunu, Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlarda kambiyo senedinde temel ilişkiye atıf yapılmasının senedin geçersizliği için tek başına yeterli olduğunun belirtildiğini, takibe dayanak belgeden açıkça görüleceği üzere, "temel ilişkiye atıf yapılması" durumu dahi aşılarak, doğrudan temel ilişki ile senedin bir arada bulunmasının, temel ilişkinin senedin bir parçası, senede yansıyan iradenin ayrılmaz bir unsuru haline getirilmesinin söz konusu olduğunu, bunun sonucu olarak da senede yansıyan iradenin hiç bir şekilde TK m 776/1-(b) kapsamında "kayıtsız şartsız belirli bir bedel ödemek vaadi" olarak nitelendirilemeyeceğini ve senedin eksik olan bu unsur yönüyle de geçersiz olduğunun kabulü gerektiğini ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.

Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;

Dava, İİK'nın 72/3. maddesine dayalı menfi tespit davasıdır.

Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.

Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.

Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).

Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.

Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.

Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.

Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.

Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir.

Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir.

Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.

Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def'î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def'înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.

Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def'î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.11.2021 tarihli 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı ilamı)

Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu'nun kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583. maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmünü içermektedir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dışı alacaklı ...vekili tarafından davacı borçlu ... aleyhine 1.572.819,48 TL değerindeki bono, 8.402,73 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.582.222,21 TL alacağın tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, takip başlatıldıktan sonra alacağın davalıya temlik edildiği, dava konusu senedin senet lehtarı olan ...i. tarafından takibe konulmuş olduğu, icra dosyasında takibe dayanak yapılan 10.04.2019 düzenleme, 30.09.2019 vade tarihli borçlusu ..., alacaklısı ...olan senedin "Cari Mutabakatnamesi" başlığı altında "Sahibi bulunduğum 3... 1,283,492.28-TL ve ....'nin 289,327.20-TL borçlu olduğu ....Ltd. Şti.'ne şahsen ve kefaleten aşağıdaki senet tarafımdan tanzim edilmiştir." şeklindeki ibarenin altına düzenlenmiş olduğu ve senedin bu şekilde takibe konu edildiği, bu haliyle dava konusu senedin kefalet sözleşmesinin teminatı olarak verildiğinin ve temel borç ilişkisinden bağımsız olarak düzenlenmediğinin açık olduğu, davacının temel borç ilişkisinden kaynaklanan şahsi defileri icra dosyasında alacağı lehtardan temlik alan davalıya karşı ileri sürebileceği, dava konusu senedin düzenlenme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesi uyarınca senedin üzerinde yer alan kefalet sözleşmesinde kefalet tarihinin ve kefil olarak yükümlülük altına girdiği miktarın davacının kendi el yazısıyla yazılı olmadığından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, bu durumda davacının borçtan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmış olmakla Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi yönünde hüküm tesis edilmesi hatalıdır.

Bu açıklamalar ışığında; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosya kapsamına göre delillerin toplanmış olması karşısında dosya İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmeyerek davanın kabulüne, kötü niyetle takip yapıldığına dair bir delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmış olmakla şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin ise reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve yeniden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,

2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19/10/2021 tarih ve ... Esas ...Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,

a-Davanın KABULÜ İLE;

Davacının Antalya 9. İcra Müdürlüğü’nün...esas sayılı icra takip dosyasında davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE,

b-Şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,

c-Harçlar Kanunu ve bağlı tarife gereğince alınması gereken 150.479,06 TL harçtan peşin alınan 37.619,77 TL harcın mahsubu ile bakiye 112.859,29 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, davacının yatırdığı 97,70 TL tedbir talebi harcının istek halinde davacıya iadesine,

c-Davacı tarafından yapılan 37.619,77 TL peşin harç, 59,30 TL başvurma harcı, 63,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 37.742,07 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

d-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

e-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 302.317,32 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

f-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilgili tarafa İADESİNE,

3-İstinaf incelemesi yönünden;

a-Davacının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 59,30 TL nispi istinaf karar harcının talebi halinde davacıya İADESİNE,

b-Davacı tarafından istinaf incelemesi için yapılan istinaf yargılama gideri 211,00 TL ve 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

d-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE,

4-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE,

Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde başvurulmak suretiyle Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07/02/2025

....

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı