T.C.
ANTALYA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/683 Esas
KARAR NO : 2021/113
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 22/12/2020
KARAR TARİHİ : 04/02/2021
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
TALEP :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıya yapmış olduğu satış ve hizmet karşılığında ... tarihli ve Seri ... Sıra ... numaralı ... TL faturayı tanzim ettiğini, alacağın tahsili amacıyla Antalya Genel İcra Müdürlüğünün ... /... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun icra takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, icra takibindeki alacak üzerinden %40’dan aşağı olmamak kayıt ve şartı ile davalı borçlunun icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı kurumun kanunla kurulduğunu, belli esas ve usuller çerçevesinde yönetilen kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurum olduğunu, harçtan muaf olduğunu, davalının ticari nitelikte bir faaliyeti bulunmadığını, uyuşmazlığın ticari nitelikte değerlendirilmesi mümkün olmadığını, uyuşmazlığın genel mahkemelerde ileri sürülmesi gerektiğini, ... Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduğunu, davalının davacı yandan aldığı ve söz konusu fatura içeriği ile ilgili bir mal/hizmet alımı bulunmadığını, davalı üniversiteye teslim edilmiş bir mal ve hizmet bulunmadığından yine fatura aslı da fiziki olarak müvekkil kuruma gönderilmediğinden faturaya itiraz etmelerinin mümkün olmadığını, davalının mal ve hizmet satın alımlarını belli usullere uygun yapılması gerektiğini, fatura bedeli yazılı işlerin piyasa miktarının çok üstünde olduğunu, dosyada uygulanan faizi ve faiz oranını da kabul etmediklerini belirterek davanın reddine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
DAVA :
Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesine dayanan itirazın iptali istemli davadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ:
Dava, ... tarihinde Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır.
Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün .../... E . Sayılı takip dosyasının incelenmesinde, alacaklının davacı, borçlunun davalı, ... TL asıl alacak için ilamsız takiplere mahsus icra takibinin yapıldığı, borçlunun itirazı ile takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.
Antalya Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün cevabi yazılarında davalının kurumlar vergisinden muaf olduğu bildirilmiştir.
Tarafların beyanları, davanın niteliği değerlendirildiğinde öncelikli olarak ticari dava ve tacir ayrımı konusunda doktrin ve yüksek mahkeme içtihatlarına göre açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı).
Tacir, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişidir (TTK m. 12/1). Tacirin tanımında merkez kavram ticari işletmedir. Bu sebeple teşebbüs kavramının unsurları ticari işletmenin unsurları ile karşılaştırılacaktır. Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir (TTK m. 11/1). Unsurları; devamlılık, iktisadi faaliyet (gelir sağlamayı hedef tutma), bağımsızlık, esnaf faaliyeti sınırlarını aşmadır. (Karaman Coşgun, Özlem; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmasının Sonuçları
, MÜHF - HAD, C.21, S.1, s.115 vd.).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 16. maddesi gereğince ideal gayesini gerçekleştirmek için ticari işleten vakıflar tacir sayılır. Gelirlerinden yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan, başka bir deyişle, kamuya yararlı vakıflar ticari işletme işletseler dahi tacir sayılmayacaktır (Arıkan, Sabih; Ticari İşletme Hukuku 25. Bası, Ankara 2019, s. 137 vd.).
Anayasa'nın 130/2. maddesi ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu 10’nun ek 2. maddede vakıflarca kurulan üniversitelerin kazanç amacıyla faaliyette bulunamayacakları belirtilmiş olduğundan bu kurumların kamu yararına çalışan eğitim ve öğretim hizmet birimleri olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla üniversite sahip ve yöneticilerinin, amacı ticari kazanç olan “tacir”, üniversite faaliyet alanının da bir “ticarethane” niteliğinde değerlendirilemez. Nitekim, eğitim ve öğretim hizmetleri karşılığı öğrencilerden alınan ücretler araç, gereç, ısınma, aydınlatma ve personel giderleri karşılığıdır. Gider karşılığı alınan bu ücretler nedeniyle üniversitelerin iktisadi işletme niteliği kazanması olası değildir. Bu özellikleriyle vakıf üniversiteleri birer sosyal hizmet kurumları statüsündedir (Budak, Tamer; Katma Değer Vergisi Kanunu: Kültür ve Eğitim İstisnası: Vakıf Üniversiteleri, AUHFD, 59 (3) 2010, s. 454).
Maliye Bakanlığının önersi üzerne Bakanlar Kurulunca vergi muafiyet tanınabilmektedir. Bu durumda vergi muafiyeti tanınan vakıarın tamamı tacir sayılmayacaktır (Akbıyık, Cem; Yeni Kurulan Vakıfların Ticari Faaliyetleri, Fasikül Mart 2018 sayı 100, s. 112). Bakanlar Kurulu kararı ile vergi muafiyeti kapsamına alınmış olan vakıfların bir ticari işletme işletseler dahi tacir sayılmayacakları anlaşılmaktadır. Ancak Türk Ticaret Kanunun 16/2. fıkrasına göre tacir sayılmayacak olan vakıflar bunlarla sınırlı değildir. Vergi muafiyeti kapsamında olmadığı halde gelirlerinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işler için harcayan vakıflar da tacir sayılmayacaklardır (Göle, Celal/ Bilgeç, Hakan; Ticari İşletme İşlettikleri Halde Tacir Sayılmayan Dernek ve Vakıflara İlişkin Düzenlemenin (TTK. m. 16/2) Değerlendirilmesi, Batıder C. XXXII sa. 4. Yıl 2016, s. 15).
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 02/07/2019 tarih 2019/565E. 2019/4744K. sayılı kararında; "...vekalet ücreti, görevli mahkemece yapılan yargılama sonunda oluşacak sonuca göre hükmedilecek vekalet ücretidir. Görevsizlik kararı için ayrı, yapılan yargılama sonucu ayrı vekalet ücreti verilmesi kanuna aykırıdır. Birleştirilen davanın görevsiz mahkemede açılması üzerine verilen görevsizlik kararı yönünden mahkemece ayrıca vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinin düşünülmemesi..." denilmiştir.
Davamıza gelince; davacı faturalı alacağı için ilamsız takiplere mahsus icra takibi yapmış, borçlunun itirazı üzerine itirazın iptali istemi ile dava açmıştır. Davalı vergiden muaf olan vakıfça kurulan üniversitedir. Anayasa'nın 130/2. maddesi ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu 10’nun ek 2. maddede vakıflarca kurulan üniversitelerin kazanç amacıyla faaliyette bulunamayacakları belirtilmiş olduğundan bu kurumların kamu yararına çalışan eğitim ve öğretim hizmet birimleri olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla üniversite sahip ve yöneticilerinin, amacı ticari kazanç olan “tacir”, üniversite faaliyet alanının da bir “ticarethane” niteliğinde değerlendirilemez. Başka bir ifade ile davalının tacir olmadığı anlaşılmaktadır. Davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer alan mutlak ve nispi ticari davalardan ayrıca özel kanunlarda düzenlenen ticari davalardan olmaması karşısında mahkememizin görevsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Davanın niteliği gereği görevli Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1-c maddesi gereğince mahkemelerin görevinin dava şartlarından olması sebebiyle öncelikle dikkate alınması gerekir. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine o mahkemece bakılacağından, bu konuda karar vermek görevli mahkemeye bırakılmıştır. Görevsizlik, yetkisizlik ve gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise; talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderini ödemeye mahkum edileceğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince usulden REDDİNE,
2. Davacı ve/veya davalıdan herhangi birinin talebi halinde dava dosyasının görevli Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 331/2 maddesi gereğince; görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini (yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti) ödemeye mahkum edeceğine,
5. Davacı ve davalı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istek halinde görevli mahkemede tevzi edilecek dosyaya aktarılmasına, dava dosyasının görevli mahkemeye süresi içinde gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, bakiye gider avansının istek halinde yatıran davacıya ve davalıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, HMK 345. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 04/02/2021
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır