1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşmedi

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi 2024/326 E., 2025/432 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 17.04.2025 Sayı: 2024/326 E. - 2025/432 K. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2024/326 - Karar No:2025/432

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/326

KARAR NO : 2025/432

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 06/02/2024

NUMARASI : 2023/365 E-2024/70 K

DAVACI :

VEKİLLERİ :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 17/04/2025

KARAR YAZIM TARİHİ : 22/04/2025

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında bir adet "... marka fonuc kontrol sistemi ve yazılımına sahip tüm eksenleri servo kontrollü CNC çok eksenli" taşlama makinesinin imal edilip müvekkiline teslimi için anlaşma yapıldığını, anlaşmaya göre makinanın en geç Eylül 2022 tarihinde tesliminin ön görüldüğünü, bu nedenle avans olarak 04.07.2022 tarihinde 351.276,00 TL ve 08.08.2022 tarihinde 735.380,00 TL olmak üzere toplam 1.086.656,00 TL'nin banka yoluyla havale edildiğini ancak makinanın ön görülen sürede yapılıp teslim edilmediğini, karşı tarafa gönderilen 22.12.2022 ve 08.02.2023 tarihli noter ihtarlarına rağmen makinanın teslim edilmediğini, gönderilen avansın da iade edilmediğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak davalıya ödenen 1.086.656,00 TL'nin 16.02.2023 temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davanın yetki, derdestlik, zamanaşımı, husumet ve dava şartı yokluğundan reddine, aksi halde ise; 31.08.2022 tarihinde gönderilen proforma faturada taşlama makinasının imal ve satışı konusunda KDV hariç 115.000,00 Euro üzerinden tarafların anlaştığını ancak davacının peşinat olarak ödemesi gereken %50 bedeli müvekkiline ödemediğini, davacının kendi edimini yerine getirmeden karşı edimin yerine getirilmediğini belirterek keşide ettiği ihtarda ve açtığı davada hukuka uyarlık bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme ile birlikte ham madde tedarikine başladığını ancak %50 mal avansının yatırılmaması nedeniyle üretimin tamamlanamadığını ve müvekkilinin zor duruma düştüğünü, makinenin Eylül ayında teslimine ilişkin taraflar arasında anlaşma bulunmadığını, makinenin üretimi için gerekli %50 avans yatırılmış olsa dahi, böyle bir makinenin bu sürede üretilmesinin mümkün olmadığını, %50 peşinatın hiçbir zaman yatırılmadığını, müvekkilinin mağdur olması nedeniyle talep haklarının saklı kaldığını savunarak, davanın usulden, bu mümkün değilse esastan reddine karar verilmesini talep etmiş, ikinci cevap dilekçesinde ise, ayrıca sözleşmenin haksız feshi nedeniyle müvekkilinin kar kaybı alacağının varsa davacı alacağından mahsubu suretiyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamı, dava, cevap, proforma fatura, ödeme dekontları, ticari defterler üzerinde de inceleme yapılarak hazırlanan bilirkişi raporu ve noter ihtarları ile yukarıda yazılı yasal düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 1 adet taşlama makinesinin, davalı tarafından imalatı ve davacıya teslimi konusunda sözleşmenin kurulduğu, sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu ve davacının iş veren, davalının ise yüklenici olduğu, yine taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme yok ise de, davalı tarafından düzenlenen proforma faturanın iş sahibi davacı tarafından inkar edilmediği gözetildiğinde, bu belge kapsamında taraflar arasındaki akdi ilişkinin kurulduğu görülmüştür. Bu proforma faturada, malın birim fiyatının

KDV hariç olarak 115.000,00 Euro olarak belirlendiği ve mala ilişkin KDV’nin

%50’sinin de peşin olarak ödeneceğine dair bir açıklamanın yer almadığı, ürünün, imalatı yapılarak tesliminin 31.08.2022 tarihinden itibaren 90 gün olarak belirlendiği, ancak bu sürede teslim edilmediğinden davacı iş sahibinin 22.12.2022 tarihli ve bilahare 08.02.2023 tarihli ihtarname ile 7 günlük süre verilerek, malın teslimi, aksi halde ise ödenen avansın iadesi talebinde bulunduğu, ihtarnamenin 09.02.2023 tarihinde yüklenici davalıya tebliğ edildiği halde, verilen önelde de mal teslimi yada avans iadesinin yapılmadığı, bu kapsamda, davacının peşin ödeme aşamasında KDV ödeme yükümlülüğü doğmadığından, davacının sözleşmede kararlaştırılan bedeli peşin ödediği ve bedel ödemede temerrütünün oluşmadığı, davalının mal tesliminde temerrüte düştüğü, davacın sözleşmeden dönme ve avansın temerrüt faiziyle iadesini isteme hakkının oluştuğu kanaatine varıldığı, ayrıca davalının kar payı zararı talebi ve avanstan mahsubu talebinin, davacının sözleşmeyi fesih ile avans iadesi isteminde haklı olduğu, yine davalı tarafından, işveren davacıya %50 peşinatın ödenmesinde/ hesaplanmasında KDV tutarı kadar eksiklik bulunduğu ve eksikliğin tamamlanması yönünden de herhangi bir ihtar sunmadığı, %50 peşinatın eksik ödendiği yönünde cevap dilekçesinde beyanda bulunulduğu, davalının peşin ödemenin eksik olduğu hususunda bir ihtar yada uyarısı olmadığı gözetildiğinden, iyi niyetli bir talep olmadığı ve bu yöndeki istemin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 1.086.656,00 TL'nin 16/02/2023 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2. maddesi gereğince değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı vekili istinaf başvurusunda; taraflar arasında davacı tarafın da kabulündeki sözleşmeye göre iş bedeli 115.000,00 Euro + KDV olup, bu bedel o dönemde KDV %18 olduğundan toplam iş bedelinin 115.000,00 x %18=135.700,00 Euro ve bu bedelin siparişte peşinen ödenmesi gereken %50'sinin de 67.850,00 Euro olduğunu, davacının yargılama safhalarında taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak 60.145,4315 Euro bedel ödediğini, bunun da anlaşmanın %50 bedelinden yüksek olduğunu belirttiyse de, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılanın bedel+kdv olup, müstakar hale gelmiş yüksek mahkeme kararlarına göre kdv hariç ödendiği iddia edilen bedelin anlaşılan işin %50 bedeline ulaşmadığını ve yüksek yargı kararlarının da bu yönde olduğunu, eser sözleşmelerinde KDV iş bedeline dahil olup, KDV alacağının istenilebilmesi için faturanın kesilmiş olması ve peşinat alınırken KDV'sinin de ayrıca talep edilmesinin zorunlu olmadığını, faturanın henüz kesilmemiş olsa bile ödenmeyen KDV alacağının istenmesinin mümkün olduğunu, kesin vade veya ihtara rağmen ödenmemiş ise borçlunun KDV alacağı için de temerrüde düşmüş olacağını, bu nedenle fatura kesilmemiş olduğu halde KDV alacağı ve bunun temerrüt faizinin istenmesi mümkün olduğundan, mahkemece bunun aksine kabul ve değerlendirmesinin doğru olmadığını, yine KDV'nin bedele dahil olup olmadığı vergi hukukuna ait bir sorun olmayıp, borçlar hukukuna ilişkin bir konu olduğu ve KDV'nin bedele dahil olup olmadığının sözleşmede kararlaştırılmış ise buna göre toplam bedel belirleneceğini(Yargıtay 15.HD'nin 09.10.2015 tarih ve 2015/944 E- 2015/4911 K), işbu davada bedel+KDV olarak anlaşılan ve kararlaştırılan, her iki tarafın da kabulünde olan bir sözleşme bulunmakta olup, bu yönüyle bedelin 115.000,00 Euro + %18 KDV = bedel 135.700,00 Euro olduğunu, davacının ise sözleşme ilişkisine göre peşinat olarak ödemesi gereken bedelin yarısını yatırmadığını, KDV iş bedeline dahil olduğundan KDV alacağının istenilmesi için fatura kesilmesinin zorunlu olmadığını(Yargıtay 15. HD'nin 29.05.2014 tarih ve 2013/4312 E- 2014/3728 K), bu nedenle KDV alacağının istenebilmesi için fatura keşide edilmesinin zorunlu olmadığı gibi, kararlaştırılan bedele, iş sahibine ait olan KDV'nin de eklenmesi gerektiğini ve ödenmesi gereken peşinata KDV'de dahil olacağından hükme esas alınan bilirkişi raporunun yanlış değerlendirmeye dayalı olduğunu, mahkemenin haklı gerekçesini göstermeksizin bilirkişi raporuna bağlı kalarak sonuca ulaşmasının da hukuka aykırı ve yanlış olduğunu, TBK'nın 97. maddesinde "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir." hükmünün bulunduğunu, sözleşmede siparişte %50 peşin ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, öncelikli edim davacı iş sahibine ait olup, müvekkili yükleniciden ediminin ifasını talep edebilmesi için önce kendi edimini tam olarak yerine getirmesi gerektiğini, aksi takdirde öncelikli ifada bulunması gereken iş sahibinin öncelikli edimini yerine getirmiş sayılmayacağını, davacının peşinatı tam olarak ödemediğinden müvekkilinin kendi edimini ifa etmekten kaçınma hakkına sahip olduğunu ve bu hakkını kullanabilmesi için iş sahibine ihtarda bulunmasının zorunlu olmadığını, müvekkilinin kendi edimini ifa etmekten kaçındığından ödemezlik def'i hakkını kullandığını, mahkemenin bu hususa aykırı kabulünün ve kararının TBK'nın 97.maddesi, doktrin ve yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, yine davacının haksız feshi sonucu müvekkilinin kar kaybı alacağı ile ilgili mahsup itirazlarının bulunduğunu, mahkemece feshin haklı olduğu gerekçesi ile mahsup itirazlarının haksız şekilde reddedildiğini, oysa fesih açısından yapılan hatalı değerlendirmeden kaynaklanan bu hususun, feshin haksız olmasına bağlı olarak davalı müvekkili yüklenicinin sözleşme ifa ile sonuçlanmadığından elde edeceği gelir ve kardan mahrum kalmak suretiyle uğradığını, davacı iş sahibinin fesihte haksız olduğundan davadaki alacak iddialarını kabul etmemekle birlikte, ödediği bedelin iadesini isteyebileceği sonucuna varılsa dahi, hesaplanacak davacı alacağından aynı sözleşme ilişkisi sonucu davalı müvekkilinin haksız fesih nedeniyle uğradığı kar kaybı alacağının tespit ve mahsubunu itiraz olarak talep ettiklerini, gerek TBK'da gerekse BK'da takas ile ilgili düzenleme bulunmakla birlikte, mahsup ile ilgili bir düzenleme yapılmadığını, mahsup itiraz niteliğinde olup, cevapla birlikte def'i şeklinde ileri sürülmesi ya da karşı dava açılarak talep edilmesi zorunlu olmayıp, dosyaya intikal eden delillere göre mahsup edilebilecek bir davalı alacağı bulunması durumunda, mahkeme mahsup işleminin kendiliğinden yapılması ve göz önünde tutulmasının zorunlu olduğunu(Yargıtay 15.HD'nin 15.07.2010 tarih ve 2010/3016 E- 2010/4126 K, 2014/857 E- 2014/6878 K), yani davacının ödediği eksik peşin iş bedelinin iadesini talep etmek suretiyle öncelikli edimini yerine getirmediğinden, sözleşmeyi fesih iradesinin hukuka aykırı ve haksız olduğunu, müvekkilinin bu haksız fesih nedeniyle kar kaybına uğradığını ve bu kar kaybı alacağının da aynı sözleşmeden kaynaklanan karşılık alacak olduğundan, kar kaybı hesabının kesinti yöntemine göre yapılıp iş sahibi alacağından mahsubu gerektiğini, mahkemece bu mahsup itirazının üzerine yetersiz ve yargıtay içtihatlarına aykırı olarak kesinti yöntemine göre kar kaybı alacağının belirlenmemiş olmakla birlikte, bilirkişi kurulunun bir kısım kar kaybı alacağı bulunduğunu hesaplamasına rağmen mahkemece hukuka ve dosya kapsamına aykırı bir gerekçeyle kar kaybı miktarı yöntemine uygun olarak hesaplanması yöntemine girilmediğini ve iş sahibinin alacağından mahsup edilmediğini, fesih/ haksız fesih nedeniyle kar kaybı isteminde kesinti yöntemine göre hesaplama yapılması gerekirken, mahkemece alınan bilirkişi raporunda bu yönteme göre hesaplama yapılmadığını ve yanlış hesaplanan miktarın dahi mahsup edilmediğini(Yargıtay 15.HD'nin 20.07/2011 tarih ve 2011/864 E- 2011/4787 K, 09.01/2016 tarih ve 2015/5062 E- 2016/766 K, 03.03,2014 tarih ve 2013/1894 E- 2014/1416 K, 27.03.2017 tarih ve 2016/1750 E- 2017/1330 K, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih ve 2010/14-244 E- 2010/260 K sayılı ilamları), davacının tüm iddialarını reddettiklerini, uyuşmazlık bakımından ödediği sözleşme bedelinin iadesi talebinin, sözleşmenin feshi iradesini de kapsadığını ve öncelikli edimini yerine getirmemesi sebebiyle davacının feshi haksız olup, bunun sonucu müvekkili yüklenicinin müspet zarar kapsamında kar kaybına uğradığından, yerleşik emsal yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere kesinti yöntemine göre müvekkilin "kar kaybı alacağının" sözleşme yabancı para cinsinden düzenlenmiş olduğundan ve safhalarda da bu şekilde talep olunduğundan, yabancı para cinsine göre hesaplattırılıp, karar tarihine göre TL karşılığının davacı alacağından düşülmek suretiyle, varsa iş sahibi alacağına hükmedilmesinin, müvekkilinin kar kaybı alacağının daha fazla olacağından davacının ödediği bedeli iadesi ile ilgili talep ve davasının reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu davacının fesihte haklı olduğu kabul edilerek, haklı olarak mahsubu talep edilen kar kaybı alacağı ile ilgli kesinti yöntemine uygun olarak bilirkişi incelemesi yaptırıp hesaplanacak kar kaybı alacağının iş sahibinin ödediği peşinattan mahsup edilmek suretiyle, ki kar kaybı alacaklarının davacı alacağından daha fazla olduğundan davanın tümden reddedilmesi kararı verilmesi gerekirken, kabulüne karara verilmesinin doğru olmadığını belirterek, öncelikle istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını, istinaf itirazlarının kabulü ile bu doğrultuda; eksik inceleme ve yanlış değerlendirmeye dayalı ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353, 354, 355 ve 356 sayılı maddeleri uyarınca kaldırılarak, ilk derece mahkemesine gönderilmeksizin deliller kısmen toplandığından kar kaybı alacağı yönünden kesinti yöntemine göre hesaplattırılıp, iş bedeli peşinatının tamamının ödenmemesi sebebiyle davacı iş sahibinin feshi haksız olduğundan bu konudaki ilk derece mahkemesinin yanlış değerlendirmesinin düzeltilerek, davacı iş sahibinin fesihte haksız olduğuna, davalı yüklenici müvekkilinin kar kaybı zararının bulunduğuna ve hesaplanacak kar kaybı zararının davacının yaptığı peşin ödemeden mahsup edilerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenedn dönme nedeniyle verilen iş bedeli iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle taraflar arasında 31.08.2022 tarihli proforma faturaya ilişkin akdi ilişkinin kurulduğu, akdi ilişkinin kurulduğu proforma faturada bedelin 115.000,00 Euro + KDV olarak düzenlendiği, ödeme bölümünde siparişte %50 peşinat, makine sevkinde %50 peşin verileceğinin kararlaştırıldığı, davacı tarafça toplam 1.086.656,00 TL/ 60.145,4315 Euro davalıya ödeme yapıldığı, teslimatın ise makine sipariş onayından sonra 90 iş günü içinde yapılacağının düzenlendiği ihtilafsız olup, davalı tarafça avans yönünden kısmi ödeme yapılmış olmasına rağmen dava tarihine kadar sözleşme kapsamında herhangi bir imalatın yapıldığının iddia ve ispat edilemediği gibi, davalının dava tarihinden önce davacıya edimlerinin ifası yönünde herhangi bir ihtar ve uyarısının bulunmadığının anlaşılmasına göre, iş bedelinin iade edilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,

2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 74.229,48 TL istinaf karar harcından peşin alınan 18.557,37 TL harcın mahsubu ile bakiye 55.672,11‬ TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,

3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 361. madde gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 17/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı