1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Bölge Adliye Mahkemeleri
  4. İstinaf Kararları
İstinaf/BAM Kararı (Hukuk/Ceza) Kesinleşti

Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/388 E., 2025/645 K.

Bölge Adliye Mahkemeleri 01.10.2025 Sayı: 2025/388 E. - 2025/645 K. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

T.C. ... 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

T.C.

...

3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/388

KARAR NO : 2025/645

HAKİM : ... ...

KATİP : ... ...

DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)

DAVA TARİHİ : 22/05/2025

KARAR TARİHİ : 01/10/2025

K.YAZIM TARİHİ : 01/10/2025

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket, kamyon ve tır servisi alanında faaliyet gösteren bir işletme olduğunu, bu kapsamda, araçların bakım ve onarım işlemleri için gerekli olan yedek parçalar temin edilmekte ve ilgili işlemler gerçekleştirildiğini, davalıya ait ... plakalı araç, hasar onarımı amacıyla müvekkilin servisine getirilmiş ve araç üzerinde kapsamlı onarım işlemleri gerçekleştirildiğini, müvekkili şirket 22/03/2025 tarihli, YM02025000000001 fatura numarası ile davalıya ait ... plakalı aracın faturada da görüleceği üzere hasarıyla alakalı olan iş ve işçilikler için 246.000,00-TL mal hizmet bedeli + 49.200,00-TL KDV olmak üzere toplam 295.200,00-TL tutarında fatura düzenlenmiş ve davalıya teslim edildiğini, bu fatura; malzeme bedelleri, işçilik, boya, kaynak, değişim gibi detaylı onarım işlemlerini içerdiğini, dolayısıyla faturada belirtilen hizmetlerin tamamı, davalıya ait aracın bakım ve onarımı sırasında fiilen kullanılan malzemelere ve gerçekleştirilen işçilik işlemlerine ilişkindir. Fatura kalemleri detaylı, açık ve sabit olduğunu, parça ve hizmet fiyatları belli olduğunu, davalı taraf, fatura kapsamındaki mal/hizmet bedeli olan asıl borcu ödemiş, ancak KDV bedeli olan 49.200,00-TL’lik kısmı ödemediğini, dolayısıyla borcun tamamı ödenmediğini, oysa KDV fatura ve Vergi Usul Kanunu gereği ayrılmaz bir borç kalemi olduğunu, müvekkili alacağını tahsil edemediğinden, 14/04/2025 tarihinde Gölbaşı (...) İcra Dairesi’nin 2025/2766 E. sayılı dosyası ile ilamsız genel haciz yolu üzerinden icra takibi başlatıldığını, takip, yalnızca ödenmeyen KDV tutarına 49.200,00-TL'ye yönelik olduğunu, davalı yanca, faturaya düzenlendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde herhangi bir itirazda bulunmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2. maddesi gereği, bu durumda fatura içeriği kesinleşmiş ve davalı, faturada belirtilen alacağı kabul etmiş sayıldığını, kaldı ki davalının KDV bedelini ödememesi, Vergi Usul Kanunu'na aykırı olduğunu, KDV fatura bedelinin ayrılmaz bir parçası olup, davalı tarafından ödenmemesi, vergi yükümlülüklerini yerine getirmediği anlamına geldiğini, yine önemle belirtmek gerekir ki davalının, borcun bir kısmını ödeyip yalnızca KDV kalemini ödememesi, hukuka aykırı ve kötü niyetli bir davranış olduğunu, bu durum, devlete karşı vergi yükümlülüklerini yerine getirmemek suretiyle vergi kaçırma niteliği de taşıdığını, davalı tarafça bu takibe karşı 22/04/2025 tarihinde müvekkilinin alacağına kavuşması için başlatmış olduğu takibi sürüncemede bırakmak ve müvekkile verdiği zararı devam ettirmek niyetiyle tamamen haksız ve hukuka aykırı itirazlarda bulunmuş bunun sonucunda takip durduğunu, oysa itiraz edilen tutar, daha önce taraflar arasında kararlaştırılmış ve fatura ile belgelenmiş KDV borcu olduğunu, davalının yaptığı ödeme, faturanın sadece mal/hizmet bedeline ilişkin olup KDV ayrı ve ödenmediğini, davalının yapmış olduğu itiraz, alacağın dayanağı olan faturanın KDV kısmına yöneliktir ve haksız olduğunu, KDV fatura üzerinde açıkça belirtilmiş olup, ticari teamül ve mevzuat gereği alıcı tarafından ödenmesi zorunlu bir unsur olduğunu, davalının KDV ödememesi yönünde herhangi bir hukuki dayanağı bulunmadığını, itirazın iptali davalarında, icra-inkar tazminatına hükmedilmesi için alacağın likit olması şartı arandığını, alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya yargılama gerektirmeksizin belirlenebilir ise bu durum alacağın likit ve muayyen olduğu anlamına gelir. Aranan, likit olma şartı, alacağımız yönüyle mevcut olduğunu, dolayısıyla itirazında tamamen ve açıkça haksız olan, müvekkilinin haklı alacağını ödemeyen ve dahi açılmış olan icra takibine de itiraz ederek müvekkilinin bu mağduriyetini daha ziyade hale getiren davalı (borçlunun) İcra İflas kanunu 67. maddesi uyarınca icra-inkâr tazminatına mahkûm edilmesini, icra takibine yapılan bu haksız itiraz neticesinde müvekkilinin yasal alacağını tahsil etmesi engellendiğini, bu nedenle, dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, ancak anlaşılamadığını, izah edilen sebepler ve mahkemece resen nazara alınacak sebeplerle; Öncelikle davanın kabulüne, davalı (borçlu) tarafından söz konusu itirazların iptaline, haklı icra takibimizin devamına, davalı tarafın 22/03/2025 tarihli fatura uyarınca ödenmeyen KDV tutarı olan 49.200,00 TL'nin fatura tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine, asıl alacağın %20’sinden az olmamak üzere davalı (borçlu) aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı (borçlu) üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı cevap dilekçesinde özetle;Davacı ile aralarında, ISUZU marka ... plakalı aracımın onarımı kapsamında, 18.01.2025 tarihinde sözlü bir hizmet sözleşmesi kurulduğunu, davacı, aracı 20 iş günü içinde eksiksiz şekilde teslim edeceğini taahhüt ettiğini, karşılığında taraflar arasında KDV dahil 246.000,00 TL bedel üzerinde mutabakata varıldığını, davacıya, aracın onarımı için banka üzerinden dört ayrı ödeme yapıldığını, bu ödemeler; 100.000 TL, 30.000 TL, 40.000 TL ve 76.000 TL olmak üzere toplam 246.000 TL' olduğunu, söz konusu ödemelere ilişkin tüm banka dekontları taraflarınca ibraz edileceğini, bunun dışında, onarım sürecinde ilk başta fark edilemeyen ancak daha sonra tespit edilen mazot deposu ve egzoz hattındaki patlaklık nedeniyle, bu ek arıza giderleri için davacıya 23.000 TL elden ödeme yapıldığını, bu husus, davacının bilgisi ve rızası dahilinde olduğunu, davacı, 10.03.2025 tarihinde aracı teslim etmiş, ancak araç tesliminden sonra yapılan kontrollerde; Motor elektrik bağlantısının yapılmamış olduğunu, direksiyon kutusunun yağ sızdırdığı ve boşluk bulunduğunu, mazot deposunun delik olduğunu, egzoz hattının patlak olduğunu, radyatörün su kaynattığını, şoför muavini kısmında boya dökülmeleri olduğunu, kapıların düzgün kapanmadığını, şasenin sola çektiği gibi ciddi teknik ve güvenlik açısından sorunlar tespit edildiğini, söz konusu eksikliklerin giderilmesi için araç 20.03.2025 ve 21.03.2025 tarihlerinde yeniden davacı firmaya götürülmüş, ancak yapılan işlemler yetersiz kaldığını, teknik sorunların büyük bir kısmı devam ettiği için, güvenli olmayan bir araç teslim alınmak zorunda kalındığını, özellikle son ödeme olan 76.000 TL'nin yapılması sırasında, davacı bu ödemeyi dekont açıklaması silinmeden kabul etmeyeceğini beyan ederek ödeme iadesinde bulunduğunu, bu durum açıkça teslim yükümlülüğünü kötü niyetli şartlara bağladığını ve ticaret etiğine âykırı davrandığını gösterdiğini, taraflar arasında KDV dahil 246.000 TL olarak mutabık kalınmış olmasına rağmen, davacı tarafından araç tesliminden 12 gün sonra (22.03.2025 tarihinde) fatura düzenlenmiş ve keyfi şekilde bu bedelin üzerine 49.200 TL KDV eklenerek 295.200 TL olarak faturalandırılmıştır. Bu durum, sözleşmeye ve taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olduğunu, hukuka aykırı olarak düzenlenen bu faturaya dayalı olarak davacı tarafından başlatılan icra takibine süresi içinde itiraz edilmiş ve takibin durdurulması sağlandığını, bu fatura, tarafımca kabul edilmediği gibi, şirket muhasebe birimi tarafından da iade edildiğini, aracın taraflarına 07.02.2025 tarihinde teslim edileceği taahhüt edildiğini, ancak bu taahhüde aykırı şekilde araç ancak 21.03.2025 tarihinde kullanıma elverişli hâle getirildiğini, bu gecikme nedeniyle uzun süre aracı kullanamamış ve iş ile gelir kaybına uğradığını, davacı, mahkemeye sunduğu savunmasında “sadece aracı teslim ettim, onarımla ilgim yok” gibi çelişkili ve sorumluluktan kaçınmaya yönelik beyanlarda bulunduğunu, oysa ki tüm süreç boyunca aracı teslim almış, ödemeleri kabul ettiğini, teslim şartlarını kendisi belirlemiş ve faturayı kendisi düzenlediğini, tüm bu unsurlar, davalının sözleşmesel yükümlülüklerini üstlendiğini ve ifada kusurlu davrandığını gösterdiğini, davacı taraf, aracın "kaçak olarak yollarda kullanıldığı" ve "ticari sicil kaydımın bulunmadığı" yönünde mesnetsiz iddialarda bulunduğunu, bu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Söz konusu araç, vergi levhası kayıtlarında yer alan aktif ticari aracım olup, tüm vergi yükümlülükleri yerine getirilmekte, muhasebesi düzenli olarak tutulmakta ve resmi belgelerle belgelendirildiğini, davacının, araç kullanım şekline ilişkin iddiaları herhangi bir kurumsal veya resmi kayıtla desteklenmediğini, ilgili belgeler delil olarak sunulduğunu, davacı, onarımını üstlendiği aracı eksik ve kusurlu teslim ettiğinde, kendisine durumu iletip itiraz ettiğimde, hakaret içeren sözlerle üzerime yürümüş ve beni tehdit ettiğini, davranışı hem mesleki sorumlulukla hem de genel ahlak kurallarıyla bağdaşmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yalnızca teknik değil, aynı zamanda kişisel baskı ve tehdit yoluyla çözülmeye çalışılmış olması da ayrıca dikkate alınmasını, bu konuda gerekirse eşimin tanık beyanı sunulabileceğini, arz edilen nedenlerle; Fazladan kesilen 49.200,00 TL'lik KDV'nin hukuka aykırı olduğunun tespitiyle iptali, davacı tarafından tarafıma yapılan kusurlu hizmet nedeniyle ödediğim bedelin iadesi veya oluşan zararın tazmini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesi hususlarında gereğini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;

Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının hizmet sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali olduğu anlaşıldı.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1.maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, asliye ticaret mahkemesine aittir. Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1.maddesinin ilk cümlesinde tarif edilmiş olup, her iki tarafın da "Ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davalarıdır. Mutlak ticari davalar ise tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun (HMK) 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 114/c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Dolayısıyla görev konusunun, mahkemelerce her aşamada resen gözetilmesi gerekir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.

Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.

Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

TTK 14.maddesinde "bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtaları ile halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır." denilmektedir.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ... Gelir İdaresi Başkanlığından, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinden ve Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen yazı cevaplarından davalının tacir olmadığı esnaf olduğu ve gelir vergisi mükellefi olduğu işletme usulü defter tuttuğu anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan araştırmada davalının esnaf odasına kayıtlı olup vergi beyanname bildirimlerinin miktarı dikkate alındığında Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile VUK 177. maddesi uyarınca tacir olmağı anlaşılmakla, davalının sıfatı, davacının iddiasını ve davalının savunmasını dayandırdığı hukuki sebepler dikkate alındığında eldeki davanın ticari dava niteliğinde olmadığı değerlendirilerek, davaya genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin bakması gerekeceği kanaati ile Mahkememizin görevsiz olduğunun tespiti ile davanın görev dava şartı yönünden reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,

1-HMK'nun 114/c ve 115/2.maddeleri gereğince göreve yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle DAVANIN USULDEN REDDİNE,

2-Görevli mahkemenin ... Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,

3-HMK'nun 20/1.maddesi gereğince istek halinde ve karar kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Mahkememize başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, iki haftalık süre içerisinde başvurulmaması halinde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususunun ihtarına, (ihtarat yapıldı)

4-HMK'nun 331/2.maddesi gereğince harç ve yargılama giderlerinin davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde görevli mahkemesince değerlendirilmesine,

5-Kararın kesinleşmesinden itibaren HMK'nun 20/1-son cümle ve HMK’nun 331/1 maddeleri gereği dosyanın iki haftalık süre içerisinde görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin istenilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi ve yargılama giderleri yönünden değerlendirme yapılması için dosyanın yeniden ele alınmasına,

Dair, Davacı vekili ile davalı asil ...'ın yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık sürede verilecek dilekçe ile ... Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.01/10/2025

Katip ...

¸[e-imzalıdır]

Hakim ...

¸[e-imzalıdır]

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı