1. Ana Sayfa
  2. Mevzuat Merkezi
  3. Danıştay
  4. Danıştay Kararları
Danıştay Kararı

Danıştay 3. Daire 2024/1179 E., 2025/5819 K.

Danıştay 23.12.2025 Sayı: 2024/1179 E. - 2025/5819 K. 3. Daire

Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2024/1179 E. , 2025/5819 K.

"İçtihat Metni" T.C.

D A N I Ş T A Y

ÜÇÜNCÜ DAİRE

Esas No : 2024/1179

Karar No : 2025/5819

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...

VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Holding Anonim Şirketi

VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı şirketin, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan şartları sağlamadığı hâlde taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalandığı, karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetleri vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıttığı, acele kamulaştırma bedellerini gelir hesaplarına yansıtmadığı, finansal kiralamadan kaynaklanan kur farkı geliri, kur farkı gideri ve finansal kiralama faiz tutarlarını amortisman yoluyla itfa ettiği yolunda saptamalar içeren vergi tekniği raporu uyarınca 2018 yılından devreden zarar tutarının 0,00 TL olarak düzeltilmesi işleminin iptali ile ihtirazı kayıtla verilen 2021 yılının Nisan-Haziran dönemine ait geçici vergi beyannamesine istinaden yapılan tahakkukun kaldırılması ve tecil faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Eleştiri konusu yapılan taşımazların, davacı şirketin iştiraki olan şirketlere satıldığı, davacı şirketin 2018 hesap döneminde satışı gerçekleştirilen taşınmazlar haricinde başka yıllarda da yine iştiraki olan şirketlere taşınmaz satışında bulunduğu ancak söz konusu satışların davacı şirketin iştiraki olan şirketlere yapılması, iştirakler haricinde üçüncü kişilere satış yapıldığına ilişkin olarak bir tespit bulunmaması karşısında söz konusu taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı dolayısıyla taşınmaz satış kazancı istisnasından yararlanamayacağından söz edilemeyeceği, davacı şirket tarafından iştiraki olan şirketlerinin kredi sözleşmelerine kefalet verdiği, esas faaliyet konusu kredi teminine aracılık etmek olan Esnaf Kefalet Kooperatifleri, Kredi Garanti Fonu gibi kuruluşların bu hizmeti bir bedel karşılığında vermelerinin doğal olmasına karşın davacı şirketin, iştirakine mutlaka bir bedel karşılığında kefil olması gerektiği kabulünün varsayıma dayandığı, kefil olunan kredilerin, krediyi kullanan iştirakler tarafından vadelerinde faizleriyle birlikte ödenmediği ve kefalet işlemleri nedeniyle davacı şirketin bir maliyet veya külfetle karşılaştığına dair de bir tespitin bulunmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinden kefalet sözleşmesinin bir kefalet hizmeti ya da garanti hizmeti değil, kefile def'i ileri sürme ve rücu hakkı da dahil bir takım haklar tanıyan bir sözleşme olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 395. maddesinin 3. fıkrasında, şirketler topluluğuna dâhil şirketlerin birbirlerine kefil olabileceği ve garanti verebileceğine dair açık düzenleme bulunduğu ve kefalet işleminin iştirake örtülü kazanç dağıtımı sayılacağına dair bir düzenlemeye 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda da yer verilmediği bu haliyle davacı şirketin iştiraki olan diğer firmalara kredi kullanması için kefil olması işleminin komisyon geliri hesaplanmasını gerektiren bir örtülü kazanç dağıtımı işlemi olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldığı, Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil) Projesi kapsamında bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılması hakkında 20/03/2017 tarihli ve 2017/10039 sayılı Kararnamenin Eki olan kararın yürürlüğe girmesi ile davacı şirketin taşınmazlarının acele kamulaştırıldığı ve acele kamulaştırma bedeli ödemesi yapıldığının anlaşıldığı olayda, davacı şirket tarafından taşınmaz ticareti faaliyetinde bulunulmadığı kanaatine varıldığından söz konusu gelir için de taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalanabileceğinin açık olduğu, öte yandan, taşınmazlara ilişkin finansal kiralama işleminden doğan finansman giderleri ve kur farklarının 2018 yılına kadar doğrudan gider kaydedilmeyip aktifleştirildiği, 2018 yılından itibaren ise doğrudan gider kaydedildiği, ilgili düzenlemeler uyarınca davacı şirketin söz konusu giderlere ilişkin seçimlik hakkının bulunduğu ve 2018 yılına kadar ve 2018 yılından itibaren bu seçimlik hakkın ayrı ayrı olarak kullanıldığı, 334 Seri Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde yer alan seçimlik hakkın kullanılmasından sonra müteakip dönemlerde kullanılan bu hakkın değiştirilemeyeceği yönündeki düzenlemenin yasa ile öngörülmeyen bir sınırlamaya sebebiyet verdiği ve yasal düzenlemeler ile güvence altına alınan hususların genel tebliğ hükümleri ile sınırlandırılması veya mükelleflerin aleyhine olacak şekilde kapsamının daraltılmasının mümkün bulunmaması karşısında kur ve faiz ödemelerinin gider olarak kayıtlarına alınmasında engel bir durum bulunmadığı gerekçesiyle zarar azaltımı işlemi iptal edilmiş, dava konusu tahakkuk kaldırılmış ve ödenen tutarın tahsil tarihinden itibaren tecil faiziyle birlikte iadesine hükmedilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı şirket tarafından, istisnaya konu edilen taşınmazlar (parseller) üzerinde 01/03/2018 tarihinden önce herhangi bir çalışmanın veya yapılaşmanın olmadığı, fiilen kullanılmadığı, parseller üzerinde herhangi bir sabit yapının bulunmadığı ve amortisman da ayrılmadığı, ... ada ..., ... ve ... nolu taşınmazların iştirâklere devredilmek üzere edinildiği dolayısıyla davacı şirket açısından bağlı değer niteliğinde bulunmadığı, 2013 ila 2018 yıllarında 33 adet taşınmaz alımı ve 5 adet taşınmaz satışı yapıldığı dikkate alındığında devamlılık unsuru gerçekleştiğinden davacının taşınmaz ticareti faaliyetiyle iştigâl ettiğinin açık olduğu, atıl kaynakların değerlendirilmesi amacıyla satın alınan taşınmazların kiraya verilmek suretiyle değerlendirilmesi nedeniyle bu taşınmazların satışından elde edilen kazancın taşınmaz satış kazancı istisnasına konu edilemeyeceği, davacı tarafından ilişkili olmayan gerçek veya tüzel kişilere kefil olunması ya da onlar lehine ipotek verilmesi durumunda ne şekilde işlem yapılacaksa ilişkili kişilerle olan işlemlerinde de aynı şekilde işlem yapılması gerektiği, davacının acele kamulaştırma yöntemiyle kamulaştırılan taşınmazlarının, kamulaştırma bedellerinin ödendiği tarihte Karayolları Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçtiği, acele kamulaştırma bedellerinin ödendiği tarihte bu tutarların diğer bir ifadeyle elde edilen kazançların maliyetleri çıkarıldıktan sonra gelir hesaplarına eklenmesi gerektiği, finansal kiralama yoluyla edinilen kıymet yönünden, yabancı para üzerinden yapılan kira ödemelerinin değerlemesi sonucu ortaya çıkan kur farkının ve hesaplanan faiz giderlerinin ilk yıl iktisadi kıymetin maliyetine eklenmesi sonraki yıllar ise gider veya maliyet olarak dikkate alınabileceği, sonraki dönemlerde ise seçimlik olarak hangi hak kullanılmışsa o yönteme göre işlem yapılmasına devam edilmesi gerektiği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idarenin temyiz dilekçesinde yeni bir hususa yer verilmediği, önceki dilekçelerde yer alan iddiaların tekrar edildiği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 22. maddesinin 1. fıkrasında; konular aydınlandığında meselelerin sırasıyla oya konulacağı ve karara bağlanacağı, kararlarda bulunacak hususları düzenleyen 24. maddesinin (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler ile istem sonucunun kararda belirtileceği, (e) bendinde, kararın dayandığı hukuki sebeplerin, gerekçe ve hükmün kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu kurala bağlanmış, 49. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde ise usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması bozma sebebi olarak sayılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 19. maddesinde, vergiyi doğuran olayın, vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu ve hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı hüküm altına alınmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesinde kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde ise Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmış olup 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 2. maddesinde de gerçek gelirin vergilendirileceği ilkesi benimsenmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun bilanço esasında ticari kazancın tespiti ile ilgili 38. maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında işletme sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile bu Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. ve 41. maddelerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkındaki vergi tekniği raporunda, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan şartları sağlamadığı hâlde taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalandığı, karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetlerini vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıttığı, acele kamulaştırma bedellerini gelir hesaplarına yansıtmadığı, finansal kiralamadan kaynaklanan kur farkı geliri, kur farkı gideri ve finansal kiralama faiz tutarlarını amortisman yoluyla itfa etiği yolunda saptamalara yer verilmiştir.

Söz konusu raporda, taşınmazların bağlı değer olmaması, taşınmaz ticareti veya kiralama işlemlerinin yapılması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması iddia edilerek davacının taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalanamayacağı kanaâtine ulaşılmıştır.

Öte yandan, davacı şirketin diğer avanslar hesabında kaydettiği 10.806.156,31 TL'nin, aktifine kayıtlı bazı taşınmazların acele kamulaştırma işlemleri neticesinde banka hesaplarına yatırılan tutardan kaynaklandığı, kamulaştırma bedeli için fatura düzenlenmediği, acele kamulaştırma işleminin kesin bir işlem olarak kabul edilmesi gerektiği, kamulaştırma işlemi gerçekleştikten sonraki hukuki durumun yalnızca taşınmazın değerine ilişkin olduğu, işlemin iptal edilmesi ile ilgili bir sürecin söz konusu olmadığı, taşınmazın nihai değeri ile ilgili olarak sonradan ortaya çıkacak farklılıkların (kamulaştırma bedelinin artması) ortaya çıktığı dönemde elde edilecek vergilendirme döneminde gelir hesabına aktarılabileceği dolayısıyla davacı şirkete acele kamulaştırma bedellerinin ödendiği tarihte elde edilen kazancın (maliyetleri çıkarıldıktan sonra) gelir hesaplarına ekledikten sonra şartları sağlaması durumunda Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan faydalanabileceği, ancak davacı şirketin taşınmaz alım satımı ve kiraya verme işlemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle taşınmaz ticareti faaliyeti içerisinde bulunduğu değerlendirildiğinden söz konusu istisnadan da faydalanamayacağı, bu nedenle davacı şirketin acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde ettiği tutarın gelir hesaplarına eklenmesinin yasal zorunluluk olduğu yolunda eleştiri yapılmıştır.

Vergi Mahkemesince, dava konusu işlemin, davacının taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan bölümü irdelenirken sadece taşınmaz ticareti faaliyetiyle iştigâl edilip edilmediği değerlendirmesi yapılarak hüküm kurulmuş, taşınmazların bağlı değer olmaması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması hususları yönünden değerlendirme yapılmamıştır.

Ayrıca, dava konusu işlemin, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı yönünden; işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan kısmının hukuka uygunluk denetiminin yapılması neticesinde ulaşılan ''davacı şirketin taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı kanaatine varıldığı'' yolundaki yargıya yer verildiği ve acele kamulaştırma kapsamına alınan taşınmazlara ilişkin olarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan yararlanamayacağına ilişkin olarak başka da bir tespit bulunmadığının ortaya konulması suretiyle acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde edilen ve gelir hesaplarına aktarılması gereken tutarın, yeniden düzenlenecek olan gelir tablosu hesaplarına 8.780.330,56 TL olarak eklenmesinde hukuka uygunluk görülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan bölümü irdelenirken taşınmazların bağlı değer olmaması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması hususları yönünden değerlendirme yapılmaksızın, ayrıca, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı hakkında ise maddi olay yanlış nitelendirilerek hüküm kurulması suretiyle davayı sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf isteminin reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının bu yönlerden bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Davacı şirket hakkında tanzim edilen ... tarih ve ... sayılı Vergi Tekniği Raporu'nda; davacının, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan şartları sağlamadığı hâlde taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalandığı, karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetleri vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıttığı, acele kamulaştırma bedellerini gelir hesaplarına yansıtmadığı, finansal kiralamadan kaynaklanan kur farkı geliri, kur farkı gideri ve finansal kiralama faiz tutarlarını amortisman yoluyla itfa ettiği yolunda saptamalara yer verilmiştir.

Sözü edilen raporda, davacı şirketin diğer avanslar hesabında kaydettiği 10.806.156,31 TL'nin, aktifine kayıtlı bazı taşınmazların acele kamulaştırma işlemleri neticesinde banka hesaplarına yatırılan tutardan kaynaklandığı, kamulaştırma bedeli için fatura düzenlenmediği, acele kamulaştırma işleminin kesin bir işlem olarak kabul edilmesi gerektiği, kamulaştırma işlemi gerçekleştikten sonraki hukuki durumun yalnızca taşınmazın değerine ilişkin olduğu, işlemin iptal edilmesi ile ilgili bir sürecin söz konusu olmadığı, taşınmazın nihai değeri ile ilgili olarak sonradan ortaya çıkacak farklılıkların (kamulaştırma bedelinin artması) ortaya çıktığı dönemde elde edilecek vergilendirme döneminde gelir hesabına aktarılabileceği dolayısıyla davacı şirkete acele kamulaştırma bedellerinin ödendiği tarihte elde edilen kazancın (maliyetleri çıkarıldıktan sonra) gelir hesaplarına eklenildikten sonra şartları sağlaması durumunda Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan faydalanabileceği, ancak davacı şirketin taşınmaz alım satımı ve kiraya verme işlemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle taşınmaz ticareti faaliyeti içerisinde bulunduğu değerlendirildiğinden söz konusu istisnadan da faydalanamayacağı, bu nedenle davacı şirketin acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde ettiği tutarın gelir hesaplarına eklenmesinin yasal zorunluluk olduğu yolunda tespitlere yer verilmiştir.

Vergi Mahkemesince, dava konusu işlemin, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı değerlendirilirken, işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan kısmının hukuka uygunluk denetiminin yapılması neticesinde ulaşılan ''davacı şirketin taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı kanaatine varıldığı'' yolundaki yargıya yer verildiği ve acele kamulaştırma kapsamına alınan taşınmazlara ilişkin olarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan yararlanamayacağına ilişkin olarak başka da bir tespit bulunmadığının ortaya konulması suretiyle acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde edilen ve gelir hesaplarına aktarılması gereken tutarın, yeniden düzenlenecek olan gelir tablosu hesaplarına 8.780.330,56 TL olarak eklenmesinde hukuka uygunluk görülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 22. maddesinin 1. fıkrasında; konular aydınlandığında meselelerin sırasıyla oya konulacağı ve karara bağlanacağı, kararlarda bulunacak hususları düzenleyen 24. maddesinin (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler ile istem sonucunun kararda belirtileceği, (e) bendinde, kararın dayandığı hukuki sebeplerin, gerekçe ve hükmün kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu kurala bağlanmış, 49. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde ise usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması bozma sebebi olarak sayılmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesinde kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde ise Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun bilanço esasında ticari kazancın tespiti ile ilgili 38.maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında işletme sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile bu Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. ve 41. maddelerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Temyiz istemine konu edilen Vergi Dava Dairesi kararının; dava konusu işlemin ve tahakkukun, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı haricindeki hüküm fıkraları aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun bulunmuştur.

Dava konusu işlemin ve tahakkukun dayanağı vergi tekniği raporunda, acele kamulaştırma işleminin kesin bir işlem olması nedeniyle bedellerinin ödendiği tarihte elde edilen kazancın gelir hesaplarına eklenilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen, uyuşmazlığın sözü edilen bölümü hakkında, işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan kısmının hukuka uygunluk denetiminin yapılması neticesinde ulaşılan ''davacı şirketin taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı kanaatine varıldığı'' yolundaki yargıya yer vererek maddi olayı yanlış değerlendirmek suretiyle davanın değinilen kısmını sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf isteminin reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının bu yönden bozulması gerekmiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. Temyiz isteminin kısmen reddine,

2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının; dava konusu işlemin ve tahakkukun, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı haricindeki hüküm fıkralarının ONANMASINA,

3. Temyiz isteminin kısmen kabulüne,

4. Kararın; dava konusu işlemin ve tahakkukun, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, 23/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY :

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 22. maddesinin 1. fıkrasında; konular aydınlandığında meselelerin sırasıyla oya konulacağı ve karara bağlanacağı, kararlarda bulunacak hususları düzenleyen 24. maddesinin (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olaylar ve hukuki sebepler ile istem sonucunun kararda belirtileceği, (e) bendinde, kararın dayandığı hukuki sebeplerin, gerekçe ve hükmün kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu kurala bağlanmış, 49. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde ise usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması bozma sebebi olarak sayılmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesinde kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde ise Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkındaki vergi tekniği raporunda, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan şartları sağlamadığı hâlde taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalandığı, karşılıksız kredi teminat ve ipotek hizmetlerini vermek suretiyle ilişkili kişilere örtülü kazanç dağıttığı, acele kamulaştırma bedellerini gelir hesaplarına yansıtmadığı, finansal kiralamadan kaynaklanan kur farkı geliri, kur farkı gideri ve finansal kiralama faiz tutarlarını amortisman yoluyla itfa etiği yolunda saptamalara yer verilmiştir.

Söz konusu raporda, taşınmazların bağlı değer olmaması, taşınmaz ticareti veya kiralama işlemlerinin yapılması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması iddia edilerek davacının taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalanamayacağı kanaâtine ulaşılmıştır.

Öte yandan, davacı şirketin diğer avanslar hesabında kaydettiği 10.806.156,31 TL'nin, aktifine kayıtlı bazı taşınmazların acele kamulaştırma işlemleri neticesinde banka hesaplarına yatırılan tutardan kaynaklandığı, kamulaştırma bedeli için fatura düzenlenmediği, acele kamulaştırma işleminin kesin bir işlem olarak kabul edilmesi gerektiği, kamulaştırma işlemi gerçekleştikten sonraki hukuki durumun yalnızca taşınmazın değerine ilişkin olduğu, işlemin iptal edilmesi ile ilgili bir sürecin söz konusu olmadığı, taşınmazın nihai değeri ile ilgili olarak sonradan ortaya çıkacak farklılıkların (kamulaştırma bedelinin artması) ortaya çıktığı dönemde elde edilecek vergilendirme döneminde gelir hesabına aktarılabileceği dolayısıyla davacı şirkete acele kamulaştırma bedellerinin ödendiği tarihte elde edilen kazancın (maliyetleri çıkarıldıktan sonra) gelir hesaplarına ekledikten sonra şartları sağlaması durumunda Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan faydalanabileceği, ancak davacı şirketin taşınmaz alım satımı ve kiraya verme işlemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle taşınmaz ticareti faaliyeti içerisinde bulunduğu değerlendirildiğinden söz konusu istisnadan da faydalanamayacağı, bu nedenle davacı şirketin acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde ettiği tutarın gelir hesaplarına eklenmesinin yasal zorunluluk olduğu yolunda eleştiri yapılmıştır.

Vergi Mahkemesince, dava konusu işlemin, davacının taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan bölümü irdelenirken sadece taşınmaz ticareti faaliyetiyle iştigâl edilip edilmediği değerlendirmesi yapılarak hüküm kurulmuş, taşınmazların bağlı değer olmaması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması hususları yönünden değerlendirme yapılmamıştır.

Ayrıca, dava konusu işlemin, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı yönünden; işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan kısmının hukuka uygunluk denetiminin yapılması neticesinde ulaşılan ''davacı şirketin taşınmaz satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olmadığı kanaatine varıldığı'' yolundaki yargıya yer verildiği ve acele kamulaştırma kapsamına alınan taşınmazlara ilişkin olarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde öngörülen istisnadan yararlanamayacağına ilişkin olarak başka da bir tespit bulunmadığının ortaya konulması suretiyle acele kamulaştırma işlemleri nedeniyle elde edilen ve gelir hesaplarına aktarılması gereken tutarın, yeniden düzenlenecek olan gelir tablosu hesaplarına 8.780.330,56 TL olarak eklenmesinde hukuka uygunluk görülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemin, taşınmaz satış kazancı istisnasından kaynaklanan bölümü irdelenirken taşınmazların bağlı değer olmaması ve iki yıl aktifte bulunma şartının sağlanmaması hususları yönünden değerlendirme yapılmaksızın, ayrıca, acele kamulaştırmadan kaynaklanan kısmı hakkında ise maddi olay yanlış nitelendirilerek hüküm kurulması suretiyle davayı sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf isteminin reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının sözü edilen hüküm fıkralarının bozulması gerektiği görüşüyle, Daire kararına bu yönlerden katılmıyoruz.

Bu belge hakkında bize yazın Metinde hata mı gördünüz, sorunuz mu var?
Mesaj türü

İletişim bilgileri isteğe bağlı — size dönüş yapmamızı isterseniz doldurun.

Mesajınız yalnızca ekibimize iletilir, sayfada yayımlanmaz.
Kopyalandı